Mutfakta yanan bir şeyin kokusunu almıyor musun?Don't you smell something burning in the kitchen?
Mutfakta yanan bir şeyin kokusunu alıyorum.I smell something burning in the kitchen.
Bir adam elini sallayarak bir şeyler bağırdı.A man shouted something, waving his hand.
Bir adam elini sallayarak, bağırarak bir şey söyledi.A man shouted something, waving his hand.
Çok çalışarak bir şeyi başarabiliriz.By hard work we can achieve anything.
Öyle bir şeyi tekrar söyleme.Don't say such a thing again.
Japonun Koreli ile ortak bir şeyi var.Japanese has something in common with Korean.
Bir Japon böyle bir şey yapmaz.A Japanese wouldn't do such a thing.
Bir Japon böyle bir şey söylemezdi.A Japanese would not have said such a thing.
Böyle bir şey söylemesi garip.It is strange that he should say such a thing.
Onun hakkında bir şey bilmiyorum.I do not know anything about him.
Onun için üzülmekten başka bir şey yapamıyorum.I cannot but feel sorry for him.
O, çok aptalca bir şey yaptı.He did a very foolish thing.
O bir şey yapmakla meşgul.He is busy doing something.
O, o olay hakkında bir şey biliyor gibi görünüyor.It seems that he knows something about that incident.
O, onunla ilgili bir şey yapmıyor gibi görünüyor.He seems to make nothing of it.
Bütün gün şikâyet etmekten başka bir şey yapmadı.He does nothing but complain all day long.
Bütün gün TV izlemekten başka bir şey yapmadı.He did nothing but watch TV all day.
Bütün gün yatakta uzanmaktan başka bir şey yapmadı.He did nothing but lie in bed all day.
Bütün gün oynamaktan başka bir şey yapmaz.He does nothing but play all day.
O, meyveden başka bir şey yemez.He eats nothing else but fruit.
Para kazanmayla o kadar meşguldü ki başka bir şey düşünecek vakti yoktuHe was so intent on money-making that he had no time to think of anything else.
Para kazanmaktan başka bir şey düşünmez.He thinks of nothing but making money.
Söyleyecek bir şeyi yoktu, bu yüzden gitti.He had nothing to say, so he went away.
Öldürmenin dışında bir şey yapacaktır.He will do anything but murder.
O bana bir şey fısıldadı.He whispered something to me.
Bana baktı ve bir şey demedi.He stared at me and said nothing.
İşini şikâyet etmekten başka bir şey yapmadı.He did nothing but complain about his job.
O, siyaset hakkında bir şey bilmiyor.He knows nothing about politics.
O, bir aptaldan başka bir şey değil.He is nothing but a fool.
Onların planı hakkında bir şey bilmediğini inkar etti.He denied knowing anything of their plan.
O, babasının yüzüne bir şey diyemez.He can't say anything to his father's face.
O çizgi roman okumaktan başka bir şey yapmaz.He does nothing but read comics.
O bir hayalperesten başka bir şey değil.He is nothing more than a dreamer.
Şikâyet edecekleri bir şeyleri yok.They have nothing to complain about.
Onlar bu konuda bir şey bilmiyor olabilir.They may not know anything about this.
Onlar ağlamaktan başka bir şey yapmazlar.They do nothing but cry.
Onların ortak bir şeyi yok.They have nothing in common.
Onların ortak bir şeyi var.They have something in common.
O, kendine bir şey olmamış gibi görünüyor.She looks as if nothing had happened to her.
O öyle bir şey yapmış olamaz.She can't have done such a thing.
O öyle bir şey söylemiş olamaz.She can not have said such a thing.
Böyle bir şey yapması garip.It is strange that she should do such a thing.
O, öyle bir şey yapmış olamaz.She cannot have done such a thing.
Böyle bir şey söylemiş olamaz.She can't have said such a thing.
Aslında ailesi onun arkadaşları hakkında hiç bir şey bilmiyordu.Her family, as a matter of fact, knew nothing about her friends.
O her zaman bir şey hakkında şikayet ediyor.She is always complaining about something or other.
O her zaman yeni bir şey dener.She always tries something new.
Onun o konuda söyleyecek bir şeyi yoktu.She had nothing to say about it.
Onu hakkında bir şeyler biliyor olamaz.She can't have known about it.
O, öyle bir şey yapmamalıydı.She should not have done such a thing.
Aşk ve nefret arasında bir şey hissetti.She felt something between love and hatred.
Benim için herhangi bir şeyi yapmaya gönüllü.She is willing to do anything for me.
O, ağlamaktan başka bir şey yapmaz.She does nothing but cry.
O, arabasında yanlış giden bir şey hissetti.She felt something go wrong with her car.
O, çalışma odasında bir şey yazıyor.She's writing something in her study.
Onunla görüşecek bir şeyi vardı.She had something to talk over with him.
Onun kulağına bir şeyler fısıldadı.She whispered something into his ear.
O, herhangi bir şeyden korkmaz.She is not afraid of anything.
O, odayı her temizlemesinde bir şey kırar.She breaks something every time she cleans the room.