Mickey, Rose içerideyken arabada beklemektedir.Бренда приїжджає до Роум на своїй машині.
Heyecanla olacakları beklemektedirler.Чекають на провокації.
Dava, New York'un güney kesimindeki başka bir davanın sonucunu beklemektedir.Відповідний документ був направлений до окружного суду Нью-Йорка.
Paro hala onu beklemekte ve sevmektedir.Луї же любить її і хоче знайти.
Ori Şamahı'ya varınca, İsfahan'a girme izni çıkana kadar birkaç gün beklemek zorunda bırakılır.Коли Орі прибув в Ширван, йому довелося чекати кілька днів дозволу увійти в межі країни.
Ancak onu ölümcül bir tuzak beklemektedir.На ній є смертельна пастка.
Böylece Osmanlılar beklemedikleri şekilde Avusturya'yı karşında bulup iki cephede savaşmak zorunda kaldı.Австрія вимушена була воювати на два фронти.
Evi tutar ve yüzleşmeyi beklemeye başlar.Вона дізнається, що будинок живий і починає з ним сперечатися.
Sevilmeyi beklemek ne kadar zormuş meğerse.Як важко, виявляється, чекати любові.
Kimse için beklemem.Я ні на кого не чекаю.
Tom ve Mary John'u beklemedi.Том та Мері не чекали на Джона.
Burada beklemek zorunda kalacaksın.Тобі треба буде почекати тут.
Onları burada beklemeli miyiz?Ми повинні чекати на них тут?
Tom beklemeye karar verdi.Том вирішив почекати.
Onun için burada beklemek zorundayım.Я мушу тут на нього почекати.
Onun için burada beklemek zorundayım.Я маю тут на нього зачекати.
Onun için burada beklemek zorundayım.Я мушу тут на неї почекати.
Ben onu beklemek istiyorum.Я хочу почекати на нього.
Seni beklemeyi sevmiyorum.Я не люблю на тебе чекати.
Sonsuza kadar beklemeyeceğim.Я не чекатиму вічно.
3 Mayıs 1961'de beklemedik bir şekilde erken öldü.3. listopadu 361 neočekávaně zemřel.
Benjamin, beklemek zorundasın John, bunu düşüneceğim der.Benett mu na to odpoví „Budu připraven, Johne“ (anglicky „I'll be ready, John“).
Şu anda sezon biletleri için bekleme listesinde 14,000 kişi var.Před startem sezóny tým obdržel 143 tisíc žádosti o sezónní vstupenky.
Askerler kapının arkasında beklemektedirler.Stráž zůstala za dveřmi.
Düşman gemileri görülüyordu, durumu beklemeye başladık.Americké lodě byly varovány a začaly se připravovat k boji.
Bunun için, ya çok büyük yapılması ya da başında her an birinin beklemesi gerekiyordu.Pokaždé když pomyslel na někoho či na něco hned tam byl.
Yine onu ilginç olaylar beklemektedir.Ještě nás čeká zajímavá cesta.
Ama El-Afdal bu sınırın kabul edileceğini beklemekteydi.Arcibiskup si prý přál být ještě před překročením hranic vyzpovídán.
Yurda döndüğünde onu bir sürpriz beklemektedir.Po návratu do domu zpět se objeví další překvapení.
Fakat kendisini büyük bir sürpriz beklemektedir.Čeká ji však velké překvapení.
Süreç 35 güne kadar bekleme süresi ve maksimum konuşma süresi 9.9 saattir.Výrobce uvádí výdrž v pohotovostním režimu až 35 dní a maximální dobu hovoru 9,9 hodin.
Ayrıca akşamki aile yemeğini beklemektedir.A to je ještě čeká společná večeře.
Burada Prenses ve Cégeste onları beklemektedir.Hosté a majitel se jej zastávají.
Ama Emin'e kesin cevap verebilmek için bir müddet beklemesi bildirdi.Lee mezitím spěchá varovat Odpověď.
Polisler ise dışarıda Sucreyi beklemekteler.Venku je však čeká ozbrojená policie.
