Düşman gemileri görülüyordu, durumu beklemeye başladık.טנקים הועמסו לנחתות והכוחות עמדו בכוננות מיידית לביצוע.
FaceTime Arama beklemesi.Изчакване на повикване.
Kendimi rahat hissedene dek beklemek istiyorum.Надявам се да запазя духа си докрай.
Arafat vakfesinde Arafat'ın herhangi bir yerinde bir süre beklemek yeterlidir.През следващите дни около здравето на Арафат има много спекулации.
Şimdilerse ise herkes dördüncü kitabı beklemektedir.Морското пътуване трае през цялата четвърта книга.
Ayrıca akşamki aile yemeğini beklemektedir.Още една трагедия сполетява семейство Ланча.
Ölümden son anda kurtulan Don Corleone'yi ve tüm aileyi kötü günler beklemektedir.През нощта дон Корлеоне и семейството му оцеляват след опит за покушение.
Fakat Eurybiades, bir süre daha beklemekten yanaydı.Йерусалим трябва да чака.
Her ne kadar farklı siyasi görüşe sahip olsalar da, artık birbirini beklemekteydiler.Въпреки че бракът им е уреден по политически съображения, двамата се привързват един към друг.
Herkesin beklemekten sabrı tükenmektedir.Днес търпението на всички вече е изчерпано.
Sonra Fransızlar beklemeye koyuldular.Френският двор им позволява да останат.
Ancak onu ölümcül bir tuzak beklemektedir.Но самият той се превръща в стръв за смъртоносно преследване.
Ancak treni beklemekteyken uyuyakalır.След скандала, те преспиват.
İki kadın istediklerini beklemeye koyulurlar.Изправени до него са две жени.
İkisi de gebe olup Macheath'in çocuğunu beklemektedirler.Двамата се споглеждат и поглеждат към знака на КечМания.
Beklemekten başka çaresi yoktur.Той няма друг изход освен да мълчи.
Bir süredir burada beklemektedir.Той чака тук известно време.
Tom buraya gelene kadar beklemeliyim.Трябва да изчакам, докато Том дойде тук.
Yarına kadar beklemek istemiyorum.Не искам да чакам до утре.
Mary buraya gelene kadar Tom beklemek istiyor.Мери иска да изчака Том, докато не дойде тук,
Onlar bize 2.30'a kadar beklememizi söyledi.Те ни казаха да изчакаме до 2.30.
Tom'u beklemem gerekiyor mu?Необходимо ли е да чакам Том?
Tom'u burada beklemem gerekiyor mu?Нужно ли е да чакам Том тук?
Yüksek sezonda (özellikle Temmuz) bekleme zamanı beş saatin üzerinde olabilir.Na vrhuncu sezone (osobito u srpnju), čekanje u redu na ulazak može trajati i do pet sati.
Yapılan reform Gorbaçov’un beklemediği bazı güçleri de harekete geçirecektir.Ove reforme također su pokrenule neke snage i pokrete koje Gorbačov nije očekivao.
Bourbon bu varillerde en az iki yıl beklemek zorundadır.Tu viski odstoji najmanje dvije godine.
Sezon Rachel'ın havalimanında Ross'un gezisinden gelmesini beklemesiyle biter.Sezona završava s Rachel koja na aerodromu dočekuje Rossa koji se vraća s putovanja iz Azije.
Her ne kadar farklı siyasi görüşe sahip olsalar da, artık birbirini beklemekteydiler.Unatoč znatnim razlikama u političkim pogledima, postali su prijatelji.
Ölen Tammuz yeraltı dünyasına gider ve bütün bir kış boyunca beklemeye başlar.Napravit ću sebi rupu u kojoj ću biti siguran i u kojoj ću prespavati cijelu zimu.
"Sadece beklemek ve görmek zorundayım".Samo to treba znati vidjeti".
Şu an için hala beklemekte.Trenutno je još u organiziranju.
Tina ona 3 saat beklemesini ve saat 10'da çıkacağını söyler.Iscrpljen, Finn je zaprosi u četiri ujutro.
