benimseme ile cümle
benimseme kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
9
HARF
4
HECE
10
ORT. KELİME
Ancak Selefîler, fıkıhta Mezhep taklîdini benimsemedikleri için, kendilerini bir mezhebe bağlı saymazlar.وما يتشاورون في أمر ينزل بهم إلا في داره ولا يعقدون لواء لحرب قوم من غيرهم إلا في داره، يعقدها لهم بعض ولده.
Buna rağmen halk hiçbir zaman Panini'nin gramerini benimsememiştir.Mas ela nunca alcançou a popularidade de Grable.
Rusya halkının marş sözlerini benimsemesi biraz zaman aldı.Levou algum tempo para a bandeira ganhar a aceitação do povo.
Ancak çizgi roman okuyucuları Todd'u Robin olarak hiçbir zaman benimsemedi.Musicalmente, os irmãos Robinson nunca estiveram tão entrosados.
Bu benimseme aynı zamanda bu güvene ihanet eden yöneticiyi görevden uzaklaştırma hakkını da içerir.Somente este ato lhe daria a autoridade para tomar posse do tesouro escondido.
Bu cümleyi benimsemeyeceğim çünkü ben rus değilim.Eu não vou adotar essa frase porque não sou russo.
Ülke nüfusunun yarısından fazlası Hristiyan inancını benimsemektedir.Meer dan de helft van de bevolking hangt het christendom aan.
Bu safhalar farkında olma, ilgi, değerlendirme, deneme ve benimsemedir.Ale żeby nie było wątpliwości- to jest moja ocena, moje powody i moje uczucia.
Bunlardan biri Dünya’nın sabit olduğu ve evrenin merkezi olduğunu benimsemesidir.Det finns en liten skara som även hävdar att jorden är stilla och att den är universums centrum.
Böylece Fransız halkının onu benimsemesi daha kolay olacaktı.Це значно полегшило просування французів.
Buna rağmen halk hiçbir zaman Panini'nin gramerini benimsememiştir.Osud mu však nikdy nedopřál získat Stanleyův Pohár.
Ancak Mora kentleri planı tam olarak benimsemediler.A tengeri tartományok közül azonban egyik sem fogadta el a tervet.
Ancak hiçbir zaman tarikat anlamında bir anlayışı benimsememiştir.Érdekes módon a dialógus hiányát soha nem érezzük.
Bazı reformist cemaatler bu bakış açısını benimsemektedir.A kálvini reformáció elvetette a fenti nézeteket.
İMDÖ'nün sadece Bulgarları değil, bölgedeki tüm ulusları da benimsemesi gerektiğini belirtti.Ζητούσε η VMRO να αγκαλιάσει όλες τις εθνότητες στην περιοχή και όχι μόνο τους Βουλγάρους.
Ülke nüfusunun yarısından fazlası Hristiyan inancını benimsemektedir.Over halvdelen af befolkningen betragter sig selv som kristne.
Halkın, Alevî İslâmı benimsemesini sağlamıştır.Et bantutalende folk som etterhvert tok til seg Islam.
Halkın içine girebilmek ve halkın kendisini benimsemesi için kendini Mısır dinine verdi.Ia datang untuk memberikan keselamatan kepada manusia dan mendamaikan manusia dengan Allah.
Şövalyelerin uyması ya da benimsemesi gereken 10 temel ilke vardı.当初は全103条から成り、騎士団の構成や、団員の義務をはじめ組織の運営に必要な事項が示されている。
Ancak hiçbir zaman tarikat anlamında bir anlayışı benimsememiştir.“我从来没有完全理解这个性感符号。
Rusya halkının marş sözlerini benimsemesi biraz zaman aldı.俄軍佔領當地的時間不長。
Ülke nüfusunun yarısından fazlası Hristiyan inancını benimsemektedir.주민의 50% 이상이 기독교를 믿는다.
Ancak, ordu 1960'lara kadar bunu benimsemedi.1960년까지 이 계획은 재론되지 않았다.
“Doğru Zihniyet”; kinden arınma, zararsız olma düşüncesini benimsemektedir.설일체유부에 따르면, 불해(不害)는 다른 이를 손상시키고 괴롭히지 않는 것을 본질로 하는 의식작용(마음작용)이다.
