Bulanıklaştırma) benimsediler.И они обнялись.
Yaklaşık 1.100 odası, 100 merdiven çıkışı ve toplamda 4,8 kilometreyi bulan uzun koridorları vardır.Во дворце 1100 помещений, 100 лестниц и 5 километров коридоров.
"Doğumu çok fazla düşünmenin midemi bulandırdığını söylemek güç değil."«Для меня даже глупо думать о браке».
Parayı bulan Arezou sonradan gitmekten vazgeçer.Поклонники в любой момент могут прекратить финансирование.
İkisi de "çok rahatsız edici şekilde bulanıklaşmaya başladı" ve kitap fikrini oluşturdu.«Сильнее всего меня вдохновлял Ветхий Завет», — так прокомментировал он идею создания книги.
Sık (>%1-<%10): Başağrısı, karın ağrısı, diyare, şişkinlik hissi, bulantı/kusma, kabızlık.Часто (>1/100, <1/10): головная боль, боль в животе, диарея, метеоризм, тошнота, рвота, запор.
Tuşu bulan isim ise Mercury'di.Проектным названием было просто «Марелли».
Mide bulantısı veya kusma olabilir.Может быть пульсирующей или тупой.
90 dakika forma şansı bulan futbolcu, 6-0'lık mağlubiyete karşı koyamadı.Титул, впрочем не помог чилийской команде избежать разгрома 66:0.
Kendimi unutuyorum ve zihnim bulanıyor.أنه يغيظني ويفقع مرارتي .
Sumatriptan gibi triptanlar, kişilerin neredeyse %75'inde hem ağrı hem de bulantı için etkilidir.إن أدوية مجموعة التريبتانات مثل سوماتريبتان فعالة ضد الآلام والغثيان لدى حتى 75% من الناس.
Sayıları 51'i bulan Garip'in ilk örnekleri olan bu eserler, abartılı bir dille yazılmıştır.وقد كُتبت هذه الأعمال التي بلغ عددها 51 عملاً والتي كانت النماذج الأولى لتيار الغريب بلغةٍ مبالغٍ فيها.
Kardeşinin cenazesinde bir kitap bulan Liesel, onu hatırlamak için kitabı saklar.ففي بداية الرواية تحصل ليسل في جنازة أخوها على كتاب لم تستطع قراءته .
Kişilerin %90'ında bulantı ve üçte birinde kusma meydana gelir.يحدث الغثيان لدى ما يقرب من 90٪ من الناس، ويحدث القيء لدى حوالي الثلث.
Mide bulantısı veya kusma olabilir.قد يكون حامضاً أو حلواً.
Savaş zamanında üç binleri bulan personel sayısı binlere kadar düşmüştü.دخلت ثلاثة ملايين فقط من العاملات الجدد القوى العاملة خلال فترة الحرب.
Memorandumuna aldığı yanıtı yetersiz bulan de Gaulle, ülkesi için bağımsız bir savunma gücü kurmaya başladı.وبالنظر إلى الرد غير المرض، بدأ ديغول في بناء قوة دفاع مستقلة لبلده.
Kımızı bulan da odur.أشهر البلاد استخداما له.
Bu gazın kokusu sarımsağa benzer, mide bulandırıcı bir kokusu vardır.ظُهور رائحة من الفَم تُشبه الأَسيتون.
Cepheye gitme fırsatı bulan İbrahim, ölmeden babasından helallik almak istemektedir.عرض عدي على لطيف فرصة العودة إلى العراق مهددا بقتل والده إذا رفض.
Mide bulantısı yapar ve yalnızca kullanan kişi hareket edebilir.صمم شيئاً يستطيع حتى المعتوهين استعماله، ولسوف لا يستعمله سوى المعتوهين.
Ahlat, Adilcevaz, Bulanık, Van 1.4.الأخلاطية، العدلجوازية، البولانيقية، الوانية 1.1.4.
En karmaşık yarı mühimmat ise hedefini bulan mermilerdi.كانت أفضل الذخائر هي الصب من الرصاص.
Ayrıca Gürcistan'a haftanın belirli günlerinde Bulancak Otogarından seferler yapılmaktadır.لكن ومع ذلك، تسبب هذا بإغضاب إيه جاي التي صفعت كايتلين اسبوعا بعد اسبوع.
Daha sonra Maria ve Mike'ı bulan Zayn, onlara zaten iki kez özür dilediğini söyledi.Mais tarde, Zayn encontrou Maria e Mike e disse que já tinha se desculpado duas vezes.
Sumatriptan gibi triptanlar, kişilerin neredeyse %75'inde hem ağrı hem de bulantı için etkilidir.Os triptanos como o sumatriptano são eficazes para o alívio das dores e das náuseas em até 75% das pessoas.
Styles One Direction adını bulan kişi oldu.Styles deu o nome de One Direction (Uma Direção).
Mezarı boş bulan Neil, yerel bir misyoner olan Dr. Bruner'in yardımına başvurur.Neil solicita assitência do missionário local, Dr. Bruner.
Çizgiyle hayat bulan canavar, Max'in çizimlerini yırtmaya , talan etmeye başlar.O monstro então ganha vida e invade os desenhos de Max, começando a destrui-los.
