Sonuçta baştan aşağı sirkeye bulanmak ona karşı koruma sağlamak için kullanılan bir yöntemdi.Vydávání se za duchy se také považovalo za způsob, jak se proti nim chránit.
Ancak o zaman, sadece bazı ayrıntıları görünen bulanık bir yıldız gibidir.Mnoho dalších pozorovatelů však vidělo pouze jednu místo dvou popisovaných hvězd.
Kendimi unutuyorum ve zihnim bulanıyor.Byl Supilem omámen a byla mu vymazána paměť.
Bulan kişi Vuk Karadžić'dir.Písmeno bylo zavedeno Vukem Karadžičem.
Kısa sürede şuur bulanıklığı ve koma ile ölüm meydana gelir.Při neléčené formě následuje kóma a smrt.
Filmin hikâyesinin fikrini bulan Bob Peterson filmi Ağustos 2013'e kadar yönetti.Film byl až do srpna roku 2013 režírován Petersonem, autorem nápadu na příběh.
Bulanık kümelerle ilgili tarifler de şöyledir: m(karşıt A) = 1 – mA.Přivlastňovací zájmena se tvoří koncovkou přídavného jména -a: mia – můj.
Çay kenarındaki kum ocakları suyu bulandırdığından balık ölümleri olabilmektedir.Řasy mohou vodní nádrže znečistit tak, že dojde k úhynu ryb.
Dokuz yeraltı zindanının girişini bulana kadar Link çeşitli yaratıklarla savaşmak zorundadır.Na prostranství před vchodem do muzea bylo instalováno šest bronzových soch představujících různé světadíly.
Go motion hareket bulanıklığı içeren stop motion tekniğidir.Film je vytvořen technikou stop motion.
Fırsatını bulanlar Anadolu’ya göç ettiler.Ti, jež se pokusili ustoupit, se utopili v Anduině.
İkinci tip bulanık küme aralığı en çok dikkati çeken oldu.Nyní je druhou nejnavštěvovanější atrakcí.
Mide bulantısı ilaçları çocuklarda kusma tedavisinde faydalı olabilir.Antiemetika mohou být účinná při léčbě zvracení u dětí.
1920'lerin başında 80 bini bulan geyşa sayısı, 1980'lerin sonuna gelindiğinde 10 bine düşmüştür.Početnost oddílu během let kolísala, maximálního stavu deseti členů dosáhl koncem 80. let.
Kendisini kaza geçirdikleri yerde yaralı bir şekilde bulan genç kız neye uğradığını şaşırır.Zraněním utrpěným při nehodě podlehla na místě.
Sumatriptan gibi triptanlar, kişilerin neredeyse %75'inde hem ağrı hem de bulantı için etkilidir.Triptanii, cum ar fi sumatriptanul, sunt eficienți atât pentru durere, cât și pentru greață în 75% din cazuri.
Horner şarkıyı Cameron'a sunmak için onun uygun ruh halinde olduğu zamanı bulana kadar bekledi.Horner a așteptat până Cameron era într-o dispoziție bună pentru a-i prezenta melodia.
Kitap, dağlarda mistik bir taş bulan genç çiftçi çocuğu Eragon'un hikâyesini anlatır.Eragon spune povestea unui băiat de fermier, pe nume Eragon, care găsește o piatră misterioasă în munți.
Ancak bunlar baş ağrısı ve mîde bulantısından farklı şeyler olmayacaktır.Nu se făcea nicio deosebire între maladii corporale și mintale.
Bunları bulan Romalılar bunların çok değişik olduklarını düşündüler.Dar cred că lumea a crezut că ei s-au luat prea în serios.
Kendimi unutuyorum ve zihnim bulanıyor.Mă topesc în neființă, dispar.
Piñatayı bulan, sopayla vurarak onu aşağı düşürür.Fumatul îl calmează și îl pune pe picioare.
Mide bulantısı ilaçları çocuklarda kusma tedavisinde faydalı olabilir.Antiemeticele pot ajuta la tratamentul vomismentelor la copii.
Saçlarım 2 kilo yağa bulandı gıkımı çıkarmadım.S-au forat în jur de 90 ml adâncime și nu a dat apă.
Bulantı ve kusma yoktur.Nu exista furculiță sau cuțit.
Fakat vuku bulan çatışmada yenildi.La Hell in a Cell a fost învins de Cena.
Dokuz yeraltı zindanının girişini bulana kadar Link çeşitli yaratıklarla savaşmak zorundadır.Link fejlődése során harcolnia kel lényekkel, és meg kel találnia a 9 dungeon bejáratát.
Alexander Fleming (6 Ağustos 1881 – 11 Mart 1955), penisilini bulan İskoç bakteriyolog.Sir Alexander Fleming (1881. augusztus 6. - 1955. március 11.) skót bakteriológus és immunológus.
Mide bulantısı ilaçları çocuklarda kusma tedavisinde faydalı olabilir.A hányásgátló gyógyszer gyermekeknél hatásos lehet a hányás kezelésében.
Bulanık, safkan büyücüler tarafından kullanılan ve hiç de kibar olmayan bir Muggle doğumlu lakabıdır.Itt Neville-t ügyefogyott, kissé feledékeny varázslótanoncnak ismerjük meg.