Bunlardan biri Dünya’nın sabit olduğu ve evrenin merkezi olduğunu benimsemesidir.יש לזכור כי באותה תקופה עדיין סברו כי הארץ נמצאת במרכז היקום.
Ancak hiçbir zaman tarikat anlamında bir anlayışı benimsememiştir.Никога не говорете срещу себе си със сериозен тон.
Bu dönemde marksist-leninist fikirleri benimsemeye başladı.С течение на времето марксист-ленинските течения намаляват.
Ateizmin eleştirisi, ateizmi benimsemeyen düşüncelerce yapılmaktadır.Вътрешно мълчание – състояние в което липсват мисли породени от егото.
Ülke nüfusunun %50'lik bir kesmi İslam inancını benimsemektedir.50% stanovništva je islamske vjeroispovjesti.
Buna rağmen halk hiçbir zaman Panini'nin gramerini benimsememiştir.Tačiau, žmonės niekada neužmiršo Vilniaus Kalvarijų.
Grup üyelerinin alınan kararları benimsemesi ve sahiplenmesini sağlar.Grupi liikmetelt nõutakse allumist ja korralduste täitmist.
Bunlardan biri Dünya’nın sabit olduğu ve evrenin merkezi olduğunu benimsemesidir.See seletas maa püsimist maailma keskmes, samuti maavärinaid.
‹‹Ama ey sen, onun torunu Belşassar, bunların hepsini bildiğin halde alçakgönüllülüğü benimsemedin.A ty, jeho syn, Balsazáre, neponížil si svojho srdca, hocaj si toto všetko vedel.
‹‹Ama ey sen, onun torunu Belşassar, bunların hepsini bildiğin halde alçakgönüllülüğü benimsemedin.Dar tu, Belşaţar, fiul lui, nu ţi-ai smerit inima, măcarcă ai ştiut toate aceste lucruri.
‹‹Ama ey sen, onun torunu Belşassar, bunların hepsini bildiğin halde alçakgönüllülüğü benimsemedin.És te, Belsazár, az õ fia, nem aláztad meg a szívedet, noha mindezt tudtad.
‹‹Ama ey sen, onun torunu Belşassar, bunların hepsini bildiğin halde alçakgönüllülüğü benimsemedin.Et toi, Belschatsar, son fils, tu n`as pas humilié ton coeur, quoique tu susses toutes ces choses.
‹‹Ama ey sen, onun torunu Belşassar, bunların hepsini bildiğin halde alçakgönüllülüğü benimsemedin.E tu, Belsazar, que és seu filho, não humilhaste o teu coração, ainda que soubeste tudo isso;
‹‹Ama ey sen, onun torunu Belşassar, bunların hepsini bildiğin halde alçakgönüllülüğü benimsemedin.In ti, Belsazar, sin njegov, si nisi ponižal srca svojega, čeprav si vedel to vse.
‹‹Ama ey sen, onun torunu Belşassar, bunların hepsini bildiğin halde alçakgönüllülüğü benimsemedin.벨사살이여 왕은 그의 아들이 되어서 이것을 다 알고도 오히려 마음을 낮추지 아니하고
‹‹Ama ey sen, onun torunu Belşassar, bunların hepsini bildiğin halde alçakgönüllülüğü benimsemedin.Men du Belsasar, hans sønn, har ikke ydmyket ditt hjerte, enda du visste alt dette;
‹‹Ama ey sen, onun torunu Belşassar, bunların hepsini bildiğin halde alçakgönüllülüğü benimsemedin.Men du, Belsassar, hans son, som har vetat allt detta, har ändå icke ödmjukat ditt hjärta,
‹‹Ama ey sen, onun torunu Belşassar, bunların hepsini bildiğin halde alçakgönüllülüğü benimsemedin.Men du, Belsazzar, hans Søn, har ikke ydmyget dit Hjerte, skønt du vidste alt dette;
‹‹Ama ey sen, onun torunu Belşassar, bunların hepsini bildiğin halde alçakgönüllülüğü benimsemedin.Mutta sinä, hänen poikansa Belsassar, et ole nöyryyttänyt sydäntäsi, vaikka tämän kaiken tiesit;
‹‹Ama ey sen, onun torunu Belşassar, bunların hepsini bildiğin halde alçakgönüllülüğü benimsemedin.Pero tú, su hijo Belsasar, a pesar de que sabías todo esto, no has humillado tu corazón
‹‹Ama ey sen, onun torunu Belşassar, bunların hepsini bildiğin halde alçakgönüllülüğü benimsemedin.Tetapi putranya, yaitu Tuanku sendiri, tidak mau merendahkan diri, meskipun Tuanku tahu semuanya itu
‹‹Ama ey sen, onun torunu Belşassar, bunların hepsini bildiğin halde alçakgönüllülüğü benimsemedin.Tu, Baldassàr suo figlio, non hai umiliato il tuo cuore, sebbene tu fossi a conoscenza di tutto questo
‹‹Ama ey sen, onun torunu Belşassar, bunların hepsini bildiğin halde alçakgönüllülüğü benimsemedin.Ty také, synu jeho Balsazaře, neponížil jsi srdce svého, ačkolis o tom o všem věděl.
