Ben bugün elimden gelse, bizzat dövüşmeye başlar ve dinin yükseltilmesine gayret ederim.”Dersom han ikke kan kjempe selv, utmerker han seg i å få andre klar til å kjempe.»
Muharebelerde sıklıkla tümenine bizzat komuta ederdi.Han ledet ofte uroppføringene selv.
Bunlardan birincisi bu işlemin bizzat İmparator tarafından gerçekleştirildiğiydi.Dette tiltaket utgikk i første rekke fra keiseren selv.
Teleskobu olmayanların ya da kullanmayı bilmeyenlerin Dünya’nın döndüğünü bizzat görme imkanı yoktu.Det er ikke en virkelighet Telenor kjenner seg igjen i.
Senaryoyu bizzat John le Carré kendi romanından uyarlayarak yazmıştı.Filmen er basert på John le Carrés roman av samme navn fra 1974.
Köprünün adını da bizzat kendisi koymuştur.Sistnevnte har også gitt navn til broen.
İsa, dünyada Tanrı’nın krallığını kurmak için bizzat dönecektir.Jesus skal komme tilbake til jorden og opprette et rike.
Bizzat Bertrand Russell tarafından paradoksu örneklemek için kullanılmıştır.En variant ble senere utviklet av Bertrand Russell.
Bazı kaynaklara göre paranın gözlemevine koyulmasına Stalin bizzat yardım etmiştir.Beberapa sumber mengklaim bahwa Stalin sendiri yang membantu menyembunyikan uang di observatorium tersebut.
587 baharında Filippikos tekrar hastalandı ve bizzat seferi yürütemedi.Pada musim semi tahun 587, Philippikos kembali sakit, dan tidak dapat berkampanye secara langsung.
Bunların yanı sıra bu aranjmanlardan bazılarını da bizzat kendisi selendirmişti.Kemudian mereka meminumnya kecuali beberapa orang di antara mereka.
Her nasılsa, İoannis Zonaras onun senatonun bizzat kendisi tarafından seçildiğini iddia eder.Joannes Zonaras melaporkan bahwa ia dilantik oleh Senat sendiri.
Ancak plan bizzat Yoshinobu tarafından reddedilince Léon Roches görevinden istifa eder.Rencana tersebut ditentang oleh Yoshinobu sehingga Léon Roches marah dan mengundurkan diri dari jabatannya.
Bu bahsettiğim yerleri bundan 37 yıl önce bizzat giderek gördüm.Sekarang untuk pertama kalinya saya dapat melihat apa yang telah saya ciptakan 45 tahun lalu.
Bizzat Atman'ın dışında yerine gelmesi gereken arzu kalmaz.Indria tak dapat bekerja bila tak ada atman.
Selahaddin, sulh şarlarını bizzat kendi tespit etti.Walhasil, saya hanya mendapat tuturan oral dari dia.
Senaryoyu bizzat John le Carré kendi romanından uyarlayarak yazmıştı.Naskah film ini ditulis oleh Jeffrey Caine berdasarkan novel The Constant Gardener karya John le Carré.
Ve sonra hep birlikte antik topraklara, bizzat Yunanistan’a yelken açmak zorunda kalacaklarını anlayacağız.Mereka juga diwajibkan menyediakan kora-kora serta pendayungnya untuk berlayar ke negeri atau pulau lain.
72 yaşında olmasına rağmen orduları bizzat kendisi yönetti.Meskipun hanya berusia sepuluh tahun, ia telah menjadi pemimpin pasukannya.
Bu bahsettiğim yerleri bundan 37 yıl önce bizzat giderek gördüm.Ông ở lại những nơi mới khai phá này 10 năm.
Grubun kullandığı bütün müzik aletlerini bizzat kendisi yapmaktadır.Toàn bộ các khâu sản xuất thực sự đều do chính tay các thành viên ban nhạc thực hiện.
At üzerinde seferleri 10 yıl 3 ay kadar süre bizzat yönetti.Ngựa và người đi cả vài ba ngày trời mới đến nơi.
Stanley Kubrick'in 1962 yılındaki ilk uyarlamasının senaryosunu da Nabokov bizzat kendisi yazmıştı.Vì lý do này, Stanley Kubrick quyết định chuyển sang Anh sinh sống từ năm 1962.
Bizzat Gaudi binayı restore etti.Cô quyết định xây lại nhà.
