butünüyle ile cümle
butünüyle kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
9
HARF
4
HECE
9
ORT. KELİME
Ama onun dışında iki yarıküre birbirinden bütünüyle ayrıdır.Ma a parte questo, i due emisferi sono completamente separati.
Ama onun dışında iki yarıküre birbirinden bütünüyle ayrıdır.Maar voor de rest zijn de twee hersenhelften volledig van elkaar gescheiden.
Ama onun dışında iki yarıküre birbirinden bütünüyle ayrıdır.Mas, aparte isso, os dois hemisférios estão totalmente separados.
Ama onun dışında iki yarıküre birbirinden bütünüyle ayrıdır.Men bortsett från detta så är de båda hjärnhalvorna fullständigt åtskilda.
Ama onun dışında iki yarıküre birbirinden bütünüyle ayrıdır.Men ud over det, er de to hjernehalvdele fuldstændig adskilte.
Ama onun dışında iki yarıküre birbirinden bütünüyle ayrıdır.Mimo to jsou však obě hemisféry kompletně oddělené.
Ama onun dışında iki yarıküre birbirinden bütünüyle ayrıdır.Mimo toto spojenie sú obe hemisféry od seba celkom oddelené.
Ama onun dışında iki yarıküre birbirinden bütünüyle ayrıdır.Nhưng ngoài ra, hai bán cầu là hoàn toàn riêng biệt.
Ama onun dışında iki yarıküre birbirinden bütünüyle ayrıdır.Pero excepto por eso,
Ama onun dışında iki yarıküre birbirinden bütünüyle ayrıdır.Stanowi ono jedyne połączenie pomiędzy półkulami naszego mózgu.
Ama onun dışında iki yarıküre birbirinden bütünüyle ayrıdır.Tapi di luar itu, kedua bagian otak ini betul-betul terpisah.
Ama onun dışında iki yarıküre birbirinden bütünüyle ayrıdır.Αλλά εκτός από αυτό, τα δύο ημισφαίρια είναι εντελώς διαχωρισμένα.
Ama onun dışında iki yarıküre birbirinden bütünüyle ayrıdır.Але окрім цього, дві півкулі ніяк не зв'язані між собою.
Ama onun dışında iki yarıküre birbirinden bütünüyle ayrıdır.Но с изключение на тази връзка, двете полукълба са напълно отделени.
Ama onun dışında iki yarıküre birbirinden bütünüyle ayrıdır.אולם פרט לכך, שני חצאי המוח נפרדים לחלוטין.
Ama onun dışında iki yarıküre birbirinden bütünüyle ayrıdır.ولكن غير ذلك فإن النصفين الكرويين منفصلان تماماً
Bana bütünüyle takipçi olacağını ve değişime odaklanacığını söyledi, ki buna gerçekten ihtiyaç var.장관님은 거기서 "변화"를 만들어 내겠다는 약속을 해 주셨습니다. 이것이 무엇보다도 필요한 일입니다.
Bana bütünüyle takipçi olacağını ve değişime odaklanacığını söyledi, ki buna gerçekten ihtiyaç var.Vzal to naprosto za své a snaží se dosáhnout změny, která je rozhodně nutná.
Bana bütünüyle takipçi olacağını ve değişime odaklanacığını söyledi, ki buna gerçekten ihtiyaç var.Začal sa tomu venovať a snaží sa dosiahnuť zmenu, ktorá je rozhodne potrebná.
Bana bütünüyle takipçi olacağını ve değişime odaklanacığını söyledi, ki buna gerçekten ihtiyaç var.Zadeklarował swoje oddanie pracy nad zmianami, co jest niezbędne.
Bana bütünüyle takipçi olacağını ve değişime odaklanacığını söyledi, ki buna gerçekten ihtiyaç var.והוא נתן לי את המחויבות המלאה שלו לנסות ולעשות שינוי שהוא ממש הכרחי
Bana bütünüyle takipçi olacağını ve değişime odaklanacığını söyledi, ki buna gerçekten ihtiyaç var.وقد تعهد لي بإلتزام تام لإحداث تغير حقيقي فيما يخص هذه القضية والذي هو مطلوب بشدة اليوم
Bana bütünüyle takipçi olacağını ve değişime odaklanacığını söyledi, ki buna gerçekten ihtiyaç var.必ず状況が好転するよう無条件に約束してくださいました。 これは本当に重要なことです。 これはスコットランド議会です。
Ben Ellen ve bütünüyle yiyeceklerle saplantılıyım.Chamo-me Ellen e sou obcecada por comida.
Ben Ellen ve bütünüyle yiyeceklerle saplantılıyım.Ellen vagyok és az étkezés teljesen rögeszmémmé vált.
Ben Ellen ve bütünüyle yiyeceklerle saplantılıyım.Ich bin Ellen, und ich bin total besessen von Ernährung.
Ben Ellen ve bütünüyle yiyeceklerle saplantılıyım.Ik ben Ellen en ik word geobsedeerd door eten.
Ben Ellen ve bütünüyle yiyeceklerle saplantılıyım.Já jsem Ellen a jsem naprosto posedlá jídlem.
Ben Ellen ve bütünüyle yiyeceklerle saplantılıyım.Ja som Ellen a som úplne posadnutá jedlom.
Ben Ellen ve bütünüyle yiyeceklerle saplantılıyım.Je m'appelle Ellen, et je suis complètement obsédée par la nourriture.
Ben Ellen ve bütünüyle yiyeceklerle saplantılıyım.저는 엘렌이고 저는 음식에 대단히 집착합니다.
Ben Ellen ve bütünüyle yiyeceklerle saplantılıyım.Mam obsesję na punkcie żywności.