‹‹Ama ey sen, onun torunu Belşassar, bunların hepsini bildiğin halde alçakgönüllülüğü benimsemedin.Ty, też, Balsazarze, synu jego! nie upokorzyłeś serca swego, chociażeś to wszystko wiedział.
‹‹Ama ey sen, onun torunu Belşassar, bunların hepsini bildiğin halde alçakgönüllülüğü benimsemedin.Und du, Belsazer, sein Sohn, hast dein Herz nicht gedemütigt, ob du wohl solches alles weißt,
‹‹Ama ey sen, onun torunu Belşassar, bunların hepsini bildiğin halde alçakgönüllülüğü benimsemedin.U, zijn zoon Belsazar, was van dit alles op de hoogte, maar u hebt u desondanks niet vernederd.
‹‹Ama ey sen, onun torunu Belşassar, bunların hepsini bildiğin halde alçakgönüllülüğü benimsemedin.Και συ ο υιος αυτου, ο Βαλτασαρ, δεν εταπεινωσας την καρδιαν σου, ενω εγνωριζες παντα ταυτα
‹‹Ama ey sen, onun torunu Belşassar, bunların hepsini bildiğin halde alçakgönüllülüğü benimsemedin.А ти, негов внук, Валтасаре, не си смирил сърцето си, ако и да знаеше всичко това,
‹‹Ama ey sen, onun torunu Belşassar, bunların hepsini bildiğin halde alçakgönüllülüğü benimsemedin.И ты, сын его Валтасар, не смирил сердца твоего, хотя знал все это,
‹‹Ama ey sen, onun torunu Belşassar, bunların hepsini bildiğin halde alçakgönüllülüğü benimsemedin.ואנתה ברה בלשאצר לא השפלת לבבך כל קבל די כל דנה ידעת׃
‹‹Ama ey sen, onun torunu Belşassar, bunların hepsini bildiğin halde alçakgönüllülüğü benimsemedin.وانت يا بيلشاصر ابنه لم تضع قلبك مع انك عرفت كل هذا.
‹‹Ama ey sen, onun torunu Belşassar, bunların hepsini bildiğin halde alçakgönüllülüğü benimsemedin.伯 沙 撒 阿 、 你 是 他 的 兒 子 、 〔 或 作 孫 子 〕 你 雖 知 道 這 一 切 、 你 心 仍 不 自 卑
‹‹Ama ey sen, onun torunu Belşassar, bunların hepsini bildiğin halde alçakgönüllülüğü benimsemedin.伯沙撒阿 、 你 是 他 的 兒子 、 〔 或 作孫子 〕 你 雖 知道 這 一切 、 你 心 仍 不 自卑
Ancak şanslıysanız bir devrilme noktasına ulaşırsınız ve pazar ürününüzü... ...benimsemeye başlar.쭉 그대로 이어질 수도 있고 운이 좋으면 티핑포인트를 치고 시장에 수용이 되죠
Ancak şanslıysanız bir devrilme noktasına ulaşırsınız ve pazar ürününüzü... ...benimsemeye başlar.lub wieczność, ale jeśli masz szczęście to trafisz w punkt przełomowy i rynek cię zaakceptuje.
Ancak şanslıysanız bir devrilme noktasına ulaşırsınız ve pazar ürününüzü... ...benimsemeye başlar.لا تنفق شيء، لكن إن كنت محظوظًا قد تحصل لك نقطة تحول ويبدأ تبني السوق.