Belki buna ihtiyaç olmayacak.Maybe that won't be necessary.
Belki de bize güvenmiyorlardır.Maybe they don't trust us.
Belki Tom'un zamanı yoktu.Maybe Tom didn't have time.
Belki Tom seni duymadı.Maybe Tom didn't hear you.
Belki Tom Mary'yi görmedi.Maybe Tom didn't see Mary.
Belki Tom bizi görmedi.Maybe Tom didn't see us.
Belki de Tom bizi anlamadı.Maybe Tom didn't see us.
Belki Tom ona dokunmadı.Maybe Tom didn't touch it.
Belki Tom delirmeyecek.Maybe Tom won't be mad.
Belki beni duymadın.Maybe you didn't hear me.
Belki sen beni anlamadın.Maybe you didn't understand me.
Belki Tom'u anlamadın.Maybe you didn't understand Tom.
Belki onu görmüyorsun.Maybe you don't see it.
Belki sadece umursamadın.Maybe you just didn't care.
Belki bana inanmayacaksın.Maybe you won't believe me.
Belli ki senin zamanın yok.You obviously don't have time.
Burada yaşamadığın belli.You obviously don't live here.
Bu belli.It's obvious.
Belli ki, o hasta.Obviously, she's sick.
Ben belli bir oranda anlaşırım.I agree to a certain extent.
Tom'un bir baş belası olduğunu her zaman biliyordum.I always knew that Tom was a troublemaker.
Bu sabah hastalık yüzünden iş yerine gidemeyeceğimi belirttim.I called in sick this morning.
Onun belden aşağısı felçlidir.He's paraplegic.
Belediye başkanlığına tekrardan şeçildi.He was re-elected mayor.
Belediye başkanlığına tekrardan seçildi.He was re-elected mayor.
Yardım edemem ama sanırım belki bir gün sen ve ben evleneceğiz.I can't help but think that maybe someday you and I'll get married.
Kendimi belki günün birinde seninle evleneceğimi düşünmekten alamıyorum.I can't help but think that maybe someday you and I'll get married.
Belediye başkanının kızı kaçırıldı.The mayor's daughter has been kidnapped.
Başının belada olduğunu görebildim.I could see you were in trouble.
Sen benimle gitmeseydin belki oraya gidemezdim.I couldn't possibly go there unless you went with me.
Ben olsam buna bel bağlamazdım.I wouldn't count on it.
Su bele kadar.The water is waist-deep.
Tom'a bir harita belgeçledim.I faxed a map to Tom.
Belgeleri Tom'a gönderdim.I had the documents sent to Tom.
Belediye başkanının konuşması çok beğeni ile karşılandı.The mayor's speech was received with much acclaim.
Kuşkucu bir kimse olmak için belki bir uzman olman gerekmiyor.In order to be a skeptic, maybe you should not be an expert.
Çok iyi bir belleğe sahibim.I have a very good memory.
O belgeyi zaten okudum.I've already read that document.
Belirli haklarım var.I have certain rights.
Henüz belgeleri Tom'a vermedim.I haven't given the documents to Tom yet.
Ben istediğiniz belgelere sahibim.I've got the documents you asked for.
Hangi tarafta olduğumu belirledim.I've made my position clear.
Başının belada olduğunu biliyorum.I know you're in trouble.
Sana belgeyi imzalamanı söyledim.I told you to sign the document.
Onu Tom'un yaptığı oldukça belliydi.It was pretty obvious Tom did it.
Belki Boston'a geri gitmeliyiz.Maybe we should go back to Boston.
Belki bakmayı sürdürmeliyiz.Maybe we should keep looking.
Bir pasaporta başvuru yapmak için hangi sertifikalar ve belgeler gereklidir?What certificates and paperwork are needed to apply for a passport?
Belki sen onun yardımını arayacaksın.Perhaps you will seek his aid.
Belki dedim.I said maybe.
Tom'un doğum belgesini gördüm.I saw Tom's birth certificate.
Belki Tom'un daha fazla uyumasına izin vermeliyim.I should probably let Tom sleep a little longer.
O belgeyi birine göstermediğime yemin ederim.I swear I never showed anyone that document.
Sanırım başım büyük belada.I think I'm in big trouble.
Sanırım belki yardım edebilirim.I think maybe I can help.
Sanırım belki yanlış numara çevirdim.I think maybe I have the wrong number.
Sanırım belki gitmeliyim.I think maybe I should go.
Sanırım belki o benim hatamdı.I think maybe that was my fault.
Sanırım belki Tom ve Mary gitmeli.I think maybe Tom and Mary should go.
Sanırım belki Tom'un yapacak başka bir şeyi var.I think maybe Tom has something else to do.