Su abdeste tadı, bulanıklığı ve kokusunun olağan olması ile uygun olmaktadır .Slechts dingen die uit het vliegtuig komen blijken nog normaal te smaken of ruiken.
Bu Altın Bilet'i bulan herhangi bir çocuk yarışmaya dahil olacaktır.Bij elk wedstrijdonderdeel hoort een lesbrief.
Kahvaltıdan kalkınca Nilgün’ün başı döner, midesi bulanır.Als hij ontwaakt uit zijn winterslaap, is de egel mager en hongerig.
En sonunda onu bulan taşıyıcı kamyonu onu yarışa götürür.De rijder die dan in de baan komt rijdt vervolgens de race uit.
Arabulucu, ara bulan kişi anlamında kulanılan bir kelimedir.In figuurlijke zin wordt met clown een aansteller bedoeld.
Bulantı kusma ve ateş tabloya eşlik edebilir.Dit kan gepaard gaan met afkalving en golfoploop.
Deliriyum, bilinç bulanıklığı ile karakterize bir sendrom.Wier wijsheid dwaasheid is en loos verniste logen.
Yan etkileri; hafif başağrısı ve mide bulantısıdır.Bijwerkingen zijn lichte hoofdpijn en misselijkheid.
Bulanık sularda balık tutmaya mı çalışıyorsun?Probeer je te vissen in troebel water?
Bulanık sularda balık tutmaya mı çalışıyorsun?Proberen jullie te vissen in troebel water?
Hoa: Essun'u ormanda bulan ve yolculuğunda ona eşlik eden gizemli bir çocuk.Hoa – tajemniczy chłopiec, który towarzyszy Essun w podróży.
Mikrokredit kavramını bulan ve geliştirenlerdendir.Opracował pojęcie mikrokredytu.
Son 20 yıldır, göl seviyesinde 3-4 metreyi bulan bir çekilme olmuştur.W ostatnich latach w jednym ze szkockich jezior złowiono wstęgora o długości 3 metrów.
Yerelnet, Bulanık KöyüNowa Wieś Głubczycka
Bu şarkı sonunda Faust ellerine bakınca ellerinin kana bulanmış olduğunu görür.Na koniec majaczy, że ręce Fausta broczą krwią.
Bulan, bulunan, bulucu demektir.Miesiąca Pazdziernika Oprawującego Się.
Sadece savaşa katkıda bulanabilecek fabrikalar doğuya taşındı.Wyposażenie fabryki najprawdopodobniej wywieziono na wschód.
Toprakta ve suda bulanabilirler.Może polować na lądzie i w wodzie.
Bulanıklara ve Melezlere dikkat etmelidir.Nadają się na rabaty i żywopłoty.
Ayrıca tabanı daha alçakta bulanan kümülonimbuslar yıldırım açısında daha tehlikelidir.Nawet światło padające z okien karczmy jest bardziej groźne, niż podnoszące na duchu.
Bulandıran, puslandıran anlamına gelir.Kto się ceni – POPLista.
Dokuz yeraltı zindanının girişini bulana kadar Link çeşitli yaratıklarla savaşmak zorundadır.Do obsługi uruchomionej linii zakupiono 9 trolejbusów Vétra VBRh.
Devam filmleri de gerçeklik ve rüya arasındaki farkları bulanıklaştırmaya devam etmiştir.Film porusza problem wyboru między marzeniem a rzeczywistością.
Mide bulantısı ilaçları çocuklarda kusma tedavisinde faydalı olabilir.Leki przeciwwymiotne mogą być pomocne przy leczeniu uciążliwych wymiotów u dzieci.
Mide bulantısı da yapabilir.Może być nadana pośmiertnie.
Oysa bulanık düşünce kimseyi bir yere götürmez, dünyayı hiç etkilemeksizin sürekli hoş görülebilir.""Kto nie dotknął ziemi ni razu, ten nigdy nie może być w niebie".
Toprakaltı eser bulanların en yakın müzeye haber vermesi gerekmektedir.Witryna prezentuje najświeższe informacje ze świata muzyki.
Bulan, bulunan, bulucu demektir.För månen, se Himalia (måne).
1828'de vuku bulan ikinci vakada, kıdemli madencilerin birçoğu ölürken Brunel da ölümden kıl payı kurtuldu.Vid den andra översvämningen 1828 lyckades Brunel nätt och jämnt undkomma att förolyckas.
Yeni içkisini test etmek için, ilk önce beğenisini bulan mağaza sahibi Wade Morrison'a teklif etti.Han erbjöd affärsinnehavaren Wade Morrison att pröva den nya drycken, och den föll honom i smaken.
