Sebastian ona replicantlarda çabuk yaşlanmaya neden olan bir genetik bozukluk olduğunu açıklar.Rodney cria uma maneira de exterminar os replicadores de uma vez por todas.
Balaşev'in akli dengesi bozuk bulundu ve bir akıl hastanesine kaldırıldı.Ele finalmente assassinou Rebecca e foi colocado em um hospital psiquiátrico.
Son onyıllarda Çin, ciddi oranda çevre bozukluğu ve kirliliğine maruz kalmıştır.Nas últimas décadas, a China sofreu com a grave deterioração ambiental e poluição de seu território.
Duş bozuk.A ducha está quebrada.
Esas problemler sağırlık (%14) ve bilişsel bozukluklardır (%10).De grootste problemen zijn doofheid (bij 14%) en cognitieve stoornissen (in 10%).
Kolezyum'un resmi de İtalya'da basılan 5 sent/euro bozuk parasının arkasına basılmıştır.Het Colosseum staat afgebeeld op de Italiaanse 5 eurocent.
Osmanlı ordusu ise bozuk düzen halde Niş'e çekildi.Elçin Əsədov probeerde nog uit de greep te blijven van het peloton, maar hij werd bijtijds teruggepakt.
Ofisindeki bozuk bir saati tamir etmiştir.In het kuipje was een klokje aangebracht.
Medhes: Bozuk arzulara saptırmak için alimlerle uğraşır.Toezang: men zal pogen de ontevredenen te sussen.
1980'de kendisine Bipolar bozukluk teşhisi konmuştu.In 1980 verscheen zijn Orbanistisch Manifest.
Somatizasyon BozukluğuPartiële smelt
Bir süre sonra geminin seyir pusulasının bozuk olduğu görüldü.Een tijd later blijkt echter dat hun vissersboot verdwenen is.
2012'de Anladım Bozukluğu isimli kitabını yayınladı.In 2012 publiceerde hij een boek over deze componist.
Kalp ritim bozukluklarına sebep olabilir.Het kan een verlaagde hartslag veroorzaken.
Uyku bozukluğu, gerginlik gibi depresif sorunların giderilmesine katkı sağlar.Onthouding van slaap is echter ook toegepast als behandeling van depressies.
Yegorov onun uzmanlık bozuklukları olmak ile, tıp alanında doktora derecesi almıştır denge duygusu.Jegorov behaalde later zijn doctoraat in de geneeskunde, met als specialiteit evenwichtsgevoel.
Sinüs taşikardisi, kalbin dakikada 100'den çok atmasıyla nitelendirilen bir bozukluktur.Een tachycardie is een hartritme waarbij het hart klopt met een frequentie van meer dan 100 slagen per minuut.
Benzer bir şekilde, bir kişilik bozukluğu olan psikopatiden de farklıdır.De aandoening is volgens Hare niet hetzelfde als de psychopathische persoonlijkheidsstoornis.
Filmin başrol oyuncularından James Stewart'ın filmde bir anksiyete bozukluğu vardır.James Bond heeft in elke film een hoofdvijand.
Yolları bozuktur, ulaşım güçlükle sağlanmaktadır.De wegen waren in slechte staat en de bevoorrading zou moeilijk verlopen.
"Düşündüm de, 'Eğer bozuk değilse düzeltmeye çalışma.'""Zeg niet op voorhand wat je gaat doen; want indien je faalt, zal je uitgelachen worden."
Tıpta; yara iyileştirmede ve göz bozukluklarını tedavide kullanılır.Ze wassen hem en verzorgen zijn schouderwond.
Risk faktörleri arasında yoksulluk, beslenme bozukluğu, ormanların tahribi ve şehirleşme sayılabilir.Risicofactoren zijn onder meer: armoede, ondervoeding, ontbossing en verstedelijking.
Donohue sendromu (diğer adıyla Leprechaunizm) aşırı derecede nadir ve şiddetli bir genetik bozukluktur.Het syndroom van Donohue of leprechaunisme is een zeer zeldzame en ernstige genetische aandoening.
Piyanodaki ünlülüğü kadar şizoaffektif bozukluğu ile de ünlenmiştir.Hij is zowel bekend door zijn schizoaffectieve stoornis als door zijn pianospel.
Daha sonrasında Bipolar bozukluğu tanısı konulmuştur.Later zou zelfs een bipolaire stoornis worden geconstateerd.