Arzu ise bir yapımcının gelip ona iş teklif etmesini beklemektedir.Tamo ih primjećuje producent i nudi im ugovor.
Beklemekten başka çaresi yoktur.Nezostávalo nič iné než čakať.
Onlar “sadece bir süre için beklemek istiyorlar.”Všetko, čo potrebujete, je len dosť času."
Bu araştırmalar onay beklemektedir.Tieto pozorovania stále čakajú na potvrdenie.
Gelin ve damat arabada beklemektedirler.Prostitútky a prostitúti čakajú na svojich klientov v obytných vozoch.
Antonio de Levya, Pavia'nın İmparatorluk garnizonunda 9.000 askerle beklemekteydi .Potom napredoval k Pavii, kde sa nachádzal Antonio de Leyva s 9000 cisárskymi vojakmi.
Sonra Fransızlar beklemeye koyuldular.No i to chceli Francúzi späť.
Fakat kendisini büyük bir sürpriz beklemektedir.Na jej veľké prekvapenie sa tak aj stane.
Sezon Rachel'ın havalimanında Ross'un gezisinden gelmesini beklemesiyle biter.Séria končí scénou, kde Rachel na letisku čaká na Rossa vracajúceho sa z pracovnej cesty.
Charmander, bir kayanın üzerinde ona döneceğini söyleyen eğitmenini beklemektedir.Charmander dúfajúc na neho čakal na jednej skale.
Ona Rahibin sözünü söylemesi için beklemesini ister ama rahip o sözü çoktan söylemiştir.Oznámila mu posolstvo a požiadala ho, aby ho vyrozprával kňazovi, ktorý vysluhuje v Dúbravke sviatosti.
Fakat film gösterime çıkmadan önce biraz beklemeye alındı.Kapela teda len pár minút pred vystúpením odmietla vystúpiť.
Hala bu yapımın rafta beklemekte olduğunu düşünüyorum.V tejto stanici sa plánovalo aj zariadenie na doplnenie zásoby vody parného rušňa.
Şehri terk etmemiş olanlar evlerinde salgının bitmesini beklemeye başladı.Tí, čo zostali doma, pocítili následky.
Hiç beklemediği bir şeyle karşılaşır.Pretože hľadáte niečo, čo ste nikdy nestratili.
İkisi de gebe olup Macheath'in çocuğunu beklemektedirler.Jej očakávania sa splnili a v Komárne porodila syna Ladislava.
Paro hala onu beklemekte ve sevmektedir.Joea stále ľúbila a chcela si ho udržať.
ABD onayı beklemekte.)Štát ovládal patriarcha.)
Tam eylemi yapacağı sırada da onu bir sürpriz beklemektedir.Ko bo izpolnil nalogo, ga bo na koncu čakalo veliko presenečenje.
Ben daha çocuktum, o yüzden arabada oturup beklemem gerekiyordu.Ker sem bil še otrok, nisem smel iz avtomobila.
Kendimi rahat hissedene dek beklemek istiyorum.Odloči se, da bo počakal, da se zbudi.
Malzemelerin depoda bekleme süreleri 24 saatten fazladır.Na gradivo shranjeno v skladišču je potrebno počakati 1 dan.
Sezon Rachel'ın havalimanında Ross'un gezisinden gelmesini beklemesiyle biter.Sezona se konča s tem, ko Rachel čaka Rossa na letališču, da se vrne s službene poti na Kitajsem.
Ama bu defa hiç beklemediği şeyler yaşayacaktır.Vendar tudi tokrat žrtev ni nekdo, ki so ga pričakovali.
Ankara onlardan yardım beklemektedir.Marko mu je obljubil pomoč.
Şimdi burada onları oldukça ilginç maceralar beklemektedir.Trdno sta odločena, da imata zaenkrat dovolj dogodivščin.
Carlyle'nin eğitimi sonunda bir Protestan papaz veya vaiz olmasını beklemekteydiler.Premišljeval sem v kočiji, ali bode prihodnji župnik ali pastor tudi tako postrežljiv!
Herkes bu suçlarından dolayı onun idam edilmesini beklemektedir.Za svoje zločine je bil obsojen na smrt.