Ana içeriğe geç
Sözlük

borç ile cümle

borç kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
4
HARF
1
HECE
8
ORT. KELİME
"Birçok kişiye borçlu olduğumun farkındayım."Estou trabalhando com um monte de gente.
Hobbes asıl olarak ününü siyaset felsefesindeki düşüncelerine borçludur.A partir desse imperativo, Hobbes constrói toda sua filosofia política.
Borcomi kentine 30 km uzaklıktadır.Está a 30 quilômetros ao sul de Borås.
Kişilerin hak ve borçlara sahip olabilme yeterliliğidir.Pessoa, portanto, é o homem sujeito de direitos e de obrigações.
Borcun GSYİH'ya oranı 2016 yılında %12 oldu.A premiação geral aumentou 12% em relação a 2016.
Avrupa borç krizi, 2009 yılının sonundan bu yana Avrupa Birliği'nde yaşanan bir borç krizidir.O sentimento antieuropeu aumentou após a crise da dívida europeia.
Borçlarını ödeyememiştir.Ele não recebeu créditos.
1933 - Dahili İstikraz (İç Borç) Kanunu, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde kabul edildi.1921 — İstiklâl Marşı é adotado na Grande Assembleia Nacional da Turquia.
Adi kefalette, alacaklı önce borçluya başvurmalıdır.Com isso o devedor pode quitar sua dívida quando quiser.
Borç vermekte, devlet gücüyle alacaklarını korumaktadır.Ela explica para ele pegou o Jeep emprestado.
Gelişim düzeyi kavramını Jean Piaget e borçluyuz.Teoria da aprendizagem na obra de Jean Piaget.
Flynn'in kazandığı tüm paralar borçlarının ödenmesine gitti.Douglas notou que todo o dinheiro emprestado foi pago.
Söylemek istediğim şey şu ki, yaşadığım tüm mutluluğu sana borçluyum.Faz-me sentir que todo o trabalho que eu fiz foi valendo a pena.
Babasından 2.000 $ borç aldı ve bir bakkaliye işine girdi.Ele possuía ainda 15 mil euros e se escondia na casa de um sobrinho.
Estonya, Avrupa’daki en az borç sahibi ülkedir.O Tennessee possui a menor dívida per capita do país.
Fakat ödemek zorunda olduğu bir borç vardır.Sempre precisava de dinheiro emprestado para pagar suas dívidas.
Buna karşılık enflasyon borçlular için avantajlıdır.Isto pode contradizer as vantagens da efemerização.
Güzellik tanrıçası Afrodit'in, güzelliğini borçlu olduğu söylenen kaplıcadır.É dito que Mulher Maravilha tem a beleza de Afrodite.
Borçlanma, sermaye akınına yol açmış, bu da ülke kaynaklarının kurutulmasına neden olmuştur.Actualmente, a fonte encontra-se num processo de restauro, o que obrigou à deslocação dos leões.
Ününü, Bach'ın görüşlerini yansıtan kuramsal yapıtlarına borçludur."O que tenho a dizer sobre a obra de Bach?
Sen bana bir öpücük borçlusun.Estás me devendo um beijo.
Parayı çaldı; böylece erkek arkadaşı Sam Loomis borçlarını ödeyip evlenebilirdi.Ze nam het geld zodat haar vriend Sam Loomis zijn schulden kan afbetalen en ze daarna kunnen trouwen.
Ray Bulgarin, Niko'nun kendisine borcu olduğunu iddia etmektedir.Ray Bulgarin komt plots tevoorschijn en eist dat Niko zijn 'schulden' betaalt.
Amerika’ya borçlu olduklarını düşünüyorlar.De Verenigde Staten is hierdoor een schuldenland geworden.
Çeşitli medeniyetlerin meydana gelmesini sağlayan düşünce, gelişmesini dile borçludur.Wanneer een beschaving antwoordt op uitdagingen, groeit ze.
Ama parası günden güne azalır, borçları artar.Daar reken je zoveel voor per dag en dat betalen wij je dan.
Savaş esirleri, borçlular, suçluları erkek köle yapabilirler.Krijgsgevangenen, veroordeelde misdadigers en schuldslaven konden in slavernij vallen.
Babası Avni ise bir kişiye borcu vardır.Schulden die een ondernemer maakt zijn persoonlijke schulden.
Ancak İspanya hala borçlarını ödemektedir.Intussen heeft Pierre al schulden gemaakt.
Borçluya veya "yaşayan kitaba" yönelik böyle açık bir tartışma durumuna girme riski yönetilebilir.Het risico voor de lener en het 'levende boek' om in een open discussiesituatie te komen, is beheersbaar.
Hala babamın borçlarını ödüyorum ve o mezarda.Hij neemt de vrienden mee naar het graf van zijn vader.