Mezarı bulan arkeologlar mumyayı ve hazineleri Kahire Mısır Müzesi'ne gönderirler.Arkeologerna finner graven och lämnar över mumien och skatterna till ett museum i Kairo.
Gölde yüzölçümleri toplamda 43 kilometrekareyi bulan birçok ufak ada bulunur.Sjön innehåller små öar på sammanlagt 43 kvadratkilometers yta.
Belki termodinamikte bir kanun bulan bizler at gözlükleriyle bakıyor olabiliriz.En metaforanays gör det möjligt att se något nytt med nya glasögon.
Bu metodu bulan kişi, Danimarkalı bilim adamı Hans Christian Gram'dır.Metoden utvecklades av den danska bakteriologen Hans Christian Gram.
Kımızı bulan da odur.Mannen som sålde månen.
Fakat vuku bulan çatışmada yenildi.Hans armé besegrades i slaget vid Køge.
Bir zombinin etini yerseniz %80 ihtimalle mideniz bulanır.För att klara av en låt ska man ha en träffsäkerhet på 80%.
Dibi çamurlu bir yapıya sahiptir, rüzgârlı havalarda bulanıklaşır.Det är en envåningsbyggnad med inredd vind.
Klasik diyabetik ketoasidoz (DKA)’da karın ağrısı, mide bulantısı ve kusma görülebilir; fakat ishal görülmez.Klassisk diabetisk ketoacidos (DKA) har symptomen buksmärta, illamående och kräkningar men ingen diarré.
Toprakta ve suda bulanabilirler.Detta gäller både från land och i vatten.
Mide bulantısı ilaçları çocuklarda kusma tedavisinde faydalı olabilir.Протиблювотні препарати можуть бути корисними при лікуванні блювоти у дітей.
Styles One Direction adını bulan kişi oldu.Назвати групу «One Direction» була саме його ідея.
Sumatriptan gibi triptanlar, kişilerin neredeyse %75'inde hem ağrı hem de bulantı için etkilidir.Триптани, такі як суматриптан, є ефективними для полегшення як болю, так і нудоти, у майже 75 % осіб.
Bu dünyanın özündeki kendinde anlamsız varlığı karşısında duyulan bir bulantı'dır.Відчуття абсурдности через те, що це відбувається в твоїй країні.
Yeni içkisini test etmek için, ilk önce beğenisini bulan mağaza sahibi Wade Morrison'a teklif etti.Першим, хто скуштував новий напій був власник аптеки Вайд Соррісон, якому напій сподобався.
Yaklaşık 1.100 odası, 100 merdiven çıkışı ve toplamda 4,8 kilometreyi bulan uzun koridorları vardır.В палаці близько 1100 приміщень, 100 сходів та 4,8 кілометра коридорів.
100 metreyi bulan dalışları sırasında kanatlarını kürek olarak kullanırlar.При пірнанні на глибину до 100 м вони використовують свої крила для того, щоб гребти.
Bulanık görme nadirdir.Блювання буває рідко.
Bu kulüp bugünkü Bulancaksporun temelini oluşturur.Саме цей клуб став базою для сучасного клубу.
Daha sonra da Bulantı romanında edebi bir metin olarak konuyu somut biçimde değerlendirir.Проте з часом розуміє, що роман такого масштабу йому буде написати складно.
Piñatayı bulan, sopayla vurarak onu aşağı düşürür.Як почне кипіти, зняти піну.
Katili bulana 6 Milyon TL ödül verileceği duyuruldu.Його підозруюють в розкраданні 3 млн гривень.
1808'de, boru bulanlardan biriydi.В 1808 році вона була покрита залізом.
Örnegin köpeğini kaybeden şahıs A bulunması halinde bulana belli miktarda para vereceğini taahhüt eder.Власник, який загубив певну річ, обіцяє винагороду тому, хто її знайде.
Toprakta ve suda bulanabilirler.Здатна прибувати на суходолі та воді.
Ancak o zaman, sadece bazı ayrıntıları görünen bulanık bir yıldız gibidir.Однак є невелика ймовірність, що це таки окрема зоря.
Sezon boyunca 2,970 dakika şans bulan Rhodolfo, 6 sarı kart gördü.Усього Рафаел провів 990 хвилин у грі й отримав 4 жовтих картки.
Onların yakılmaları caiz bulan fetva vermiştir.Epakta udává staří měsíce (počet dní od novoluní).
Savaş zamanında savaş gemisi ile ticari gemi arasındaki fark sıklıkla bulanıktır.Během války se rozdíly mezi válečnými a obchodními loděmi obvykle stíraly.
Sumatriptan gibi triptanlar, kişilerin neredeyse %75'inde hem ağrı hem de bulantı için etkilidir.Triptany – jako například sumatriptan - působí účinně při bolesti i výskytu nauzey, a to až u 75% nemocných.