En belirgin şikayet karın ağrısıdır.Kaikkein silmiinpistävin ero oli naisten kohtelussa.
Üretici güçlerdeki bu gelişme toplumların üretim kapasitelerini son derece belirgin biçimde genişletti.Lakko vaikutti suuresti yhtiön tuotantokapasiteettiin.
Vücudunda belirgin olarak kırmızı-turuncu işaretler vardır.Ruumiissa on punamultatäpliä.
Ücret farklarının azaltılması belirgin bir değişim oldu.Korvaamalla differenssi differentiaalilla tehdään pieni virhe.
Eşcinsel eğilimleri giderek daha da belirgin hale geliyordu.Myös psykologisia piirteitä alkoi esiintyä entistä enemmän.
Türün en belirgin özelliği yavaş temposudur.Kasvin huomattavin ominaisuus on sen tahmaisuus.
Çoğu Batı toplumunda yönetim ile devlet arasındaki fark belirgindir.Poliittisessa järjestelmässä on selkeä ero hallinnon ja kansalaisten välillä.
Bazı virüsler enfekte hücrede hiçbir belirgin değişikliğe neden olmazlar .Μερικοί ιοί δεν προκαλούν εμφανείς αλλαγές στο μολυσμένο κύτταρο.
2004'te kabul edilen değişikliklerle ülkenin siyasi sisteminde belirgin değişiklikler gerçekleştirildi.Το 2004 εγκρίθηκαν τροπολογίες που άλλαξαν σημαντικά το πολιτικό σύστημα.
Hersek ile Bosna arasında belirgin bir sınır yoktur.Δεν υπάρχουν πραγματικά σύνορα μεταξύ της περιοχής της Βοσνίας και της περιοχής της Ερζεγοβίνης.
III. evre çanak çömleği ise belirgin farklılıklar gösterir.Μόνο το βραχιόνιο οστό εμφανίζει κάποιες διαφορές.
Bu gelişmeler belirgin bir şekilde 1929 – 1933 yılındaki ekonomik kriz sırasında olmuştur.Διαδραμάτισαν ιδιαίτερα αρνητικό ρόλο στην κρίση του 1930-1933.
"Brute Force", Kara film (Film-noir) türünün belirgin örneklerindendir.Η ατμόσφαιρα θυμίζει, «υπαρξιακό» film noir.
Arap yazışma dili, Arap halk dillerinin farklı türlerinden belirgin bir biçimde ayrılmaktadır.Οι αραβικές διάλεκτοι αποτελούν τις διάφορες μορφές της αραβικής γλώσσας ανά τον κόσμο.
Yas, ilk 10 günde belirgin bir biçimde tutulur.Η ΑΕΚ είχε σταθερή πορεία τις πρώτες περιόδους τις δεκαετίας.
Burton'ın devam filmini yönetmek için belirgin bir isteği yoktu ama yine de yapımcılık ile görevlendirildi.Δεν τον ενδιέφερε, τον Μπάρτον, να αναλάβει τη σκηνοθεσία αλλά παρέμεινε ως παραγωγός.
Belirgin seksüel dimorfizme sahiptirler.Έχουν ελικοειδή συμμετρία.
Bir buz çağının sona ermesi ile ilgili en belirgin değişiklik, sıcaklık artışıdır.Διαπίστωσε μια συγκεκριμένη μετατόπιση της μέγιστης έντασης της ακτινοβολίας με την αύξηση της θερμοκρασίας.
Hersek ile Bosna arasında belirgin bir sınır yoktur.Der er ingen klare grænser mellem Hercegovina og Bosnien.
Ay'ın en belirgin yönü parlak ve karanlık bölgeleri arasındaki kontrast farkıdır.Månens mest tydelige træk er forskellen mellem den lyse og mørke områder.
Yaşlılar ve küçük çocuklarda belirtiler çok belirgin olmayabilir.Hos ældre mennesker og små børn kan symptomerne være vage og uspecifikke.
Ciltlerinin rengi de belirgin şekilde farklıdır.Også deres hudfarve er markant forskellig.
Sınırları belirgindir.Grænserne er svævende.
Kenya'da belirgin bir tek tip kültür tanımı bulunmamaktadır.Kenya har ingen kultur, som specifikt identificerer hele landet.
Ericsson, kayıpları belirgin olarak görülen bazı şüpheli hisse anlaşmalarına yatırım yapıldığını keşfetti.Ericsson fandt ud af, at de havde investeret i nogle tvivlsomme aktiehandler, hvis tab var betydelige.
Ancak bazı önemli silah sistemlerinde Sovyet sayısal üstünlüğü belirgindir.Inden for nogle vigtige våbensystemer havde Sovjetunionen en betydelig numerisk overvægt.
Ancak aşağıda açıklandığı gibi Güneş'in belirgin bir iç yapısı bulunur.Solen har imidlertid en veldefineret indre struktur som beskrevet i det følgende.
Seramik konusunda bu etki çok belirgindir.Det er særlig tydeligt i keramikken.
Beş yaşın altındaki çocuklarda görülen belirgin bulgu ve belirtiler ateş, öksürük ve hızlı veya güç solumadır.Hos børn under fem er de typiske symptomer feber, hoste og hurtig eller besværet vejrtrækning.