Horner şarkıyı Cameron'a sunmak için onun uygun ruh halinde olduğu zamanı bulana kadar bekledi.Horner esperou até que Cameron estivesse com um bom humor para lhe apresentar a canção.
Devam filmleri de gerçeklik ve rüya arasındaki farkları bulanıklaştırmaya devam etmiştir.A peça questiona os limites entre ficção e realidade.
Bunlar; ishal, bulantı, karın ağrısı ve kusmadır.Ela opõe-se a Dolo (trapaça), Apáte (engano) e Pseudeia (mentira).
Mide bulantsından bitkin düşseler de Charlie adamı dövmeyi başarır.David, apavorado, abre o estômago do homem de qualquer maneira.
Schapiro’nun çalışmaları güzel sanat ve zanaat arasındaki çizgiyi bulanıklaştırdı.O mais recente trabalho de Kapoor confunde os limites entre a arquitetura e a arte.
Bulantı gibi yan etkileri yaygındır.Os efeitos colaterais são comuns.
Dönüşü bulanın ismi bilinmemektedir.Em qualquer outro caso, o retorno é UNKNOWN.
Go motion hareket bulanıklığı içeren stop motion tekniğidir.O filme utiliza a técnica de stop-motion.
Görme muhtemelen günün geri kalanında bulanık kalacaktır.É possível que ela venha a ficar paralítica para o resto da vida.
Bulanık KaymakamlığıMalefícios esquecidos.
1964 yılında ailesi boşandı, ve bunu çok sorunlu bulan Frank ailesinden uzaklaştı.Em 1964 seus pais se separaram, experiência tão traumática para ele que logo saiu de casa.
Bunu aklımızda tutarak içeriğimizi faydalı bulan herkesle paylaşmak istiyoruz." diyerek özetlemiştir.Com isto em mente, nós queremos compartilhar nosso conteúdo com quem pode ser útil."
Xander ise Anya'ya onun midesini bulandırdığını söyler.Então Eko repara que Ana Lucia está a sangrar do estômago e da boca.
Günümüzde bu iki sistem arasındaki çizgi oldukça bulanıklaşmıştır.Atualmente, o relacionamento entre as duas está estável.
Bulanık mantıkta temel olan bir sonuca varmaktır.Consequência lógica é um conceito fundamental na lógica.
Sıkıntı, korku, zihin bulanıklığı, ajitasyona sebep olur.Ou seja a paixão, o medo e a fúria nos fazem perder o discernimento.
Mide bulantısı ilaçları çocuklarda kusma tedavisinde faydalı olabilir.Os antieméticos podem ajudar no tratamento de vómitos em crianças.
Fakat vuku bulan çatışmada yenildi.No manga foi derrotado em batalha.
Sayıları yaklaşık 100.000'i bulan heyet ordusu büyük kayıplar vererek çekildi.O exército espanhol, com cerca de 100 000 homens, encontrava-se paralisado.
2000 MTV Film Ödülleri Sarah Jessica Parker'ın sunumuyla sahiplerini bulan ödüllerdir.De MTV Movie Awards van 2000 werden gepresenteerd door Sarah Jessica Parker.
Eğer Christina'yı canlı bulan bir insan olsaydı, 100.000 dolar ile ödüllendirilecekti.Mocht Natalee levend worden teruggevonden, dan zouden ze één miljoen dollar uitkeren.
Yaklaşık 1.100 odası, 100 merdiven çıkışı ve toplamda 4,8 kilometreyi bulan uzun koridorları vardır.Het gebouw heeft ongeveer 1000 kamers, 100 trappen en meer dan drie kilometer aan gangen.
Bulandıran, puslandıran anlamına gelir.Ik haat het wanneer je staart.
Sayıları yaklaşık 100.000'i bulan heyet ordusu büyük kayıplar vererek çekildi.Schapurs leger van rond 100.000 man had hierbij zware verliezen geleden.
Aralarında dünyanın en iyileri de bulan 1200 kişinin katıldığı bu yarışta yedinci oldu.Tijdens deze missie was hij de 7e van de eerste 12 mensen die op de maan hebben gelopen.
Görüntülerin ortası bulanık, ancak kenarları normal görünür.Het beeldje heeft geen hoofd maar de proporties zijn zeer natuurlijk.
1808'de, boru bulanlardan biriydi.In 1808 bestond deze molen met zekerheid.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde 3 adet mağazası bulanmaktadir.Magasin du Nord heeft nog drie andere filialen in de regio Kopenhagen.
1964 yılında ailesi boşandı, ve bunu çok sorunlu bulan Frank ailesinden uzaklaştı.In 1964 scheidden zijn ouders; een ervaring die zo traumatisch was dat hij van huis wegliep.
Görme muhtemelen günün geri kalanında bulanık kalacaktır.Ze kunnen dan de volgende dag bekeken worden.
Kâşif, var olan ancak bilinmeyen bir şeyi bulan, ortaya çıkaran, keşfeden kimsedir.Iets kwijt zijn is dan gelijk aan iets vergeten zijn, iets vinden herinnering (Grieks anamnèsis).