Ben Ellen ve bütünüyle yiyeceklerle saplantılıyım.Mi chiamo Ellen e sono completamente ossessionata dal cibo.
Ben Ellen ve bütünüyle yiyeceklerle saplantılıyım.Saya Ellen, dan saya sangat terobsesi dengan pangan.
Ben Ellen ve bütünüyle yiyeceklerle saplantılıyım.Soy Ellen y estoy completamente obsesionada con la comida.
Ben Ellen ve bütünüyle yiyeceklerle saplantılıyım.Sunt Ellen și sunt obsedată de alimentație.
Ben Ellen ve bütünüyle yiyeceklerle saplantılıyım.Tôi là Ellen, tôi rất có tâm hồn ăn uống.
Ben Ellen ve bütünüyle yiyeceklerle saplantılıyım.Είμαι η Έλεν και έχω εμμονή με το φαγητό.
Ben Ellen ve bütünüyle yiyeceklerle saplantılıyım.Аз съм Елън, и съм напълно обсебена от храната.
Ben Ellen ve bütünüyle yiyeceklerle saplantılıyım.Меня зовут Эллен. Я просто помешана на правильном питании.
Ben Ellen ve bütünüyle yiyeceklerle saplantılıyım.אני אלן, ואני אובססיבית לגמרי לגבי אוכל.
Ben Ellen ve bütünüyle yiyeceklerle saplantılıyım.إسمي إلين .. وانا مهوسة جدا بالطعام
Ben Ellen ve bütünüyle yiyeceklerle saplantılıyım.初めからそれに引かれたのではありません
Berkeley videoları yıllardır YouTube'a koymaktadır. Ve dersler bütünüyle kaydedilmiş durumdadır.把这个视频放到Youtube上很多年了。这些课程已经全部被录像。
Birçoğu, insanların, bir kural olarak, tercih edebilecekleri özel bir bölge fikrini bütünüyle anlıyor.Banyak dari mereka memiliki gagasan tentang zona khusus di mana orang-orang dapat memilih untuk tinggal.
Birçoğu, insanların, bir kural olarak, tercih edebilecekleri özel bir bölge fikrini bütünüyle anlıyor.그들 대부분이 특별 구역 개념을 잘 알고 있습니다. 국민들이 규칙 아래 참여할 수 있는 구역말입니다.
Birçoğu, insanların, bir kural olarak, tercih edebilecekleri özel bir bölge fikrini bütünüyle anlıyor.Många av dem förstår verkligen tanken med en särskild zon där folk efter reglerna kan välja att delta.
Birçoğu, insanların, bir kural olarak, tercih edebilecekleri özel bir bölge fikrini bütünüyle anlıyor.Mange af dem er fuldstændig med på ideen om en special zone som folk kan slutte sig til.
Birçoğu, insanların, bir kural olarak, tercih edebilecekleri özel bir bölge fikrini bütünüyle anlıyor.Mnoho z nich chápe význam zvláštní zóny, kam by se lidé mohli přestěhovat, jako pravidlo.
Birçoğu, insanların, bir kural olarak, tercih edebilecekleri özel bir bölge fikrini bütünüyle anlıyor.Molti capiscono in che senso una zona speciale che le persone possono scegliere, sia una regola.
Birçoğu, insanların, bir kural olarak, tercih edebilecekleri özel bir bölge fikrini bütünüyle anlıyor.Mulți din ei înțeleg în totalitate noţiunea de "zonă specială", pentru care oamenii pot opta ca regulă.
Birçoğu, insanların, bir kural olarak, tercih edebilecekleri özel bir bölge fikrini bütünüyle anlıyor.Varios de ellos entienden completamente la idea de una zona especial a la cual la gente pueda ir a vivir.
Birçoğu, insanların, bir kural olarak, tercih edebilecekleri özel bir bölge fikrini bütünüyle anlıyor.Velen van hen lopen warm voor een speciale zone waaraan mensen kunnen meedoen als regel.
Birçoğu, insanların, bir kural olarak, tercih edebilecekleri özel bir bölge fikrini bütünüyle anlıyor.Viel von denen haben die Idee der Sonderzonen verstanden, dass Leute an Regeln teilhaben können.
Birçoğu, insanların, bir kural olarak, tercih edebilecekleri özel bir bölge fikrini bütünüyle anlıyor.Wielu z nich świetnie rozumie zasadę specjalnej strefy, do której ludzie mogą się włączyć.
Birçoğu, insanların, bir kural olarak, tercih edebilecekleri özel bir bölge fikrini bütünüyle anlıyor.Багато з них чудово розуміють ідею спеціальної зони, до якої люди можуть долучатися як до правила.
Birçoğu, insanların, bir kural olarak, tercih edebilecekleri özel bir bölge fikrini bütünüyle anlıyor.Многие из них отлично понимают концепцию специальной зоны, в которой люди могут участвовать, как в правиле.
Birçoğu, insanların, bir kural olarak, tercih edebilecekleri özel bir bölge fikrini bütünüyle anlıyor.רבים מהם מקבלים לחלוטין את הרעיון של אזור מיוחד שאנשים יכולים להצטרף לשם כחוק.
Birçoğu, insanların, bir kural olarak, tercih edebilecekleri özel bir bölge fikrini bütünüyle anlıyor.كثير منهم مع فكرة وجود منطقة خاصة يمكن للناس ان تختارها كقاعدة.
Birçoğu, insanların, bir kural olarak, tercih edebilecekleri özel bir bölge fikrini bütünüyle anlıyor.人々が任意で参加するものであることを 完全に理解しています これはルールを変えるためのルールであって