Onlardan 40.000 kadar asker desteği beklemekteydi.Kemudian datang lagi 2.000 bala bantuan musuh.
Düşman gemileri görülüyordu, durumu beklemeye başladık.Para kapal selam diperintahkan melapor terlebih dahulu, sebelum mencoba menyerang.
Yeni Suriye Sultanı Muazzam idareye geçince daha düzenli yeni takviyeler beklemeye başladılar.Pemerintah Australia mulai mempertimbangkan kompleks kedutaan baru yang lebih aman.
T-Bag’i ise kötü bir sürpriz beklemektedir.Lil Bub juga sangat kesulitan untuk mengeong.
"Pithampur unitelerini nahos bir gelecek beklemekte"."Imortal Zhang menghaturkan seorang bayi".
Virüs 4-6 hafta arası pasif bekleme süresine sahiptir.AirPods memiliki baterai yang bertahan empat hingga lima jam.
Tom beklemeyecek.Tom tidak akan menunggu.
Yüksek sezonda (özellikle Temmuz) bekleme zamanı beş saatin üzerinde olabilir.Trong mùa cao điểm (đặc biệt vào tháng 7), thời gian chờ đợi có thể lên đến 5 giờ.
Ilk günden onu bir sürpriz beklemektedir.Mỗi ngày ta có một sự ngạc nhiên từ anh ấy.
Sezon Rachel'ın havalimanında Ross'un gezisinden gelmesini beklemesiyle biter.Mùa phim kết thúc khi Rachel đứng chờ Ross tại sân bay sau một chuyến đi.
T-Bag’i ise kötü bir sürpriz beklemektedir.CKD-MBD có liên quan đến kết quả khó khăn kém.
Kendimi rahat hissedene dek beklemek istiyorum.Đợi cho đến khi bạn khỏe mạnh trước khi rời đi.
Onlar “sadece bir süre için beklemek istiyorlar.”Ngài chỉ nên đợi thời mà hành động!”
Benjamin, beklemek zorundasın John, bunu düşüneceğim der."Ngay khi tôi nghe Bonham chơi", John nhớ lại, "tôi biết nó sẽ trở nên rất tuyệt...
Bu haklarını elde etmek için 19. yüzyılın bitişini beklemek gerekecekti.Tới cuối thế kỷ 19, lâu đài này mới được tu bổ.
Malzemelerin depoda bekleme süreleri 24 saatten fazladır.Thời gian bán hủy của thuốc tại vùng bôi điều trị là 24 giờ.
Her ne kadar farklı siyasi görüşe sahip olsalar da, artık birbirini beklemekteydiler.Mặc dù họ có một thoáng nhận ra nhau, cả hai quyết định tiếp tục bước đi.
Çömelmeli ve şanslarını beklemelidirler.Khổ thì ắt phải đợi cơ hội ngộ thì mới nảy.
İki kadın istediklerini beklemeye koyulurlar.Hai Tấn từ chối hoài rồi cũng đành để mặc cho Hai Đợi muốn làm gì thì làm.
Ancak beklemek de uygundur.しかしこれは憶測に過ぎない。
Kendimi rahat hissedene dek beklemek istiyorum.快感に思えるようになるまで待ちたいです。
Onlar “sadece bir süre için beklemek istiyorlar.”しばらくお待ち下さい」と表示するのみだった。
Bu kişiler cennete (Paradiso) girmeden önce Araf'ta beklemektedirler.篠崎らが入る前に収容所側に引き出される。
Örneğin 3. dan sahibi 4. dan sınavına girebilmek için 3 yıl beklemelidir.つまり3曹任官4年目から受験できる。
WMATA 2030'da günlük ortalama bir milyon yolcu olacağını beklemektedir.WMATA では、2030年までに地下鉄の利用客は1日平均100万人になると見ている。
Müslüman ülkede bunu beklemek zor değil mi diyor.この国ではムスリムであることがいけないのか。
QNX'de işlemler arası iletişim mantığı bir işlemden diğerine mesaj gönderip beklemekten oluşur.QNXのプロセス間通信は、プロセスからプロセスにメッセージを送り、応答を待つ。
Şu an için hala beklemekte.到今尚存。
Her ne kadar farklı siyasi görüşe sahip olsalar da, artık birbirini beklemekteydiler.彼らは政治的に対立する立場ではあったものの、各々の性格は非常に似通っていたのである。
Şimdilerse ise herkes dördüncü kitabı beklemektedir.タイムでは全体の4番手を記録した。
Evde karısı Ayşe beklemektedir.自宅では妻に放置されがち。
O gün, diğer bir grup da Beyazıt meydanında taşlı sopalı beklemeye koyuldular.この日審判長を務めていた佐渡ヶ嶽親方は感極まって涙ぐむシーンも見られた。
Askerler kapının arkasında beklemektedirler.忠兵衛は奥の一間に隠れている。
Hapishanede Cavaradossi idamını beklemektedir.カヴァラドッシは夜明けに行われる処刑を牢屋で待っている。
Hastalığı filmi bir ay ertelemesine rağmen George Cukor beklemeyi reddetti.彼の診断によって、撮影開始は1か月延期される運びとなったが、ジョージ・キューカーは、その間ただ待機することをよしとしなかった。
Bir başka deyişle, bir mesaj gönderip cevap beklemek sıranın kaybedilmesi anlamına gelmez.従って、メッセージを送信して返事を待つまで、全く無駄な点がない。
Serginin çıkışında onları Holden beklemektedir.彼らがホリデイ・インに着くとテッドがポーチに座って待っている。
Burada toplu kılınan namazın ardından taşlı ve sopalı bir biçimde beklemeye koyuldular.呼びかけに答えた者を瓢箪の中に吸い込んで溶かしてしまう。
Susan ile doğacak bebeklerini beklemektedirler.ダヴィドとの間に娘サラを出産して亡くなる。
Belediye Başkanı Komitesi, şehir dışındaki kişilere dönmek için bir hafta veya 10 gün beklemelerini istedi.市長が退任し、約1年4か月間市長不在になる。
Kiremithane Tren İstasyonu'nda istasyon binası bulunmamakta olup yalnızca bekleme durağı bulunmaktadır.無人駅で駅舎はなく、待合室のみが設置されていた。
İki kadın istediklerini beklemeye koyulurlar.妻は二人確認される。
Yine onu ilginç olaylar beklemektedir.その中で、おもしろかったものをもう一度リバイバルしたりする。
Yönetmen ''içimize sinmediği için yeniden beklemeye başladık.」と聞いてきたため正体に気づいていないことを知り破局。
Diğer tarafta Kartacalılar Roma Donanması'nın tutumunun ne olacağını görmek için beklemedi.港内のカルタゴ軍は、ローマ艦隊の動きをだまって見ていたわけではない。
Düşman gemileri görülüyordu, durumu beklemeye başladık.艦内の乗員は艦前部に集まり、脱出が開始された。
Ancak adaya vardıklarında onları bir sürpriz beklemektedir: Ev sahibi ortalarda yoktur.ところが、一行が「月島」に着いてみると、出迎えどころか旅館の中には人っ子一人見あたらない。
Bir demecinde:"Ben beklemek istiyorum, bir gecelik iş değil bu...決め台詞は「お待たせしました、夜逃げ屋本舗です。
Ancak savaş sonunu beklemeden köyü terk etmişlerdir.しかし、彼は戦争の終結を見ることなく死んだ。
Bu sayede şehirler vali atanması beklemek zorunda kalmamaktadır.従って私は市当局が彼らの責務を果たすことに躊躇しないことを望むばかりである。
"Sadece beklemek ve görmek zorundayım".ただ黙って人を見つめるだけなのだから」というものである。
Kasabada gerekenleri bulmak için pazartesine kadar beklemelidirler ve o gün cumartesidir.過去作は1週間の予定で組む必要があったのに対し、月曜から土曜までのスケジュールはその日その日で決定する。
Oradan evine gelir ve annesine yolunu beklememesini söyler.ちかこの実家に帰る事も考えたが、母親に来るなと言われる。
Tom'u beklemek istiyorum.私はトムを待ちたい。
Onlar “sadece bir süre için beklemek istiyorlar.”他們說"想要一個準備時間"。
Bu kişiler cennete (Paradiso) girmeden önce Araf'ta beklemektedirler.而在傣族進入耿馬壩之前,該地為佤族所居。
Ancak beklemek de uygundur.而我韓嵩,僅僅是守節者而已。
Kendimi rahat hissedene dek beklemek istiyorum.我見慢等恒共相應。
Aişe geri döneceklerini umarak konaklama yerinde beklemeye başladı ve oturduğu yerde uyuyakaldı.我不清楚她是不是回家了,她回家睡觉去了吧,我想她是睡觉去了。
Ancak korkunç bir keşif onu beklemekteydi.但是,可怕的命运在等待着他们。