72 yaşında olmasına rağmen orduları bizzat kendisi yönetti.Choć miał tylko dziesięć lat, już dowodził wojskiem.
Cenaze namazı bizzat II. Bayezid tarafından kıldırılmıştır.Cmentarz został założony w II poł.
Programın montajını bizzat gerçekleştirdi.Plany obiektu nakreślił własnoręcznie.
Bu bahsettiğim yerleri bundan 37 yıl önce bizzat giderek gördüm.Przeciwko temu ostatniemu protestował przez całe lata trzydzieste.
Bizzat kendisi uçakla dokuz defa buz üstüne iniş yaparak operasyona katıldı.W nowym zespole Bishop do końca sezonu zasadniczego pojawił się na lodzie dziewięć razy.
Çocuklarına aşırı düşkündü ve bakımları ile bizzat ilgileniyordu.Są dziecinni, ale bardzo się o siebie troszczą.
Bildiri bizzat Sadi Koçaş tarafından saat 22:45'te radyoda okundu.Został on wyemitowany przez stację TVN o godzinie 22:55.
Bu alan ya bizzat onu uyaran bobin veya bir ayrı bobin tarafından bulunabilir.Mogą być one wytworzone przez Alicję, Boba lub pewne oddzielone od nich źródło.
İsa, dünyada Tanrı’nın krallığını kurmak için bizzat dönecektir.Chrystus powróci na ziemię i założy Królestwo Boże na ziemi.
Selahaddin, sulh şarlarını bizzat kendi tespit etti.Lecz za sprawą swoich pantomimicznych sztuczek uwięził sam siebie.
Ertesi yıl II. Mehmed, bizzat ordunun başına geçerek doğuya yürüdü.W drugim dniu marszu Korpus posuwał się prosto na wschód.
Bu eczaneler, bizzat sağlık zabıtası memurları tarafından muntazam şekilde denetlenirlerdi.Dane te były skrupulatnie weryfikowane przez urzędników z Hauptstelle.
Bizzat şahit olduğu olayları daha ayrıntılı anlatmıştır.Ważniejsze meldunki obierał osobiście.
Senaryoyu bizzat John le Carré kendi romanından uyarlayarak yazmıştı.Serial jest adaptacją powieści o tym samym tytule autorstwa Johna le Carré.
Tümeni bizzat yöneten Lord Longford harekat sırasında kayboldu ve cesedi bulunamadı.W drodze na bagnach Piotr zmarł, a jego ciała nigdy nie znaleziono.
Bazı kaynaklara göre paranın gözlemevine koyulmasına Stalin bizzat yardım etmiştir.Vissa källor hävdade till och med att Stalin själv hjälpte till att flytta pengarna till observatoriet.
Biz, yalnızca fenomenleri değil fakat şeylerin bizzatihi kendilerini de bilebiliriz.Det har han inte utan bara kännetecken och dessa har vi själva skapat.
İsa, dünyada Tanrı’nın krallığını kurmak için bizzat dönecektir.Kristus skall återkomma till jorden och upprätta Guds Kungarike på jorden.
Claudius hükümdarlığı sırasında bizzat birçok davaya yargıçlık etmiştir.Claudius satt själv till doms vid flera rättegångar under sin regeringstid.
Senaryoyu bizzat John le Carré kendi romanından uyarlayarak yazmıştı.Filmen är en filmatisering av John le Carrés roman Den trägne odlaren.
Çok geçmeden Giuseppe Mazzini ile bizzat anlaşmış ve İtalya'daki devrimle ilgilenmiştir.Hon blev snart inblandad i revolutionen i Italien och allierade sig med Giuseppe Mazzini.
Bu bahsettiğim yerleri bundan 37 yıl önce bizzat giderek gördüm.Det var denna grundsyn som präglade hans verksamhet under mer än trettio år.
Leto klibi Bartholomew Cubbins adını kullanarak bizzat kendisi yönetti.Det gör han under namnet Bartholomew Cubbins.
Ertesi yıl bizzat sefere çıkarak Lahor valisinin isyanını bastırdı.I februari året därpå fick hon klartecken att återuppta bilkörning.
Bunun yerine siz neler olduğunu bizzat görerek, yani yaşayarak anlayacaksınız.Hur vore det att bara gå på känsla ett tag och se vad som händer?
Bütün yurttaşlar bizzat veya temsilcileri aracılığıyla yasaların oluşturulmasına katılma hakkına sahiptir.Тому всі громадяни мають право брати участь у створенні законів особисто або через своїх представників.
4-5 Ekim 1824 yıllında yeni fabrikayi bizzat I. Aleksandr ziyaret etti.4-5 жовтня 1824 року новий завод особисто відвідав імператор.
Çocuklarına aşırı düşkündü ve bakımları ile bizzat ilgileniyordu.Малюк просто хотів бути потрібним і важливим у очах інших людей.
Toplantıya bizzat katılmak zorunludur.Члени КМ беруть участь у засіданні особисто.
Bu bahsettiğim yerleri bundan 37 yıl önce bizzat giderek gördüm.Кожен з колишніх друзів пригадує як 30 років тому йому зустрілося Воно.
Atlantik'teki savaşı bizzat kendileri yürüttü.Морська авіація брала участь в битві за Атлантику.
Filonun en güçlü gemilerinden oluşan 1. Tümen bizzat Amiral de Robeck tarafından kumanda ediliyordu.Командувачем 1-ї розвідувальної групи був призначений його молодший флагман контр-адмірал Ройтер.
İdare usûlü halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına müstenittir.Вона ґрунтується на тому, що люди адміністративної адміністрації керують долею особисто та фактично.
Bu siyah-beyaz filmin senaristi ve yönetmenlerinden biri de bizzat oyunun yazarıydı.Сценаристом і одним із режисерів цього чорно-білого фільму був сам автор п’єси.
Unity ise Hitler ile bizzat görüşmekteydi.Chtěla Hitlera poznat osobně.
İsa, dünyada Tanrı’nın krallığını kurmak için bizzat dönecektir.Ježíš jej vyučil v tajemství království Božího").
Bu kötülük yine bizzat insanın kendinden kaynaklanır.Nyní se Štěstí musí opět vystavit lidskému pronásledování.
Selahaddin, sulh şarlarını bizzat kendi tespit etti.Nový děkan dal zřejmě hlas sám sobě.
Valar burayı bizzat ziyaret ederdi.Odorik se osobně zúčastnil slavností.
Toplantıya bizzat katılmak zorunludur.Na samotnou účast by určitě ráda zapomněla.
Bizzat Kahraman Garp tarafından eğitilir.Trénuje ji Jiří Hrdina.
Senaryoyu da yönetmenle birlikte bizzat yazarın kendisi uyarlayıp yazmıştı.Spolu s režisérem je zároveň autorem scénáře.
Çok geçmeden Giuseppe Mazzini ile bizzat anlaşmış ve İtalya'daki devrimle ilgilenmiştir.Brzy na to se zapojila do revoluce v Itálii, kde se dostala do kontaktu s Giuseppem Mazzinim.
Çocuklarına aşırı düşkündü ve bakımları ile bizzat ilgileniyordu.Je vhodný i k dětem, ale musí s ním zacházet opatrně.
Bunlardan birincisi bu işlemin bizzat İmparator tarafından gerçekleştirildiğiydi.Obávali se, že v systému císařovny Tety nastane něco podobného.
Bu bahsettiğim yerleri bundan 37 yıl önce bizzat giderek gördüm.Jiní na to místo čekali i 21 let.
Bunların arasında bizzat savaşa katılmış birçok asker de bulunuyordu.În schimb, printre aceștia se aflau și numeroși legionari gata de luptă.
Bütün yurttaşlar bizzat veya temsilcileri aracılığıyla yasaların oluşturulmasına katılma hakkına sahiptir.Toți cetățenii au dreptul de a participa personal sau prin reprezentanții lor la formarea sa.
Bush bizzat bu albümün favori albümü olduğunu dile getirmiştir.Banks a declarat ca Duke este albumul său preferat.
Bu savaştan sonra Avusturya İmparatoru savaşları bizzat komuta etmeyi bırakmıştır.După această bătălie, împăratul Austriei nu a mai condus niciodată direct armata sa.
Franck bizzat onu tanımadığını söyledi ama onun tezini biliyordu ve tezine yüksek değer veriyordu.Franck a răspuns că nu o cunoaște personal, dar că îi cunoaște teza de doctorat, pe care a lăudat-o.
İki yıl boyunca oğlu adına bizzat Osmanlı Devleti'ni yönetti.Ea a condus Coreea în umbră cu putere absolută, timp de 8 ani, prin intermediul fiul ei.
Dış politika ile ilgili her konuyla bizzat kendi ilgilenmiştir.Împăratul s-a interesat personal de politica externă.
Bu bahsettiğim yerleri bundan 37 yıl önce bizzat giderek gördüm.Am văzut oameni ca voi lovind alte persoane timp de șapte ani.
Metzengerstein'ın ahırları bizzat kundakladığı düşünülmektedir.Se presupune că Metzengerstein însuși ar fi fost responsabil pentru acest act de incendiere.
Bu hak şehirlere bizzat roma imparatoru tarafından verilirdi.Titlul era acordat de însuși împăratul Romei.
General Raus ve karargâh kadrosu, Memel'de bizzat çatışmalara girmek zorunda kaldılar.Comandamentul și statul său major au fost la Târgu Mureș.
Duruşmalar esnasında, Rákosi bizzat yargıçları arayıp talimatlar yağdırmıştı.Pentru a intra in posesia lor, păgubiții aveau nevoie de hotărâri judecătorești individuale.
Bizzat görünmek zorundasın.Trebuie să te prezinți personal.
Biz, yalnızca fenomenleri değil fakat şeylerin bizzatihi kendilerini de bilebiliriz.Nem pusztán nem vagyunk gondolkodó lények, hanem önmagunkat sem ismerjük.