Bipolar Bozukluk bazı kişilerde mevsimsel bir dalgalanma gösterir.Het verschijnen van lammetjes in de weide is voor veel mensen een teken dat het lente is.
Obsesyon Obsesif kompulsif bozuklukObsessieve-compulsieve stoornis Obsessieve-compulsieve persoonlijkheidsstoornis
Oldukça bozuk satıhlı, ancak güzel manzaralı bir yoldur.Het is een redelijk drukke maar smalle winkelstraat.
Bu telefon bozuk.Deze telefoon doet het niet.
Üzerimde bozuk para yok.Ik heb geen kleingeld bij me.
Üzerimde hiç bozuk param yok.Ik heb geen kleingeld bij me.
Asansör bozuk.De lift is buiten werking.
Bu saat bozuk.Deze klok is kapot.
Asansör bozuk.De lift is kapot.
Bozuk paran var mı?Heb je pasmunt?
Duş bozuk.De douche is stuk.
Bozuk paralar metalden yapılmıştır.De munten zijn uit metaal gemaakt.
O bozuk.Dat is kapot.
von Willebrand hastalığı (vWH) en yaygın kalıtsal kanama bozukluğudur.Choroba von Willebranda jest najczęstszą wrodzoną skazą krwotoczną.
Ulaşım yolları tümüyle bozuk bir haldeydi.Transport w Łodzi był jednak nadal całkowicie zdezorganizowany.
Bağışıklık sistemindeki bozukluklar hastalıklara neden olabilir.Zaburzenia w systemie odpornościowym mogą wywoływać choroby.
Şekil bozukluğuna dayalı iptal davaları Anayasa Mahkemesince öncelikle incelenip karara bağlanır (Madde 149).Wznowienie postępowania oraz odmowa wznowienia postępowania następują w drodze postanowienia (art. 149).
Hastalıkla ilişkili genetik bozukluklar 1997 yılında gösterilebilmiştir.Relacje genetyczne zostały opisane w 2001 roku.
Bütün bu bozuklukların şeriate aykırı hareketlerin sonucu olduğunu söyler.Bartek: To całe zamieszanie jest winą parowozów!
Bazen şuur bozuklukları ve havale görülebilir.Czasami mogą być podługowate i całobrzegie.
ASKB, bir kişilik bozukluğudur; bir akıl hastalığı değildir.Wodobrzusze jest objawem, a nie osobną jednostką chorobową.
Özne-yüklem uyumsuzluğu, dil bilgisiaçısından bozukluklara neden olur.Niekompletne poznanie własnego języka sprawia kłopoty podczas nauki języków obcych.
İyileşmesi sırasında, aynı zamanda bir böbrek bozukluğu saptandı.Podczas upadku doznał także złamania podstawy czaszki.
İngilizce aksanı bozuktur ve kabaca konuşur.Słynie ze swojego dziwnego akcentu i ciętego języka.
Bu davranış bozukluğu hayvanlarda da görülmektedir.Podobne objawy są obserwowane w przypadku zwierząt.
Ormanların çoğu bozuk ormanlardır.Większość stanowią lasy iglaste.
Bir süre sonra geminin seyir pusulasının bozuk olduğu görüldü.Widziałam doskonale jak statek przełamał się na pół.
Düşünce bozuklukları Psikiyatrinin temel problemlerinden biridir.Wyparcie jest jednym z podstawowych pojęć psychoanalizy.
Çekingen kişilik bozukluğu, s.Ciężkie działo samobieżne ISU, z.
Balaşev'in akli dengesi bozuk bulundu ve bir akıl hastanesine kaldırıldı.Pojmany Mabuse popada w obłęd i zostaje osadzony w szpitalu psychiatrycznym.
Resim süslemeleri bozuktur.Obraz został jednak uszkodzony.
Her 500 kişiden birinde bu bozukluğa yol açan çekinik bir gen vardır.Jest 1 z 5 osób, która wie, że Pan Kot to zły kosmita.
"Yeme Bozukluklarında Beslenme".Nie wchłania się z przewodu pokarmowego.
Esas problemler sağırlık (%14) ve bilişsel bozukluklardır (%10).De huvudsakliga problemen är dövhet (hos 14 %) och kognitiv nedsättning (hos 10 %).