Örnek olarak, varsayalım ki bir kişi yıllık %21 bileşik faiz oranı ile borçlandı.Tezamen kon dit leiden tot een rendement van wel 21 procent op jaarbasis.
İnsanlarla birlikte bütün doğa, varlığını ona borçludur.De natuur en al haar verschijnselen waren aan hem onderworpen.
Kamu Borcu Nasıl Oluştu?Hoe wordt de staatsschuld verdeeld?
Bunun 150.000 markı Venedikliler'e borç ödemesi olarak verildi.150.000 daarvan werd gebruikt om de schulden aan de Venetianen af te betalen.
Kızkardeşlere bir özür borcu olan John, otellerine kadar onlara eşlik eder.Schwarze Peter, een van Bücklers kompanen, wordt bij Seipgens een herbergier.
Üye ülke devlet borçlarının GSYİH’sına oranı %60’ı geçmemelidir.Daarnaast mag de overheidsschuld niet meer dan 60% van het bbp zijn.
Kişi başına geliri nispeten yüksek olan kalkınmakta olan ülkelere borç vermektedir.Zij wilden alleen geld lenen aan zeer veilige debiteuren.
Borçlarını ödeyemeyenler de köle olarak satılabilirdi.Eenieder die niet als slaaf verkocht kan worden wordt afgemaakt.
Borcunu ödeyene kadar bu "haram işte" çalışmak zorunda olmaktan başka çaresi yoktur.De verzekeringnemer hoeft geen premie te betalen totdat hij weer arbeidsgeschikt is.
Şirketin finansmanı kurucuların ailelerinden alınan 150.000 dolarlık borçlarla sağlanmıştır.De ontvoerders eisen 150.000 euro van de familie Welvaert.
Artık borcunu ödemiştir.Het bedrag is inmiddels uitbetaald.
Kısa vadeli borçların uzun vadeli hale getirilmesidir.Bij de indirecte belastingen wordt een kortstondig feit belast.
Japonya Merkez Bankası kısa vadeli devlet borçlarını alarak enflasyonu %2'ye yükseltmeyi de hedeflemiştir.De Duitse regering leek bereid Spanje meer tijd te geven om het "deficit target" van 3% te bereiken.
"Birçok kişiye borçlu olduğumun farkındayım.'Gehoor geven aan velen.
Fakat Anthony van Dyck asıl başarısını eşsiz portreciliğine borçludur.Anthony van Dyck schilderde zijn portret.
Kurum 2000'li yıllardan beridir bir borç krizi yaşamaktadır.Financiële crisis De kredietcrisis eind jaren 2000.
Kredi parası, malların ve hizmetlerin ödemesini yapmak için borçludan bir talepte bulunulmaktadır.Dat houdt dus in dat een bedrijf geld zal moeten betalen voor ontvangen leningen, diensten en/of goederen.
Kişilerin hak ve borçlara sahip olabilme yeterliliğidir.Deze hebben de volheid van rechten en plichten.
II. Beyazıd cenaze namazını kıldırdı ve kalan borçlarını ödedi.Herbaren II van Lede betrok het landgoed en liet de heerlijkheid van der Lede aan zijn broer.
Bunlardan ilki hisse senedi satışı, ikincisi ise borçlanmadır.De eerste is een publieksprijs, de tweede een juryprijs.
Dış borçların içinden çıkılmaz bir hâle gelmesi, 1881 yılında Düyun-u Umumiye'nin kurulmasına yol açtı.Door de relatie met Des Borgnes is het niet vreemd dat hij in 1833 eigenaar van De Eendracht is.
Vergi veremeyen insanlar borç almak zorunda kaldı.Debiteuren die niet betalen.
Yani borçludan borcun kendisine ödenmesini isteyebilir.Door het gidswerk zou hij zijn schulden kunnen betalen.
"20 milyon doların üzerinde borcumuz var.20 miljoen Amerikaanse dollar.
Edim, borçlunun bir şey vermek, bir şey yapmak ya da bir şey yapmamak şeklindeki yükümlülüğüdür.Deze prestatie kan bestaan uit iets te doen, iets niet te doen of iets te geven.
Devlet borçlarını ödeyemez hale gelmiştir.Hij wil voorkomen dat de staatsschuld nog verder groeit.
Borçlarını 1929 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldıktan sonra Thomas Mann ödedi.Deze werden door vader Thomas Mann betaald, nadat deze in 1929 de Nobelprijs voor Literatuur had ontvangen.
Kitaplara borçlu olduğu yüksek bir zekası vardır.Het papier is van hoge kwaliteit en wordt voor boeken gebruikt.
Örneğin, alacaklı borcuna karşılık borçlunun bedeninden bir parça kesebilirdi.Hij wist de opgebouwde schulden van zijn broer af te betalen.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod