Ana içeriğe geç
Sözlük

bizzat ile cümle

bizzat kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
6
HARF
2
HECE
9
ORT. KELİME
Fakat affdeip barışmayı esas alanın ücretini bizzat Allah verir.But whoever pardons and makes reconciliation, his reward lies with God.
O kâfirler Müslümanları, bizzat gözleriyle kendilerinin iki misli görüyorlardı.They saw them with their own eyes twice their number.
İnsanlar O'nun bilgisinden, bizzat kendisinin dilediği dışında, hiçbir şeyi kavrayıp kuşatamazlar.And they cannot comprehend anything of His knowledge save whatever He Himself pleases to reveal.
Konuklara bizzat hizmet etme geleneği artık yok.The tendency to serve the guests personally has changed.
Başbakan, bu girişimi bizzat destekliyor.The prime minister has been personally involved in supporting the initiative.
Çözüm sağlanamayan meseleler üzerindeki kararı ise referandum yoluyla bizzat Kıbrıs halkı verecek.Any issues that cannot be resolved will be decided by the people of Cyprus through a referendum.
Inzko, "Bu para vergi mükelleflerinin yanı sıra bizzat Srebrenica annelerinin de parası."The money is of the taxpayers, but also of the mothers of Srebrenica.
Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC) çabalarla ilgili endişesini bizzat dile getirdi.The International Olympic Committee (IOC) itself expressed concern about the effort.
Bu, Kıbrıs halkının bizzat kendisi için yürüteceği bir süreç."This is a process that is by the people of Cyprus, and for the people of Cyprus."
Gaşi burada tıp personelinin yaşadığı sorunlara bizzat tanık olduğunu söylüyor.He says he witnessed first-hand the problems medical personnel have to face.
Belgesel, gençler için bizzat tanık olmadıkları bir döneme ışık tutuyor.For young people, the documentary is a window into an era they never experienced firsthand.
Kasım ayı başlarında düzenlenecek resmi törene Clinton'ın bizzat katılması bekleniyor.Clinton himself is expected to attend the official inauguration ceremony in early November.
Ancak Erdoğan, Benedikt'i Ankara Esenboğa Havalimanı'nda uçaktan inişinde bizzat karşıladı.But Erdogan personally greeted Benedict as he stepped off his plane at Ankara's Esenboga Airport.
Bu tür birimlerin amacı, gençlerin bizzat tespit edip dile getirdiği temel sorunlara çözüm bulmak.The purpose of such offices is to solve the key problems identified by young people themselves.
Fikir, olayla ilgili yabancı örgütlerden değil, bizzat aileler tarafından ortaya atıldı.The idea came from the families themselves, not from the foreign organisations involved.
Anlattığı olayların içinde bizzat bulunduğundan dolayı, eseri bir nevi hatırat sayılabilir.As he himself took part in the events he describes, his work was a kind of memoirs.
Ryumin, Sukhanovo Hapishanesindeki mahkumlara bizzat işkence yaptı.Ryumin personally tortured prisoners in the Sukhanovo Prison, and appears to have enjoyed doing it.
Sonunda raporunu Josef Stalin'e göndermiş; 1950'de bizzat Stalin ile tanışmıştır.Finally, he sent his report to Joseph Stalin; he met Stalin personally in 1950.
Steve Jobs, bizzat Steve Jobs'un isteğiyle kaleme alınan ve kendi adını taşıyan biyografisidir.Steve Jobs is the authorized self-titled biography of Steve Jobs.
Yasur, İmam'ın Hülegü'nün kampını bizzat ziyaret etmesi gerektiğini söyledi.Yasur replied that the Imam personally should visit Hülegü's camp.
Konsey, bizzat Konsey tarafından beş yıllığına seçilen bir başkan tarafından yönetilir.The Council is led by a chairman, elected for five years by the Council itself.
Bizans'ın bu başarılarına cevaben, Halife el-Mehdi şimdi sahaya bizzat girmeye karar verdi.In response to these Byzantine successes, Caliph al-Mahdi now resolved to take the field in person.
Roosevelt'in bizzat Stalin'in kendisi tarafından komplo hakkında bilgilendirildiğini kaydetti.He notes that Roosevelt recorded that he was personally informed of the plot by Stalin himself.
İkinci grubun bizzat Skorzeny tarafından yönetilmesi gerekiyordu. [1]The second group was supposed to be led by Skorzeny himself.[1]
Tussaud'un bizzat kendisi tarafından yapılan bazı heykeller hala var.Some of the sculptures done by Tussaud herself still exist.
Mazzini'nin bizzat faaliyetleriyle Avrupa'da benzer hareketler kuruldu.Similar movements were set up around Europe by Mazzini himself.
Dördüncü Suriye Savaşı'nın sona ermesinden bir süre sonra, bizzat Mısır'da isyanlar patlak verdi.Sometime after the end of the Fourth Syrian War, revolts broke out in Egypt itself.
Katledilme emrini bizzat Mavrocordatos'un verdiği iddia edilmiştir.It is alleged that his murder was ordered by Mavrocordatos himself.
Nasir al-Dawla daha sonra bizzat Bağdat'a gitmeye karar verdi.Nasir al-Dawla then decided to head for Baghdad himself.
