Belki her şey yolunda gidecektir.Maybe everything'll go all right.
Belki de onu Tom'a söylememem gerektiğini düşündüm.I thought maybe I shouldn't tell Tom that.
Belki de o yasanın değiştirilmesi gerekiyor.Maybe that law needs to be changed.
Sanırım belki de onu yaparım.I think perhaps I'll do that.
Belki de biraz açgözlüydüm.Perhaps I was a bit greedy.
Her zaman beladan kaçınmaya çalışırım.I always try to avoid trouble.
Belki de onu Tom'a söylememem gerekirdi.Maybe I shouldn't have told Tom that.
Belki bazen fazla gizemliyimdir.Perhaps I'm sometimes too secretive.
Belki bırakmam gerektiğini düşündüm.I thought maybe I should stop.
Belki de istifa etmem gerekir.Perhaps I should resign.
Belki de Tom uyudu.Perhaps Tom has fallen asleep.
Başım beladaydı.I was in trouble.
Belki de ayrılmalıyız.Maybe we should quit.
Tom belli ki kendi konuştuğunu duymaktan hoşlanıyor.Tom obviously likes hearing himself talk.
Tom belirsizleşiyor.Tom is being vague.
Bazı insanlar sağı solu belli olmayan biri olduğumu söylüyor.Some people say I'm unpredictable.
Belki de Fadıl'dır.Maybe it's Fadil.
Zayıf bir belleğim var.I have a poor memory.
Duruşma tarihi belirlendi.A trial date was set.
Tom onun doğum belgesinin fotokopisini çekti.Tom photocopied his birth certificate.
Fadıl'ın cezai ehliyetinin olmadığı belirlendi.Fadil was found criminally insane.
Belki onun kötü bir vicdanı vardır.Maybe he has a bad conscience.
Belki bir gün onu anlarsın.Maybe someday you'll understand that.
Belki bir gün anlayacaksın.Maybe someday you'll understand.
Fadıl gerçek rengini belli etti. O bir korkaktı.Fadil showed his true colors. He was a coward.
Belki bu Tom'dur.Maybe it's Tom.
Tom, bunu yapmak istemediğini açıkça belirtti.Tom made it clear that he wasn't willing to do that.
Tom bunu yapmak için istekli olmadığını belirtti.Tom made it clear that he wasn't willing to do that.
O belki meşguldür.Maybe he's busy.
Belki de ben hatalıyım.Perhaps I am mistaken.
Tom onu yapmak istemediğini açıkça belirtti.Tom made it clear that he didn't want to do that.
Kendimi tekrar belaya bulaştırdım.I've gotten myself into trouble again.
Bir baş belası gibi görünüyorsun.You seem to be a troublemaker.
Sözcüğün kaynağı belirsizdir.The word's origin is unclear.
Kelimenin kaynağı belirsizdir.The origin of the word is unclear.
Onu Japonya'nın kamu yayıncısı NHK tarafından üretilen bir belgeselde gördüm.I saw it in a documentary produced by NHK, Japan' s public broadcaster.
Senin flaş belleğini evde bıraktım.I left your flash drive at home.
Sana birkaç Belçika çikolatası getirdim.I brought you some Belgian chocolates.
Sana birkaç Belçika çikolatası satın aldım.I bought you some Belgian chocolates.
Boston'un belediye başkanı olmayı özleyeceğim.I'm going to miss being the mayor of Boston.
Belki Tom'la çıkmalısın.Maybe you should go on a date with Tom.
Belki Tom'un aradığı şey budur.Maybe this is what Tom was looking for.
Tom başını belaya sokmak istemedi.Tom didn't want to get into trouble.
Belki bu bir daha asla olmayacak.Maybe this will never happen again.
Belki bu sadece Boston'da olur.Maybe this only happens in Boston.
Belki daha çok uğraşmalısın.Maybe you should've tried harder.
Belki yeterince çok çalışmadın.Maybe you didn't try hard enough.
Belki Tom daha fazla çalışmalıydı.Maybe Tom should've tried harder.
Belki Tom yeterince çalışmadı.Maybe Tom didn't try hard enough.
Belki de daha çok uğraşmalıydım.Maybe I should've tried harder.
Belki yeterince çok çalışmadım.Maybe I didn't try hard enough.
Ben hiç başım belada değildim.I've never been in any trouble.
Hiç başım belada olmadı.I've never been in trouble.
Belki bu Tom'a aittir.Maybe this belongs to Tom.
Belki onu yapmalısın.Maybe you should do that.
Tom'un başı belada olabilir.Tom might be in trouble.
Kutuda ne olduğu hakkında belirsiz bir fikriniz mi var?Do you have a vague idea about what's in the box?
O Belçika'da çalışıyor.She works in Belgium.
Belki Tom'u orada göreceksin.Perhaps you'll see Tom there.
Başım büyük bir belada idi.I was in big trouble.