Bozat; Giresun'un idari olarak Piraziz, sosyal olarak Bulancak ilçesine bağlı bir beldedir.Kalózbizottság: Ha dicsőségre vágysz kalózként, itt a helyed.
Biraz bulanık olan görüntünün oluşması için 8 saat beklemek gerekiyordu.Egy kép továbbításához 8 órára volt szükség.
Göz merceğinin yoğunlaşması görüntüyü bulanıklaştırır.A szem távolságra fókuszálását gátló.
Görüntü hafif bulanık ve çokgen şekiller halinde dramatikleşitirilir.Képei sokszor drámaiak, mozgalmasak.
Java'nın kullanıma sunulmasından beri en geniş kullanım alanı bulan Java SDK'dır.Se on ollut Javan esittelystä lähtien eniten käytetty Javan ohjelmistokehityspaketti (SDK).
Narnia'yı bulan ilk insandır.Hän on ensimmäisiä meidän maailmamme ihmisiä, jotka ovat päässeet Narniaan.
Horner şarkıyı Cameron'a sunmak için onun uygun ruh halinde olduğu zamanı bulana kadar bekledi.Horner odotti, että Cameron oli riittävän hyvällä tuulella, kunnes esitti kappaleen tälle.
Styles One Direction adını bulan kişi oldu.Harry Styles keksi yhtyeen nimen One Direction.
Toplamı 80 bin kişiyi bulan bir deniz savaşı daha önce hiç görülmemişti.Kukaan muu ei ollut aiemmin saavuttanut yhdellä kaudella edes 80 maalin rajaa.
Merzifonspor ve Bulancakspor kulüpleri kura sonucunda 5. kademeye yükseldiler.Ravintoloita ja kahviloita rakennetaan MTK viidelleselvennä tasolle.
Bu belirtilerin 10-30 saat sonrasında görmede bulanıklık/kayıp ve asidoz gözlenir .Tämän jälkeen (3–10 päivää) kynsi nousee ylös ja irtoaa itsestään.
Çapı 30 km'yi bulan en az iki büyük krateri bulunur.Alle 2 kilometrin kokoisia kraattereita ei löytynyt lainkaan.
Bulanık görme nadirdir.Imettäminen on harvinaista.
Toprakaltı eser bulanların en yakın müzeye haber vermesi gerekmektedir.Muinaisjäännöksestä tulee ilmoittaa Museovirastoon tai lähimpään maakuntamuseoon.
Bulanıklara ve Melezlere dikkat etmelidir.Havakka harrastaa sienestystä ja marjastusta.
İyileşme tamamlanıncaya kadar görme bulanık olur.Hän kuolee ennen kuin saa nähdä saarelaisten parantumisen.
Bunların en büyüğü Vatnapöhull 8.500 km²'yi bulan yüzölçümüyle Avrupa’nın en geniş buzuludur.Sen virtausmäärä on Euroopan vesiputouksista suurin sillä vettä virtaa 500 m3/s.
Bu çatışma 2002 yılında son bulan Cezayir İç Savaşı'nın bir devamıdır.2002: Algerian sisällissota päättyi.
Xander ise Anya'ya onun midesini bulandırdığını söyler.Tämän vuoksi Edie häpeää siskoaan.
Bunu aklımızda tutarak içeriğimizi faydalı bulan herkesle paylaşmak istiyoruz." diyerek özetlemiştir.Tämä mielessä haluamme jakaa sisältömme kenen tahansa kanssa, jolle siitä voisi olla hyötyä."
Kımızı bulan da odur.Τότε η Μίνα τρέχει σε αυτόν.
İkisi de "çok rahatsız edici şekilde bulanıklaşmaya başladı" ve kitap fikrini oluşturdu.Οι δύο εικόνες «ξεκίνησαν να αναμειγνύονται με έναν ιδιαίτερο τρόπο» και η ιδέα για το βιβλίο σχηματίστηκε.
O, ayrıca kübik denklemlerin genel geometrik çözümünü bulan ilk kişi idi..Ήταν επίσης ο πρώτος που βρήκε την γενική γεωμετρική λύση στην κυβική εξίσωση.
Dokuz yeraltı zindanının girişini bulana kadar Link çeşitli yaratıklarla savaşmak zorundadır.Υπάρχουν εχθροί που πρέπει να πολεμήσει για να εντοπίσει τις εισόδους σε εννέα υπόγεια.
Yemeye devam ettiğinde ise ağrı ve bulantı-kusma gibi nahoş sonuçlar ortaya çıkar.Μόλις εμφανισθούν προκαλούν σημαντική ενόχληση και πόνο.
Sayıları yaklaşık 100.000'i bulan heyet ordusu büyük kayıplar vererek çekildi.Η ανεπαρκώς εξοπλισμένη 4η Στρατιά υπέστη απώλειες περίπου 100.000 ανδρών.
Bulanık görme nadirdir.Η υποφυσιακή αποπληξία είναι σπάνια.
Küçüklü, Giresun ilinin Bulancak ilçesine bağlı bir köydür.Είναι ένας μικρός κόσμος, μέσα στο κόσμο που καλείται να θεωθεί.
Bulan, bulunan, bulucu demektir.Måne (bagdel) – at vise blottede balder.
Ninkasi, Sümer mitolojisinde birayı bulan tanrıça.Beyla – ølbrygningens gudinde i nordisk mytologi.