Mary her gün yüzerek bel ölçüsünü azalttı.Mary decreased her waist size by swimming every day.
Hangi ceketin seninki olduğunu belirleyebilir misin?Can you identify which coat is yours?
Kendimi tanıtmak için sürücü belgemi kullandım.I used my driver's license to identify myself.
Başkan konuyla ilgili kişisel görüşünü belirtti.The president stated his position on the issue.
Biz kimlik belgelerimizi güvenlik masasına göstermek zorunda kaldık.We had to show our papers at the security desk.
Dosyadaki bazı önemli belgeler kayıp.Some important papers are missing from the files.
Belki birkaçınız hayvanat bahçesinde pandalar gördü.Maybe a few of you have seen pandas in the zoo.
Belgeleri aldıktan kısa bir süre sonra öldü.He died soon after he received the documents.
Başkan Lincoln bu belgelerin tüm beşini yazdı.President Lincoln wrote all five of these documents.
Başkan Lincoln bu belgelerin beşini de yazmış.President Lincoln wrote all five of these documents.
Belçika Fransa kadar büyük değildir.Belgium is not as big as France.
Belli belirsiz tanıdık geliyor.Sounds vaguely familiar.
Evlilik,eğer insan gerçekle yüz yüze kalacaksa bir beladır fakat gerekli bir bela.Marriage, if one will face the truth, is an evil, but a necessary evil.
Belki yarın bir yolunu bulacağım.Maybe tomorrow, I'll find my way.
Eğer içiyorsan, belki eşin seni eve götürebilir.If you've been drinking, perhaps your spouse can drive you home.
Belki sonuçta sen haklısın.Maybe you're right, after all.
Belki de senin söylediklerin doğrudur.Maybe what you said is true.
Tom yirmi dört yaşına kadar sürücü belgesini almadı.Tom didn't get his driver's license until he was twenty-four.
Tom kaç tane kurşun kalem alacağını belirtmedi.Tom didn't specify how many pencils to buy.
Tom'un başını belaya sokmakla ilgili uzun bir geçmişi var.Tom has a long history of getting into trouble.
Delhi belediye başkan yardımcısı dolaylı olarak rhesus maymunları tarafından öldürüldü.The deputy mayor of Delhi was indirectly killed by rhesus monkeys.
Tom Mary'nin başının belada olduğunu anladı ve ona yardım etmek için gitti.Tom discovered that Mary was in trouble and went to help her.
Belki onlar mutlu.Maybe they are happy.
Belki bir aylık zaman içerisinde akıcı şekilde konuşabileceğim.Maybe I'll be able to speak fluently in a month's time.
Sırbistan'ın başkenti Belgrad'tır.The capital city of Serbia is Belgrade.
Fransızca yanında, belli ki İngilizce konuşabilir.Besides French, he can obviously speak English.
On sekiz yaşına girdikten sonra sürücü belgesi alabilirsin.You can get a car license after you turn eighteen.
Kendimi bir beluga balinası gibi hissediyorum!I feel like a beluga whale!
Belki o gelmeyecek.Maybe she won't come.
Belki kilometreler olması gerekiyor.Perhaps it's supposed to be kilometers.
Belediye Başkanı telefonda bağırıyor.The mayor is yelling on the phone.
O yasa belirsizliklerle doludur.That law is full of ambiguities.
Belki onu bulacağız.Perhaps we will find it.
Belki onlar mutlu olabilirler.Maybe they can be happy.
Sadece birkaç hata var ya da belki de hiç yok.There are only a few mistakes, or perhaps none at all.
Bay Smith belediye başkanlığı için bir aday.Mr. Smith is a candidate for mayor.
Bay Kennedy hatalarımızı belirtti.Mr. Kennedy pointed out our mistakes.
Belli görevler için bilgisayarım çok yararlı olabilir.For certain tasks, my computer can be very useful.
Bu kez, sadece sınav zor değildi ama aynı zamanda sorular belirsiz idi.This time, the exam was not just difficult, but also, the questions were ambiguous.
O, genç, belki de fazla genç.He's young, maybe too young.
O genç, belki de daha genç.She's young, maybe too young.
Mary şiddetli depresyon belirtileri gösteriyor.Mary is showing signs of severe depression.
Tom'un cesedinin üzerinde hiçbir travma belirtisi yok.There are no signs of trauma on Tom's corpse.
Belki bu sürmeyecek.Maybe it's not going to last.
Bu kitap bel altı fıkralarla dolu.This book is full of dirty jokes.
Belediye başkanı bile dioksin soluyor.Even the mayor breathes dioxin.
Onların birbirlerini sevip sevmedikleri belirsiz.It's unclear if they love each other or not.
Belediye başkanına bir şey söylemek zorunda değildik.We didn't have anything to say to the mayor.
Bu kadar belaya nasıl bulaştık?How did we get into so much trouble?
Oldukça iyi bir belleğin var.You have a pretty good memory.
Bunlar teknik belgeler ve tercüme edilmeleri çok zor.These are technical documents and they are very difficult to translate.
Bu belgeyi hangi dile çevirmemi istiyorsun?Which language do you want me to translate this document into?
O beladan başka bir şey değil.He's nothing but trouble.
Sanırım Tom'un başı belada.I think Tom is in trouble.
Niyetinizi belli etmeyin.Don't show your cards.
O belli ki acı çekiyordu.She was obviously in pain.
Onun acı çektiği belliydi.He was obviously in pain.
İçmeyi bırak. Belirlenmiş sürücü sensin.Stop drinking. You're the designated driver.
Belediyede bir arkadaşım var.I have a friend at City Hall.
Belaya bulaşmak istemiyorum.I don't want to get in trouble.