On sekiz tabak bizzat Ehret tarafından oyulmuş ve elle renklendirilmiştir.The eighteen plates were engraved and hand-colored by Ehret himself.
Sen en iyisi git onunla bizzat konuş.Du solltest besser persönlich mit ihm reden.
Ancak bizzat Hatemi ile de aralarında tartışmalar cereyan etmiştir.Vom Werden und Vergehen meines Heimatdorfes (Chronik).
Film ekibinde rol alan bazı elemanlar da bu işgale karşı yapılan direnişe bizzat katılmışlardı.Einige, der im Film mitwirkenden Personen, haben dieses schreckliche Ereignis selbst durchleben müssen.
Muhtemelen bizzat Farabi değil, öğrencileri tarafından derlenmiş bir eserdir.Vermutlich hat es dieser nicht selbst erstellt, sondern es ist das Werk eines Schülers.
14 Nisan 1894 tarihinde bizzat Sultan II. Abdülhamid'in emriyle Genelkurmay 4. Şube'ye atandı.Am 14. April 1894 wurde er von Sultan Abdülhamid II. in die 4. Abteilung beordert.
Wessex'e ise kendisi bizzat bakar.Doch er selbst hat nur Augen für Psyche.
Bütün yurttaşlar bizzat veya temsilcileri aracılığıyla yasaların oluşturulmasına katılma hakkına sahiptir.Alle Bürger haben das Recht, persönlich oder durch ihre Vertreter an seiner Gestaltung mitzuwirken.
Toplantıya bizzat katılmak zorunludur.Die Mitgliedschaft in der Tagung ist offen.
İsa, dünyada Tanrı’nın krallığını kurmak için bizzat dönecektir.Ihr könnt Maria sein, indem Ihr mich der Welt schenkt‘.
1919’daki kongre günlerinde, Mustafa Kemal’le bizzat görüşebilmek için Sivas’a gitti.1919 reiste sie nach Sivas, wo sie den von Mustafa Kemal Pascha abgehaltenen Kongress von Sivas besuchte.
Bizzat kendisinin komuta ettiği iki büyük sefer icra etmiştir.Zweimal führte er selbst Regie.
Dinime, bizzat hakikate nasıl inanıyorsam, buna da öyle inanıyorum.Ich, aufgrund der Tatsache, dass diese Nation an mich glaubt, ...
Yaklaşık üç yüz kadar diseksiyona katılır veya bizzat yapar.Abgelegt werden sie entweder einzeln oder in großen Gelegen von bis zu 3000 Stück.
Böylece mahkûm bizzat kendi hareketlerini kollamak durumunda kalacaktı.Der Präsident werde bis dahin zu seiner eigenen Sicherheit festgehalten.
Ona göre bu oyunda bizzat Mayakovski vardır.Mazowiecki stellt sich in diesem Film selbst dar.
Ferdinand Porsche duruma bizzat müdahale etti.Von Ferdinand Porsche trennte man sich in der Folge.
Her nasılsa, İoannis Zonaras onun senatonun bizzat kendisi tarafından seçildiğini iddia eder.Assur dagegen ist fest davon überzeugt, dass er selbst erwählt werde.
Yeşilırmak’ın bizzat kendisi de bu eski alüvyonları yararak akmaktadır.Mit ihnen hängt wohl auch das Gerede von ehemaligen Raubrittern zusammen.
Unity ise Hitler ile bizzat görüşmekteydi.Unity hatte Hitler bereits in München kennengelernt.
İtalyan versiyonunu bizzat oyunun yazarı yönetmişti.Der österreichische Schriftsteller selbst sollte das Drehbuch schreiben.
Bizzat XIV. Louis tarafından takdir edildi.Schließlich wurde er von Ludwig XIV. begnadigt.
Atlantik'teki savaşı bizzat kendileri yürüttü.Die Kriegsmarine im Kampf um den Atlantik.
Muharebelerde sıklıkla tümenine bizzat komuta ederdi.In den verschiedenen Feldzügen war er häufig mit selbstständigen Kommandos betraut.
Ancak bu film Le Carré'nin senaryoya bizzat katkıda bulunduğu yegane filmdir.Le Carré selbst sah sich jedenfalls danach nicht mehr in der Lage, die Figur literarisch weiter zu entwickeln.
Bu af kralın bizzat ölümünden sorumlu olanları kapsamamaktadırEs ist der Tod persönlich, der den König zu sich ruft.
Columbia’da Wu Çin doğumlu teorik fizikçi Tsung-Dao Lee ile bizzat tanıştı.À Columbia, Wu connaissait personnellement le physicien théoricien chinois Tsung-Dao Lee.
Devrimi yapansa, proletaryanın bizzat kendisidir.Mais cette organisation doit être l'œuvre du prolétariat lui-même.
587 baharında Filippikos tekrar hastalandı ve bizzat seferi yürütemedi.Au cours du printemps 587, Philippicos est de nouveau malade et ne peut mener son armée en campagne.
17 Aralık 2006'da ise Kimmel bizzat Damon'u bu olayın bir şaka olduğu konusunda bilgilendirmiştir.Dans l'édition du 17 décembre 2006 de USA Weekend, Kimmel a reconnu que l'incident de Damon était une blague.
Ferdinand Porsche duruma bizzat müdahale etti.Ferdinand Porsche participa à cette étude.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod