Bu sebeple babasına da bakmaktadır.Te rog, du-te să-l vezi pe tatăl meu!
Raphael ciddi bir izlenimle resmin dışına bakmaktadır.Rafael a lăsat în urma sa o operă impresionantă.
Babası bir yaşında iken öldü ve yedi çocuk annesi kendisine de bakmak zorunda kaldı.Tatăl său a decedat pe când avea doar șapte ani, iar după încă șapte ani a rămas și orfan de mamă.
Pansiyon güneş almayan bir yerdedir ve sarhoşların gezindiği bir sokağa bakmaktadır.Pas je skitnica „Nu departe de casă au observat un câine.
Sonuç olarak ebeveynler, evde kalıp çocuklarına bakmak amacıyla 126 milyon işgününü kaçırmıştır.Ebből kifolyólag a szülők 126 millió munkanapot mulasztottak, hogy otthon maradhassanak a gyermeküket ápolni.
Ailesini yıllar önce kaybeden Makoto, yalnız yaşamakta ve kendi kendine bakmaktadır.Makoto mindkét szülője meghalt évekkel a történet kezdete előtt, egyedül él és visel gondot magára.
Hizmetçi, beyaz kadına bakmaktadır.A fészekaljat a nőstény őrzi.
Tek kapısı doğuya bakmaktadır.Kapuja kelet felé nézett.
Jacob üniversiteye yukarı manzaradan bakmak için bir dağa tırmandığı sırada değişen dünya hakkında kafa yorar.Jack közben egy dombról figyeli a területet.
Oysa yapmam gereken şey elimde kalmasını istediklerime bakmaktı.Csak azt tettem, ami szükséges volt a túléléshez.
Babası bir yaşında iken öldü ve yedi çocuk annesi kendisine de bakmak zorunda kaldı.Apja egyéves korában meghalt, anyja egyedül nevelte fel hét gyermekét.
Sarayın yeri, Kurtuba'nın (Cordoba) kuzeybatısı tarafındaki Vadi'ül-Kebir (Guadalquivir) nehrine bakmaktadır.A déli falon nyílik a főkapu, a Meridián-kapu (Vu Men, Vu-kapu) (A).
Kont izleyiciye değil, sol tarafa bakmaktadır.Nem presztízsre költi a díszletet, hanem a nézőkre.
Yalıtılmış sistemin toplam elektrik yükü sistemin kendi içinde olan değişimlere bakmaksızın sabit kalır.Eristetyn systeemin sähkövaraus pysyy vakiona riippumatta siitä, mitä muutoksia sen sisällä tapahtuu.
Kaliforniya şarabının tadına bakmak için doğru bölgedesiniz.Hän omistaa viinitilan Kaliforniassa.
Tebliğ Cemaati, davanın hem kocalarından, hem de çocuklarına bakmaktan mühim olduğunu öğretir.Hutunaiset, olkaa tarkkaavaisia ja varmistakaa, että aviomiehenne, veljenne ja poikanne tajuavat tämän.
Bunun yanı sıra, Kudüs’ün açık bir şehir olmasına da sıcak bakmaktadırlar.Tämä johtui siitä, että Jerusalem on myös muslimien mielestä pyhä kaupunki.
Sadece finansal göstergelere bakmak yetmez; kalite ölçülmelidir.Tyylipisteitä ei anneta, ja vain pystyhypyt mitataan.
İnsanlar tanıdıklarından gelen bilgilere, doğru ya da yanlış olduklarına bakmaksızın, inanmaya eğilimlidirler.5) Ateistit eivät voi ilman uskontoa tietää mikä on oikein tai väärin.
Yetişkinliği, evine bakmak ve çocuklarını büyütmekle geçirdi.Annen on aika vihdoinkin aikuistua ja oppia ajattelemaan myös lapsiaan.
MacroMakerin bakmak ve bir teyp gibi hareket amaçlayan benzersiz bir kullanıcı arayüzü, vardı.MacroMakerissa oli ainutlaatuinen käyttöliittymä, joka näytti videonauhurilta.
Din, politik ve etnik durumlara bakmaksızın devlet özel okullara finansal yardımda bulunur.Muissa provinsseissa yksityisiä, uskonnollisia kouluja rahoitetaan julkisin varoin.
Onun gözlerine bakmaktan kaçınmaya çalıştım.Yritin välttää katsomasta häntä silmiin.
Yapı 55 metre (180 ft) boyundadır ve İspanya'nın Kuzey Atlantik sahillerine bakmaktadır.Η κατασκευή έχει ύψος 55 μέτρα και βλέπει τις ακτές της Ισπανίας στον βόρειο Ατλαντικό.
Yaşlı babasına bakmak üzere birkaç haftalığına Erlangen’e döndü.Επέστρεψε στο Erlangen για αρκετές εβδομάδες, κυρίως για να φροντίσει τον ηλικιωμένο πατέρα της.
Sık sık arkanıza bakmakta fayda var.Συχνά, αποσκοπεί στο δικό του κέρδος.
Öğlen güneşine filtresiz dürbünle çok kısa bir süre bakmak bile kalıcı körlüğe neden olur.Selv et ganske kort kig på middagssolen gennem en uafskærmet kikkert kan give permanent blindhed.
