bira ile cümle
bira kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
4
HARF
2
HECE
6
ORT. KELİME
Bana biraz ekmek alır mısın lütfen?Will you buy me some bread, please?
Lütfen bana biraz ekmek alır mısınız?Would you mind buying me some bread, please?
Biraz geçmişi araştırma yapıyorum, ve size birkaç soru sormak istiyorum.I'm doing some history research and would like to ask you a few questions.
Yumi'nin erkek arkadaşı biraz antisosyaldir.Yumi's boyfriend is a bit antisocial.
Bir şey hakkında biraz tavsiye istiyorum.I'd like some advice on something.
Ben biraz İngilizce öğreniyorum.I am learning a little English.
Üç bira ve bir tekila lütfen!Three beers and one tequila please!
Hiçbir şeyi şansa bırakmadık.We left nothing to chance.
Az önce biraz karton aldım.I just bought some cardboard.
Önce bu biradan hoşlanmayabilirsin. Bu sonradan kazanılan bir tat.You might not like this beer at first. It's an acquired taste.
Benim için biraz safran alır mısın?Will you buy for me some saffron?
Şemsiyemi gördün mü? Onu burada dururken bıraktım.Have you seen my umbrella? I left it standing here.
Biraz şekere ihtiyâcım var.I need some sugar.
Fena değil, ama biraz yorgunum.Not bad, but I'm a bit tired.
Guinness biraların en iyisidir.Guinness is the finest of beers.
Şimdi üzerinizde nakit paranız var mı? Bana biraz ödünç verir misin?Do you have cash on you now? Could you lend me some?
O iz bırakmadan kayboldu.He's disappeared without a trace.
Biraz su ısıt.Warm up some water.
Biraz çay mı yoksa biraz kahve mi istersin?Do you want some tea or some coffee?
Biraz daha su içmek istiyorum.I would like to have some more water.
Lütfen biraz daha kahve ilave et.Please add more coffee.
Onu masaya bırak.Put it onto the table.
O konuda düşününce, bıraktım.Thinking about that, I left.
Arkadaşlarımız parkta biraz yürüyüş yaptılar.Our friends took a walk in the park.
Annem biraz İngilizce konuşur.My mother speaks little English.
Bir şişe bira ne kadar?How much does a bottle of beer cost?
Bir şişe bira kaça?How much does a bottle of beer cost?
Kapıyı açık bırakır mısın, lütfen?Would you leave the door open, please?
Lütfen kolumu bırak.Please let go of my arm.
Onlar bana bu ilacı alırsam biraz daha iyi hissedeceğimi söyledi.They told me that I would feel a little better if I took this medicine.
Seninle Fransızca kullanmayı bıraktım.I've quit using French with you.
Tebeşirden nefret ederim. Elinde toz bırakır.I hate chalk. It leaves powder on your hands.
Bill biraz Japonca konuşabiliyor.Bill can speak a little Japanese.
Bill az biraz Japonca konuşur.Bill speaks a little Japanese.
Odalar, ayrılış gününde saat on bire kadar boş bırakılmalıydı.Rooms should be left vacant by eleven a.m. on the day of departure.
O önceleri bira içerdi.He used to drink beer.
İnsanların ne kadar bira içtikleri havaya bağlıdır.How much beer people drink depends mostly on the weather.
Ay sonunda işimi bırakmaya karar verdim.I decided to leave my job at the end of the month.
Lütfen, onu bana bırakın.Please, leave it to me.
O gün bende derin bir etki bıraktı.That day left a deep impression on me.
Söylediğin bende derin bir izlenim bıraktı.What you said left a deep impression on me.
Sadece yalnız bırakılmak istediler.They just wanted to be left alone.
Durumu askıda bıraktılar.They left the situation unsettled.
Rehineleri serbest bırakmayı reddettiler.They refused to release the hostages.
Onlar arkalarında yüzlerce yaralı insan bıraktı.They left behind hundreds of wounded men.
Kendileri için çalışmak üzere serbest bırakıldılar.They were freed to work for themselves.
Ekstra yiyeceği geride bırakmaya karar verdiler.They decided to leave extra food behind.
Onlar kurşunu olduğu yerde bırakmaya karar verdiler.They decided to leave the bullet where it was.
Onlar 2.ooo den fazla ölü ve yaralıyı geride bıraktılar.They left behind more than 2,000 dead and wounded.
O kutuyu korumasız bıraktı.He left the box unprotected.
İşi başkan yardımcısına bırakacaktı.He would leave the job to his vice president.
Savaş sona erdiğinde, bir Teksaslı canlı bırakılmadı.When the battle ended, not a Texan was left alive.
1959'da, Soğuk Savaş gerginliği biraz azaldı.In 1959, Cold War tensions eased a little.
Bay Bush, Bay Gore'dan biraz daha fazla oy aldı.Mr. Bush had slightly more votes than Mr. Gore.
Lincoln bütün kölelerin serbest bırakılmasını kabul etti.Lincoln agreed that all slaves should be freed.
Brown ve arkadaşları kaçmak zorunda bırakıldılar.Brown and his friends were forced to flee.
Boykot bir yıldan biraz fazla sürdü.The boycott lasted a little more than a year.
On üçüncü yasa değişikliği tüm zenci köleleri serbest bıraktı.The Thirteenth Amendment freed all Negro slaves.
Rönesans ile skolastik düşünce yerini pozitif düşünceye bırakmıştır.With Renaissance, scholastic ideas gave place to positive ideas.
Biraz çay ya da kahve ister misin?Would you like some tea or coffee?