Kendinden küçük bütün kardeşlerine o bakmaktadır.三人の幼い兄弟を一人で面倒を看ている。
Kaliforniya şarabının tadına bakmak için doğru bölgedesiniz.カリフォルニア州産のデザートワインの一銘柄。
Kent merkezinin yaklaşık 10 km güneybatısında yer alır ve körfeze bakmaktadır.市の中心部からは約 10 km に位置し、湾を見渡している。
Bu sebeple babasına da bakmaktadır.父親の世話をしている。
Ciddi şekilde hasta olan kız kardeşine bakmakla yükümlü kalmıştı.病弱な姉の面倒を見る。
Sadece biraz daha yakından bakmak gerekiyor."もっとしゃんしゃんせんね」。
Özellikle, Galilei Güneş’e bakmak için kendi yeni teleskobunu kullandı.ガリレオは望遠鏡を使う事で観測に革新をもたらした。
Tek isteği iki çocuğuna bakmaktır.子どもは二人ほしいと思いを語った。
Norma uyuyan çocuklarına bakmaktadır.母は禰寝尊重の娘。
Kadınlar genellikle ev işlerine, bostan ve bahçe işlerine bakmaktadır.面倒見がよく、家事や庭仕事が好き。
Goldeen’i bulmak için su içlerine bakmak gerekir.水のゴッドロットを狙うビルソードに敗北する。
Olivier vizörden bakmaktaydı.ジムはいまだにシルバーを追っていた。
Özellikle, Galilei Güneş’e bakmak için kendi yeni teleskobunu kullandı.特別是,伽利略用他的新望遠鏡看太陽。
Babası bir yaşında iken öldü ve yedi çocuk annesi kendisine de bakmak zorunda kaldı.他1岁时父亲就去世了,母亲要照顾7个孩子。
Artık geriye bakmak istemiyorum.让我不再想你。
Başlar batıya bakmaktadır.明星出西方。
Yorgunluğa bakmaksızın kendini çatlatmak pahasına da olsa olanca gayret ve kuvvetini itaat uğruna sarf eder.對加於自身的侮辱必定施以懲罰,在幾件事情上會表示慈愛和人情味。
Sadece biraz daha yakından bakmak gerekiyor."我需要更大的影响力”。
Meryem’e bakmakla eniştesi Zekeriya görevlendirildi.雅彥的好友,是雅彥螢幕初吻的對象(隔著膠布)。
Kadınlar aileye bakmakla yükümlüdür, ayrıca el işiyle uğraşırlar.與一馬一樣因太忙而疏於照顧家庭。
Oysa yapmam gereken şey elimde kalmasını istediklerime bakmaktı.你最好给我我想要的。
Tek isteği iki çocuğuna bakmaktır.溫柔的守護著兩個孩子。
1780 yılında ölmek üzere olan annesine bakmak için çağrıldığı evine geri döndü.1780年,她回到了家中,以照顾自己重病的母亲。
390 hektarlık doğal alan, Moskova nehri'nin dik kıyalarına bakmaktadır.景区面积达390顷,位于莫斯科河畔。
Öğlen güneşine filtresiz dürbünle çok kısa bir süre bakmak bile kalıcı körlüğe neden olur.在正午的陽光下,透過沒有濾鏡的雙筒望遠鏡看太陽,即使只是短暫的一瞥,都可能導致永久的失明。
Bugünkü şekli ile son cemaat yeri ortada iki sütunun taşıdığı, üç kemerli bir açıklıkla kuzeye bakmaktadır.根據計劃,第三條跑道將會興建於現存的兩條跑道以北,與現存的兩條跑道平行。
Gece aynaya bakmak uğursuzluk getireceği düşüncesiyle hoş karşılanmaz.在一個夜晚中為織占卜,卻看不到讓他免於不幸的方法。
Ikimono-gakari (生き物係) bir Japon ilkokulunda bitkilere ve hayvanlara bakmakla görevli çocukları ifade eder.그룹 이름인 이키모노가카리(生き物係)는 일본의 초등학교에서 식물이나 동물을 돌보는 당번을 뜻한다.
1780 yılında ölmek üzere olan annesine bakmak için çağrıldığı evine geri döndü.1780년 어머니가 죽어간다는 소식에 임종을 지키기 위해 집으로 돌아갔다.
Sarayın yeri, Kurtuba'nın (Cordoba) kuzeybatısı tarafındaki Vadi'ül-Kebir (Guadalquivir) nehrine bakmaktadır.마타람 - 주도 서부 롬복 현 중부 롬복 현 동부 롬복 현 섬의 서쪽에 셍기기 해변(Senggigi)이 있다.
Sadece biraz daha yakından bakmak gerekiyor."또 각별히 조리하심이 마땅합니다.”
Hizmetçi, beyaz kadına bakmaktadır.그녀는 백악관의 여주인 노릇을 하였다.
Sabıkalı olduğu için daha kıyıda köşede kalmış işlere bakmaktadır.그는 항변을 묻는 자리에서 건방진 태도로 되려 감옥에 갇히게 됐다.
Bazı insanlar beyin ölümünün tespitine kuşku ile bakmaktadırlar.일부에서는 무의식의 존재 자체를 의심하기도 한다.
Prafaya bakmak "elden prafaya bakmak".청렴을 이야기 하려면 '백비'를 보아라]
Raffaello'nun kendisi ise basamakların altında en sağda resmin dışına bakmaktadır.1등성 리겔은 오른쪽에 멀찌감치 떨어져있어 위 사진에는 보이지 않는다.
Sık sık arkanıza bakmakta fayda var.또 자주 자생하고 있는 모습도 볼 수 있다.
Tek kapısı doğuya bakmaktadır.상세한 것은 동부 전선을 참조.
Haiti’deki 40.000 beyaz kolonici arasından sadece Fransa doğumlular yönetim işlerine bakmaktaydı.그리하여 그해 말 나폴레옹이 본국인 프랑스로 돌아올 때는 출발 당시 60만 대군 중에 겨우 3만 명의 패잔병이 귀국할 수 있었다.
Sonuç olarak ebeveynler, evde kalıp çocuklarına bakmak amacıyla 126 milyon işgününü kaçırmıştır.בנוסף על כך, הורים מפסידים כ-126 מיליון ימי-עבודה בשנה כדי להשאר בבית ולדאוג לילדיהם החולים.
Sonraki sahnede Diane, evinde otururken, masanın üstündeki mavi kapı anahtarına bakmaktadır.הצופים רואים שוב את דיאן בדירתה, כשהיא בוהה במפתח הכחול המונח על שולחנה.
Oysa yapmam gereken şey elimde kalmasını istediklerime bakmaktı.מה שאני צריכה לעשות זה למצוא את הדברים שאני רוצה לשמור.
Kaliforniya şarabının tadına bakmak için doğru bölgedesiniz.בתחילת גלותה שהתה בקליפורניה.
Yalıtılmış sistemin toplam elektrik yükü sistemin kendi içinde olan değişimlere bakmaksızın sabit kalır.המטען החשמלי הכולל של מערכת מבודדת נותר קבוע, ללא תלות בשינויים המתרחשים בתוך המערכת.
Tek isteği iki çocuğuna bakmaktır.אם חד הורית לשני ילדים.
Sık sık arkanıza bakmakta fayda var.לעיתים קרובות מתקשה לחכות לתורו.
Kadınlar aileye bakmakla yükümlüdür, ayrıca el işiyle uğraşırlar.המשפחות גם אחראיות על כך שהקשר יישמר.
Suudi Arabistan'ın birçok yerinde, kadının yerinin evde kocasına ve ailesine bakmak olduğuna inanılmaktadır.В много региони на страната преобладава вярването, че мястото на жената е в дома.
Ayrılığın ardından Ann oğluna tek başına bakmak zorunda kaldı.След развода си тя трябва сама да се грижи за сина си.
Yapı 55 metre (180 ft) boyundadır ve İspanya'nın Kuzey Atlantik sahillerine bakmaktadır.Постройката е висока 55 метра и има изглед към северноатлантическия бряг на страната.
1780 yılında ölmek üzere olan annesine bakmak için çağrıldığı evine geri döndü.През 1780 г. е повикана да се грижи за умиращата си майка и се връща у дома.
Tek kapısı doğuya bakmaktadır.Главният му вход гледа на изток.
Özellikle, Galilei Güneş’e bakmak için kendi yeni teleskobunu kullandı.Галилео пръв използва оптичен телескоп за наблюдение на небесни обекти.
Babası o küçükken ölmüştür annesi ve küçük kardeşine bakmaktadır.Баща му умира рано и той помага на майка си и по-малкия си брат.
Babası bir yaşında iken öldü ve yedi çocuk annesi kendisine de bakmak zorunda kaldı.Когато е на 7 години умира баща му, а след още 7 и майка му.
Aynı yıl kızı Nele'yi bakmak üzere yanına alacak olan Ellen Overgaard ile tanışır.Същата година се запознава с Кейт Мос, която я взима под своето крило.
Kadınlar genellikle ev işlerine, bostan ve bahçe işlerine bakmaktadır.Той често помага на баща си в домакинската и градинска работа.
Sadece biraz daha yakından bakmak gerekiyor."Мисля, че трябва да хвърля още един поглед върху ситуацията“.
Kaliforniya şarabının tadına bakmak için doğru bölgedesiniz.Известен е със своя чай във Виетнам.
Yalıtılmış sistemin toplam elektrik yükü sistemin kendi içinde olan değişimlere bakmaksızın sabit kalır.Ukupni električni naboj izoliranog sustava ostaje konstantan bez obzira na promjene unutar samog sustava.