Fakat Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne yakınlaşmasıyla birlikte bu durum belirgin şekilde değişti ve rahatladı.Siden Rumæniens indtræden i EU er dette dog begyndt at ændre sig.
Bu durum, gelişmekte olan ülkelerde daha da belirgindir.De er også bedst i tilberedt tilstand.
Yine de sebep her zaman için doğrudan belirgin olmaz.Af samme grund kan der heller ikke altid gives en nøjagtig behandling.
Yine birkaç gün önce özellikle yüzde belirgin sivilceler oluşur.Kun 2 % af ægtemændene var privatansatte.
Mart'ta planlar belirginleşti.Planeten Mars' bevægelser blev også beskrevet.
En belirgin özellikleri çok uzun arka ayaklarının olmasıdır.Det bedst kendte kendetegn er de store flader på ryggen.
Sırt yüzgeci oldukça belirgindir.Rodnettet er forholdsvist spinkelt.
Obüsler ile toplar arasındaki ayrım çok belirgin değildir.Forskellen mellem instinktfugle og vejrfugle er ikke helt klar.
Filmin korku filmi olmasının, müzik üzerinde belirgin etki bırakmamasını sağlamaya çalıştım.Han havde bestemt at der ikke skulle være sang med i filmen, kun instrumental musik.
Bu dönem sanatı belirgin bir askeri nitelik arz eder.Denne hær er kendetegnet ved en høj grad af tilfældighed.
Örneğin, bu resimde duvardaki pencere ve sol kısımdaki gölgeli kısım daha belirgin.I billedets venstre side falder en skrå skygge på væggen og den lægger væggens venstre del i mørken.
Fransız ordusunun en belirgin eksikliği zırhlı araç eksikliğiydi.Den 10. maj 1940 var den mest åbenbare mangel i den nederlandske hær, at den ikke havde kampvogne.
Hersek ile Bosna arasında belirgin bir sınır yoktur.Det er ingen klare grenser mellom Hercegovina og Bosnia.
Bir süre sonra bu krallıklardan her biri belirgin ve kendine özgü bir gelişme göstermiştir.Hver av disse kongedømmene hadde deretter en merkbar individuell og stedegen utvikling og historie.
Shakespeare'in Saxo'nun versiyonuna doğrudan başvurduğuna dair belirgin bir kanıt yoktur.Det finnes ikke noe tydelig bevis for at Shakespeare kjente Saxos versjon.
Gauss'un nesli belirgin bir biçimde soyut ve uygulamalı matematik alanları arasında ayrım yapmadı.Gauss' generasjon hadde ikke noe skarpt skille mellom ren og anvendt matematikk.
Burada artık belirgin bir sınır olmadığından boşluğa geçiş başlamaktadır.I dette paradiset finnes det ikke lenger noen hindringer til den fullstendige oppvåkning.
Mısır toplumu belirgin biçimde tabakalaşmış bir toplumdu ve sosyal statü kesin olarak katıydı.Det egyptiske samfunn var meget lagdelt, og sosial status ble uttrykkelig håndhevd.
Bu durum, gelişmekte olan ülkelerde daha da belirgindir.Dette problemet er enda mer markert i utviklingsland.
Pugların kulaklarında iki farklı belirgin biçim görülür: gül ve düğme.Mops har to forskjellige former på ørene, «rose» og «button».
Birinci Pön Savaşı'nın en belirgin politik sonucu Kartaca'nın deniz gücünün zayıflama çökmesidir.Kanskje var det mest umiddelbare politiske resultatet av krigen Karthagos nedgang som stormakt til sjøs.
Bazı hastalarda, özellikle makulada bir ödem varsa, belirgin bir görme artışı ile sonuçlanır.Generelt er det slik at dersom en terskelverdi overstiges, innfris en eller annen betingelse.
Ama SSCB'nin tutumu belirgin bir biçimde değişti.Skriveformen for Espe har endret seg mye.
Varsayım belirgin olmalıdır.Resten blir antagelser.
Günlük yaşamda kültür farklılığı çok belirgin değildir.Imidlertid er ikke behovet for nøyaktighet i hverdagen så stort.
Fakat mevsimler arasında çok belirgin fark yoktur.Det er ikke alltid noen klar overgang mellom fasene.
MÖ 241 yılına değin taraflar belirgin bir üstünlük sağlayamadılar.Da de kom sammen klarte de 104 dommerne ikke gjøre et klart valg.
Model, daha belirgin bir biçimde daha ince idi.Hans modell gav også enda mer nøyaktige forutsigelser.
Bu ekonomi poltikalarıyla beraber zengin ile fakir arasında fark daha da belirginleşmeye başladı.Vi må forstå hva økende forskjeller mellom fattig og rik fører til.
Bu oluşum nedeniyle Sarayburnu'nun burnu bugün olduğundan daha belirgindi.Den gang må Sarayburnu fremstått som enda mer markant enn i dag.
Bu görüş özellikle Wittgenstein mantıksal pozitivist sayıldığı yaklaşımda belirgin olarak görülür.Dette er en måte å se språket på som Wittgenstein finner problematisk.