Fakat onları yaratan çocuklar, genelde 7-8 yaşlarına kadar onlara bakmaktadırlar.Normalt bliver de dog kun 7-8 år gamle.
Babam ve büyükbabam, arabadan neler olduğuna bakmak için inmişlerdi.Nevøen og hans moder besluttede ikke at deltage i sejlturen over bugten.
Medyaya Soldan bakmak.For det nuværende parti, se Venstre.
Babası bir yaşında iken öldü ve yedi çocuk annesi kendisine de bakmak zorunda kaldı.Da han var et år døde faren hans og moren måtte ta seg av alle sju barna på egen hånd.
Olivier vizörden bakmaktaydı.Lette du egentlig etter Olav Thon?
Sadece biraz daha yakından bakmak gerekiyor."De trenger å høre mer kritikk.»
Tek kapısı doğuya bakmaktadır.Inngangen ligger rett mot øst.
Bulgarlar, sünnetli olup olmadığına bakmak istemiş.Hvordan avgjør man om disse er fugler eller ikke?
1780 yılında ölmek üzere olan annesine bakmak için çağrıldığı evine geri döndü.I 1780 dro hun tilbake til hjemmet for å pleie sin syke mor.
Özellikle, Galilei Güneş’e bakmak için kendi yeni teleskobunu kullandı.Galileo revolusjonerte astronomien gjennom sin bruk av teleskop for å forsterke observasjonene.
Yapı 55 metre (180 ft) boyundadır ve İspanya'nın Kuzey Atlantik sahillerine bakmaktadır.Menara ini memiliki tinggi 55 meter (180 ft) dan menghadap pantai Atlantik Utara Spanyol.
Sonraki sahnede Diane, evinde otururken, masanın üstündeki mavi kapı anahtarına bakmaktadır.Di apartemennya, Diane melihat kunci biru di atas meja kopinya.
Tek kapısı doğuya bakmaktadır.Pintunya menghadap ke timur.
Meryem’e bakmakla eniştesi Zekeriya görevlendirildi.Namun kemudian rasa sayang Nabi Zakariya pada Maryam berubah menjadi rasa takjub.
Oysa yapmam gereken şey elimde kalmasını istediklerime bakmaktı.DImana aku bisa melakukan hal yang benar-benar ingin saya lakukan?
Bunun tersi ise X 'in Hausdorff olduğuna bakmaksızın her durumda doğrudur.Sebaliknya, jika X adalah keragaman terhitung-kedua Hausdorff, maka ia pasti kompak-σ.
Sadece biraz daha yakından bakmak gerekiyor."Saya menyadari saya harus bekerja lebih keras lagi.”
Geniş bir aileye bakmak zorunda olan ressam borçlanmaya başladı.Tugas berat pertamanya adalah mengatasi hutang kota yang bertumpuk.
Sık sık arkanıza bakmakta fayda var.Layak ditonton berulang-ulang.
Babam ve büyükbabam, arabadan neler olduğuna bakmak için inmişlerdi.Ayah dan putranya memutuskan untuk pergi menggunakan mobil sewaan.
Kale, Aichi ve Gifu prefektörlükleri arasında sınır olan Kiso Nehri'ne bakmaktadır.Istana tersebut menghadap Sungai Kiso, yang dijadikan sebagai perbatasan antara prefektur Aichi dan Gifu.
Sonuç olarak ebeveynler, evde kalıp çocuklarına bakmak amacıyla 126 milyon işgününü kaçırmıştır.Kết quả là các bậc phụ huynh bỏ lỡ 126 triệu ngày công lao động để ở nhà chăm sóc cho con cái.
Yaşlı babasına bakmak üzere birkaç haftalığına Erlangen’e döndü.Bà trở lại Erlangen trong vài tuần chủ yếu để chăm sóc cho bố bà.
Üvey annesinin ölümünden sonra küçük kardeşlerine bakmak için eve gitmek zorunda kaldı.Sau cái chết của người mẹ kế, bà trở về nhà để chăm sóc những đứa em nhỏ.
Sadece biraz daha yakından bakmak gerekiyor."Tôi muốn được thông cảm nhiều hơn một chút."
Oysa yapmam gereken şey elimde kalmasını istediklerime bakmaktı.Ý tôi là, hãy nhìn vào những gì họ đã làm cho tôi.
Başlar batıya bakmaktadır.Đền trông về hướng Tây.
Şer’i davalara ise kadılar bakmaktadır.Vũ Sư Thước sai người cáo cấp với Trịnh Kiểm.
Artık geriye bakmak istemiyorum.Từ bây giờ, không có chuyện quay đầu lại.
Yaşlı babasına bakmak üzere birkaç haftalığına Erlangen’e döndü.彼女は数週間、ほとんどは彼女の年老いた父親を世話するために、エルランゲンに戻った。
Artık geriye bakmak istemiyorum.いまになって見直すことはない。
Halk, Fransızlara sıcak bakmaktaydı.フランス全土が君たちに注目している。
Babam ve büyükbabam, arabadan neler olduğuna bakmak için inmişlerdi.だから、父と祖父が事故を確かめに行ったけれど、車の中にとどまっていなければならなかった。