Biz Tom'u burada tek başına bırakamayız.We can't just leave Tom here by himself.
Tek başınasın.You're on your own.
Tek başınasınız.You're on your own.
Başın dertte.You're in trouble.
Sen tek başınasın gibi görünüyorsun.It looks like you're on your own.
Mary tek başına geldi.Mary came on her own.
O tek başına çalışmak zorunda.He has to work on his own.
Şirket bir basın bülteni yayınladı.The company released a press release.
Ben Tom'la yalnız başına biraz zaman geçirmek isterim.I'd like to have some time alone with Tom.
Bunu tek başınıza yaptığınıza inanamıyorum.I can't believe you did this by yourself.
Tom kendi başına nefes alamaz.Tom can't breathe on his own.
Tom bunun hepsini kendi başına yapamaz.Tom can't do it all on his own.
Bunu tek başına yapamazsın.You can't do it by yourself.
Bunu tek başına bitiremezsin ve hala zamanında tamamlayamazsın.You can't do this alone and still meet the deadline.
Tek başına bir yere gidemezsin.You can't go anywhere by yourself.
Bunu tek başına idare edemezsin.You can't handle this alone.
Bununla tek başına başa çıkamazsın.You can't handle this alone.
Tom tek başına bu işle başa çıkamaz.Tom can't handle this job on his own.
Biz cuma günü bir basın toplantısı yapamıyoruz.We can't have a press conference on Friday.
Cuma günü bir basın toplantısı düzenleyemiyoruz.We can't have a press conference on Friday.
Bunu kendi başına yapmaya devam edemezsin.You can't keep doing this to yourself.
Biz burada Tom'u terk edemeyiz. O kendi başına sağ kurtulamaz.We can't leave Tom here. He won't survive on his own.
Tom'un tek başına içmesine izin veremezsin.You can't let Tom drink by himself.
Tom'un kendi başına parkın etrafında dolaşmasına izin veremeyiz.We can't let Tom wander around the park by himself.
Tom o sandığı kendi başına kaldıramaz.Tom can't lift that crate by himself.
Tek başına dünyayı kurtaramazsın.You can't save the world by yourself.
Onu nasıl yapacağımı sana söyleyemem. Bunu kendi başına bulmak zorundasın.I can't tell you how to do that. You have to figure it out on your own.
Tom'un başının dertte olduğunu düşündüm.I thought Tom was in trouble.
Onunla vakit geçirirsen başın derde girer.You’ll get into trouble if you spend time with him.
Tom aslında bunu kendi başına çözdü.Tom actually figured it out by himself.
Tom kutunun tek başına kaldıramayacağı kadar çok ağır olduğunu söyledi.Tom said that the box was too heavy to lift by himself.
O, başına bela gelmesini istemedi.She didn't want to get in trouble.
O, başına bela gelmesini istemiyor.He doesn't want to get in trouble.
Bana yardım ettiğin için başın belaya girmeyecek.You're not going to get in trouble for helping me.
Başın belada değil mi?You're in trouble, aren't you?
Öğretmenle başın belada.You're in trouble with the teacher.
Başın yine belada, değil mi?You're in trouble again, aren't you?
Başın dertte olacak ve bu benim hatam.You're going to be in trouble and it's my fault.
Benim için olmasa, başın belada olmaz.You wouldn't be in trouble if it weren't for me.
Gerçekten başın belada, değil mi?You really are in trouble, aren't you?
Tom'un başının dertte olduğunu sana düşündüren ne?What makes you think Tom is in trouble?
Tom'un başının belada olabileceğini düşünüyoruz.We think Tom may be in trouble.
Tom öğretmenin yüzüne bir göz attı ve onun başının dertte olduğunu biliyordu.Tom took one look at the teacher's face and he knew he was in trouble.
Tom Mary'ye John'un başının belada olduğunu söyledi.Tom told Mary that John was in trouble.
Tom başının dertte olduğunu biliyor.Tom knows he's in trouble.
Tom şimdi başının dertte olduğunu biliyor.Tom knows he's in trouble now.
Tom başının belada olduğunu biliyordu.Tom knew he was in trouble.
Tom her zaman başını belaya sokuyor.Tom is always getting in trouble.
Tom John'ın başını belaya sokmak istemiyor.Tom has no desire to get John in trouble.
Tom senin başını belaya soktu, değil mi?Tom got you in trouble, didn't he?
Tom'un başına kötü bir şey geldi.Tom got in trouble, didn't he?
Tom henüz başının belada olduğunu fark etmiyor.Tom doesn't yet realize he's in trouble.
Konuşma tarzın bir gün senin başını belaya sokacak.The way you talk is going to get you in trouble someday.
Mary Tom'un başının belada olduğunu düşündü.Mary thought Tom was in trouble.
Mary Tom'un başının dertte olduğunu söyledi.Mary said Tom was in trouble.
Ben senin başını derde soktuğum için üzgünüm.I'm sorry I got you in trouble.
Hiç kimsenin başını belaya sokmayacağım.I won't get anyone in trouble.
Tom ve Mary'nin başının belada olduğunu düşünüyorum.I think that Tom and Mary are in trouble.
Neden onların başının dertte olduğunu biliyorum.I know why they're in trouble.
İçimde Tom'un başının dertte olduğuna dair bir his vardı.I had a feeling that Tom was in trouble.