Biz zilin çalışını dinledik.We listened to the bell ring.
Hepimiz gece geç saatlere kadar çalışmaya alışığız.We are all accustomed to working late at night.
Kimse bizi görmesin diye bir çalının arkasına saklandık.We hid behind a bush so that no one would see us.
Sınavlara hazırlık için çok çalışıyoruz.We are studying hard in preparation for the exams.
Biz dünya barışı için çalışıyoruz.We are working for world peace.
Birçok şekilde İngilizce çalışabiliriz.We can study English in many ways.
Biz standarda ulaşmaya çalıştık.We tried to come up to the standard.
Sınavı geçmek istiyorsan çok çalışmalısın.You'll have to work hard if you want to pass the exam.
Testi geçmek için çok çalışmalıyım.I must work hard to pass the test.
Sınav beni sıkı çalışmaya zorladı.The examination compelled me to study hard.
Sakin görünmeye çalıştı ama titreyen elleri onu ele verdi.He tried to seem calm but his trembling hands betrayed him.
Ofis çalışanları problemi çözmek için hızlı ve etkili çalıştılar.The office staff worked quickly and efficiently to resolve the problem.
Zaman, çalışma, eğlence, ve eğitim için ayrılmıştır.Time is allotted for work, recreation, and study.
Saat çalışmıyor, yeni pillere ihtiyacım var.The clock has run down. I need new batteries.
Saat çalışıyordu ama alarm çalmadı.The clock was working, but the alarm had not gone off.
Gelecek bölümü çalışın.Study the next chapter.
Bir daha ki sefer daha iyi yapmaya çalışın.Try and do better next time.
Tek başıma çalışmayı tercih ederim.I prefer to work on my own.
Kendinizi kontrol etmeye çalışın.Try to control yourself.
Benim bisikletim çalındı.My bicycle was stolen.
Her zaman istediğini almaya çalışıyorsun.You always try to get what you want.
Bunu kendin anlamaya çalışmalısın.You should try to figure it out for yourself.
Kendiniz için düşünmek ve çalışmak çok önemli.It is very important to think for yourself and to study.
O istediğini yapmaya çalışacak.He will try to have his own way.
Çok boş zamanım olduğu için Fransızca çalışmaya karar verdim.Having lots of free time, I've decided to study French.
Sözlük olmadan, İngilizce çalışmak zor olurdu.Without a dictionary, it would be hard to study English.
Sözlükteki tüm kelimeleri hatırlamaya çalışmak yararsızdır.It is useless to try to remember all the words in the dictionary.
Kaybedilen zamanı telafi etmek için çok çalışmalıyız.We must work hard to make up for lost time.
Bil bakalım ne oldu! Yeni Zelanda'ya çalışma'ya gidiyorum.Guess what! I'm going to New Zealand to study.
Ben gerçekten çalışmak zorunda olacağım.I really will have to study.
Patron bize sabahtan akşama kadar çalışmamızı emretti.The boss ordered us to work from morning till night.
Arabayı çalıştıramıyorum.I can't get the car to start.
Sen gençken çok çalışmalısın.You should work hard while you are young.
Keşke gençken daha çok çalışsaydım.I wish I'd studied harder when I was young.
Keşke gençken daha çok İngilizce çalışsaydım.I wish I had studied English harder when I was young.
Gençken çok çalışmak zorundaydım.I had to work hard when I was young.
Bana yardımcı olur musun? Bu makineyi nasıl çalıştıracağımı bilmiyorum.Can you help me? I can't make out how to start this machine.
Liderler, ekonomik büyümenin önündeki engelleri ortadan kaldırmaya çalışıyorlar.Leaders are trying to do away with impediments to economic growth.
Derse çalışmalıydın.You should have prepared for the lesson.
Sadece sürekli çalışma yerine arada bir dışarı çık ve eğlen.Go out and have a good time once in a while instead of just studying all the time.
Haftada üç saat çalışmak, bir dil öğrenmek için yeterli olmaz.Studying three hours a week wouldn't be enough to learn a language well.
En azından haftada bir kez egzersiz yapmaya çalış.Try to exercise at least once a week.
Haftada kaç kez futbol takımı çalışma yapar?How many times a week does the soccer team practice?
Her çalışan, yılda iki haftalık ücretli bir tatil yapma hakkına sahiptir.Each employee is entitled to a two week paid vacation per year.
Çalışanlar üniforma giymek zorunda.Employees are required to wear uniforms.
Her çalışanın kendi aracını mükemmel şekilde tutması gerekiyor.Every employee is supposed to keep his own vehicle in perfect condition.
Mümkün olduğunca çok çalışarak kayıp zamanı telafi edeceğim.I will make up for the lost time by studying as hard as I can.
Mümkün olduğu kadar çok sayıda kitap okumaya çalış.Try to read as many books as possible.
Junko bu gece matematik çalışmak zorunda kalacak.Junko will have to study math tonight.
Sık sık kendini çalışma odasına kapatır ve böyle şeyler yazar.He often shuts himself up in the study and writes things like this.
İnsanlığın çıkarları için çalışmalısın.You should work in the interests of humanity.
Ben ona biraz nasihat vermeye çalıştım fakat o bana şiddetle kötü davrandı.I tried to give him some advice, but he just abused me violently.
Kadınlar erkeklerden daha düşük bir maaşla çalıştırılırlar.Women are employed at a lower salary than men.
Geleceğin uğruna çalışsan iyi olur.You'd better study for the sake of your future.
Bir roman yazarken, hayal gücümüzü çalıştırırız.When we write a novel, we exercise our imagination.
Bir kız, flüt çalıyor.A girl is playing the flute.
Bir çocuk davul çalıyordu.A boy was beating the drum.
Bir çocuğu kurtarmaya çalışırken neredeyse boğuluyordum.I came near being drowned, trying to rescue a boy.
Onun terfi alamadıktan sonra çalışma isteği kalmadı.She had no incentive to work after she was refused a promotion.
Bilgilendirilmek için mümkün olduğu kadar çok okumaya çalışıyorum.In order to keep informed, I try to read as much as possible.