Onu dışarı götürerek ona moral vermeye çalıştık.We tried to cheer him up by taking him out.
Biz pazar günü asla çalışmayız.We never work on Sunday.
Doğal kaynaklarımızı korumaya çalışmalıyız.We must try to conserve our natural resources.
Biz yaşamımız için çalışıyoruz.We work for our living.
Yaşadığımız sürece çalışmaya devam etmeliyiz.We must continue to study as long as we live.
Her zaman başkalarına hizmet etmeye çalışmalıyız.We must always try to serve others.
Bizim çalışma saatleri konusunda başkan ile görüşme yaptık.We negotiated with the president about our working hours.
Bizim sosyal engelleri yıkmak için çok çalışmamız gerekmektedir.We must work hard to break down social barriers.
Biz çok çalışmak için zorlandık.We were forced to work hard.
Biz bir şey yemeden saatlerce çalışmaya devam ettik.We kept on working for hours without eating anything.
Onun başarısını sıkı çalışmaya bağladık.We ascribe his success to hard work.
Önceden bütün tehlikeleri etkisizleştirmeye çalıştık.We tried to eliminate all danger beforehand.
Önceden bütün tehlikeleri yok etmeye çalıştık.We tried to eliminate all danger beforehand.
Biz gündüz çalışırız ve gece dinleniriz.We work by day, and rest by night.
Arabalar gözlerimizin önünde birbiri ardına çalışıyorlar.Cars are running one after another before our eyes.
Fabrikalarımız tam kapasite çalışıyor.Our factories are working at full capacity.
Bizim sınıfta başka hiçbir çocuk Jack'ten daha çalışkan değil.No other boy in our class is more studious than Jack.
Onun çalışmaktan nefret ettiğini söylüyorlar.They say that he hates to study.
Aşırı çalışma ve yetersiz yemeklerden dolayı, o hastalandı.What with overwork and poor meals, she fell ill.
Yorgunluk fazla çalışmanın doğal sonucudur.Fatigue is the natural result of overwork.
Onun sağlığı fazla çalışmadan dolayı bozuldu.His health has broken down because of overwork.
Bilim adamları AIDS'e son vermek için harıl harıl çalışıyorlar.Scientists are working hard to put an end to AIDS.
O, ailesini desteklemek için çok çalışmak zorunda.He has to work hard so as to support his family.
Bir sürü kadın hem evde çalışırlar hem de dışarı çalışmaya giderler.Lots of women both run a home and go out to work.
Yaz tatili boyunca bir postanede çalıştım.I worked in a post office during the summer vacation.
Bay Kato çalışmak için artık çok yaşlıydı.Mr Kato was too old to work any longer.
Bu fabrikada yüzlerce kişi çalışır.Hundreds of people work in this factory.
Saatler süren çalışmadan sonra yoruldu.He was worn out after hours of work.
Saatlerce çalışmaktan yoruldum.I felt tired from having worked for hours.
Ne çalındı?What was stolen?
Ne demek istemeye çalıştığını anlayamıyorum.I can't understand what you're trying to get at.
Çalışma avareliğe tercih edilir.Work is preferable to idleness.
Bir şey düzenlemeye çalışalım.Let's try to arrange something.
Ben onu sıkı çalışma programıma katacağım.I'll work that into my tight schedule.
Başarılı olmak istiyorsa, daha fazla çalışması gerekir.If he wants to succeed at all, he must work harder.
Pis su borusu iyi çalışıyor.The drain is running freely.
Kafanızda müziği yeniden oluşturmaya çalışın.Try to reproduce the music in your mind.
Hiç gürültü yapmayın, ders çalışıyorum.Don't make any noise, I'm studying.
Ben bir grupta çalıyorum.I play in a band.
Konuşmacı insanları isyana teşvik etmeye çalıştı.The speaker tried to incite the people to rebellion.
İstasyon ve havaalanı arasında otobüsler çalışır.Buses run between the station and the airport.
İngilizce çalışmaya başladın mı?Have you begun studying English?
İngilizce çalışalım.Let's study English.
İngilizce çalışıyorum.I'm studying English.
Beş yıldır İngilizce çalışıyorum.I've studied English for five years.
Her gün İngilizce çalışmalısın.You must study English every day.
"Niçin çok İngilizce çalışıyorsun?""İngilizce öğretmeni olmak için.""Why are you studying English so hard?" "To be an English teacher."
İngilizceni geliştirmek istiyorsan mümkün olduğu kadar sık İngilizce konuşmaya çalış.Try to speak English as often as possible if you want to improve your English.
İngilizceni geliştirmeye çalış.Try to improve your English.
Yağışlı hava onun bahçede çalışmasını önledi.The rainy weather prevented her from working in the garden.
Genelde lise öğrencileri üniversite öğrencilerinden daha çok çalışırlar.Generally speaking, high school students study harder than college students.
Genel olarak, Japonlar çalışkandır.In general, Japanese are hardworking.
Soğuk nedeniyle yalnızca bir çalışma günümü kaçırdım ve masam kağıtlarla dolu.I only missed one day of work because of a cold and my desk is piled high with papers.
Bütün gün boyunca çiftlikte çalıştığı için, o tamamen yorgundu.Having worked on the farm all day long, he was completely tired out.
Bir tam günlük çalışmadan sonra bir bardak bira gibi bir şey yoktur.There is nothing like a glass of beer after a whole day's work.
Bir günlük sıkı çalışmadan sonra sessiz olmak istiyorum.I want to be quiet after a day's hard work.
Bir seferde bir şey yapmaya çalış.Try to do one thing at a time.
Sıkı çalışırsan sınavını geçersin.If you work hard, you'll pass your exam.
Sıkı çalış ve başaracaksın.Study hard, and you'll succeed.
Sıkı çalışırsan, başarırsın.Study hard, and you'll succeed.