Bazı kaynaklara göre paranın gözlemevine koyulmasına Stalin bizzat yardım etmiştir.一部の文献では、スターリン自身が金を気象台に移動するのを手伝ったとしている。
Bütün yurttaşlar bizzat veya temsilcileri aracılığıyla yasaların oluşturulmasına katılma hakkına sahiptir.すべての市民は、個人的、または彼らの代表者によって、その作成に協力する権利を持つ。
Ayrıca Mustafa Kemal bu fermanda bulunan bazı açıklamaları bizzat kendisi yazmıştır.さらに、ムスタファ・ケマルはこの勅令にあるいくつかの解釈をみずから書いた。
Biz, yalnızca fenomenleri değil fakat şeylerin bizzatihi kendilerini de bilebiliriz.我々は超感性界ではなく、現象界しか認識できない。
5 Ocak 1642 günü Avam Kamarasına bizzat gelerek kendisine muhalif beş vekili tutuklamaya kalkar.1642年1月4日、チャールズ1世自らが5議員を逮捕しに庶民院に来るが、内報により5議員は事前に逃れ去る。
İnşaat işlerini bizzat kendisi yapardı.事業を自ら機関化したのであった。
Bu bahsettiğim yerleri bundan 37 yıl önce bizzat giderek gördüm.これにより実に37年ぶりに陽の目を見る事となった。
Ben bugün elimden gelse, bizzat dövüşmeye başlar ve dinin yükseltilmesine gayret ederim.”そして、出動を重ねていき大吾自身も災害の恐怖と闘いながら成長していく。
Valar burayı bizzat ziyaret ederdi.ヴァンサンは1人で街をさまよう。
Ancak bizzat Hatemi ile de aralarında tartışmalar cereyan etmiştir.わたしの邪魔をする者だ。
Bunlardan bazıları, Papa'nın bizzat liderlik ettiği Noel ve Paskalya missalarıydı.クリスマスやイースターのミサには教皇自ら典礼として参加していた。
Ancak bizzat Hatemi ile de aralarında tartışmalar cereyan etmiştir.佛以法華為木鐸,惟我禪師,超然深悟。
Bazı kaynaklara göre paranın gözlemevine koyulmasına Stalin bizzat yardım etmiştir.有消息人士表示,斯大林亲自帮助把钱放进天文台。
Bu savaştan sonra Avusturya İmparatoru savaşları bizzat komuta etmeyi bırakmıştır.这次战役之后,奥地利皇帝便不再直接指挥军队了。
Bütün yurttaşlar bizzat veya temsilcileri aracılığıyla yasaların oluşturulmasına katılma hakkına sahiptir.每一个公民皆有权亲自或由其代表去参与法律的制订。
Ben bugün elimden gelse, bizzat dövüşmeye başlar ve dinin yükseltilmesine gayret ederim.”如果主公現在去攻打,必定能大敗。
Bu bahsettiğim yerleri bundan 37 yıl önce bizzat giderek gördüm.我部看边之人,二百年来,俱在近边住种。
Senaryoyu bizzat John le Carré kendi romanından uyarlayarak yazmıştı.该电影由John le Carré的同名小说改编。
Hırkanın bizzat peygamber tarafından şair Kâ'b Bin Züheyr'e bağışlandığı rivayet edilmektedir.(5:47) 穆罕默德是真主的使者,在他左右的人,对外道是庄严的,对教胞是慈祥的。
Unity ise Hitler ile bizzat görüşmekteydi.曾獨家採訪希特勒。
Yönetim şekli, halkın mukadderatını bizzat ve fiili olarak yönetmesi ilkesine dayanır.原教旨主義主张根据《可兰经》来严格管理个人和社会生活。
Wessex'e ise kendisi bizzat bakar.他自己研究蘇非主義。
Bu sefer Emir Çoban bizzat gelip onu hem babasından hem kocasından ister ama Emir Çoban direnir.通漢者,辛愛妻義父也,選欲以牽制辛愛,要其子入質,乃遣還父。
Ben bugün elimden gelse, bizzat dövüşmeye başlar ve dinin yükseltilmesine gayret ederim.”지금 우리 군사가 비록 흩어졌으나 오히려 모을 수 있고, 호남 수군에게도 구원을 청할 수 있을 것입니다."
Bunların yanı sıra bu aranjmanlardan bazılarını da bizzat kendisi selendirmişti.그러면서도 일부 서얼들 중 실력있는 자들은 자신의 수행길에 종사케 하기도 하였다.
İmamların ataması ve azledilmesini devlet başkanı bizzat yapıyordu.대한민국의 초대 부통령이었음에도 개인적으로도 사치하지 않고 근검절약하였다.
5 Ocak 1642 günü Avam Kamarasına bizzat gelerek kendisine muhalif beş vekili tutuklamaya kalkar.1952년 1월 16일에 신설되었으며 5개 지방 자치체를 관할한다.
İdare usulü halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına dayanır.왜냐하면 사생활에 대한 관심은 동시에 소비와 레저에 대하는 관심이기 때문이다.
Bu entrikaların en tehlikelilerini bizzat tasarlayan ve uygulayan kendisidir.이러한 요인들은 문제를 진단 하는 데에 가장 어렵고 위험하게 만든다.
Hakikat ise, bizzat Tanrının kendisidir.성경은 그 자체로 하나님의 충분한 계시이다.
(Yani cehennem bizzat yaşadığımız kötülük dolu yeryüzü olarak kabul edilebilir.)(자살한 인간은 사후 세계에 올 수 없는 것 같다.)
İnşaat işlerini bizzat kendisi yapardı.그녀 본인이 직접 설계를 맡았다.
Yuvarlak Masa Şövalyeleri bizzat imparatordan emir almaktadırlar.그대들은 황제의 명령만큼 사도좌의 명령 역시 중요하게 생각해야 하오.
Bazı kaynaklara göre paranın gözlemevine koyulmasına Stalin bizzat yardım etmiştir.חלק מהמקורות טוענים כי סטלין עצמו עזר בהעברת הכסף למצפה המטאורולוגי.
Ben bugün elimden gelse, bizzat dövüşmeye başlar ve dinin yükseltilmesine gayret ederim.”ביום שבו נתחיל להאמין בעצמנו, יבוא הקץ למצוקתנו המוסרית".
Entertainment Weekly'de bir duyuruda Gomez: ''Fanlarımı bizzat yeniden görmeye hazırım!בהודעה לאנטרטיינמנט ויקלי, גומז אמרה: אני מוכנה לחזור לדרכים ולראות את המעריצים שלי במציאות!