Bir ölüm söz konusu olduğunda, ceset yakılmadan önce 48 saatlik bir bekleme süresi vardır.Název vypovídá, že jim zbývá pouze 48 hodin, aby vyřešili nějaký závažný zločin.
Bekleme süresi 150 saattir, konuşma süresi en fazla beş saattir.Maximální udávaná doba hovoru je 150 minut.
Ona Rahibin sözünü söylemesi için beklemesini ister ama rahip o sözü çoktan söylemiştir.Oznámila mu poselství a požádala ho, aby ho vyprávěl knězi, který uděluje v Dúbravke svátosti.
Babasına beklemesini söyleyip onun yanına gider.Vydal se za jeho otcem a domluvil mu.
2. Sahne: Şatonun dışında Bir grup katil pusuda beklemektedir.DRUHÁ ŠESTKA: Společenství lidí v jediném klanu, úhona.
Beklemeye tahammülleri yoktur.Dotace nepočká.
Rosario sevgilisini beklemektedir.Lhota Zpověď milence.
Sovyet hükûmetinin olumlu yanıt beklemesinin aksine Nazi Almanyası bildiriye yanıt bile vermedi.Přes očekávání kladné odpovědi nechalo vedení nacistického Německa tuto nótu bez povšimnutí.
Sabırlıdırlar ve beklemeyi bilirler.Hasiči to vidí a jsou nadšeni.
Fatımî veziri böyle bir saldırıyı hiç beklememekteydi.Takové rady by seriózní astrolog nikdy nedal.
Üreticiye göre, telefon 4 saate kadar konuşma süresi, bekleme modunda 300 saate kadar çalışabiliyor.Dle informací výrobce baterie vydrží 300 hodin v pohotovostním režimu nebo až 5 hodin hovoru.
John Kigman, G/G/1 sırasındaki ortalama bekleme süresine ilişkin bir formül verdi: Kingman’ın Formülü.John Kingman a dat o formula pentru timpul mediu de așteptare într-o coadă G/G/1: formula Kingman.
Onlar “sadece bir süre için beklemek istiyorlar.”Așa că am renunțat pentru un timp."
Yapılan reform Gorbaçov’un beklemediği bazı güçleri de harekete geçirecektir.Reformele au eliberat anumite forțe și mișcări la apariția cărora Gorbaciov nu se așteptase.
"Sadece beklemek ve görmek zorundayım".Trebuie doar să te uiți și să vezi ce se întâmplă.”
Sağ kanatta Lord Byron2600 süvari ve 500 tüfekli piyade ile beklemektedir.Flancul drept era comandat de Lord Byron, cu 2.600 de călăreți și 500 de muschetari.
Dışarıda onu Kont Orlok beklemektedir.Contele Orlok îl primește rece pe vizitator.
Herkes bu suçlarından dolayı onun idam edilmesini beklemektedir.Pentru aceste crime au fost condamnați la pedeapsa cu moartea.
Onları bu yolculukta ilginç olaylar beklemektedir.În timpul călătoriei au loc întâmplări cu caracter miraculos.
Prens hıç beklemeden doğru yanıt verir: "Umut"."Speranța" răspunde Prințul, în mod corect.
Üreticiye göre, telefon 4 saate kadar konuşma süresi, bekleme modunda 300 saate kadar çalışabiliyor.Conform producătorului este capabil să ofere până la 6 ore de convorbire și de până la 410 ore de așteptare.
Sonunda beklemekten yorulup yatağa giriyor.După aceea, fiind prea obosiți, se duc la culcare.
Ancak treni beklemekteyken uyuyakalır.Scopul este de a permite călătorului să călătorească în timp ce doarme.
Kutlama devam ederken Emily taksi beklemek için dışarı çıkar.Usher pleacă pentru a lua o gură de aer iar Keys pleacă cu un taxi.
Diğer vel-i zat bu teklifi beklemektedir sanki; "Ne duruyorsun kon, ya!" der.Femeile din acest spectacol au putere specifică asupra lor, parcă ar spune: "Vino aici!