Halk, Fransızlara sıcak bakmaktaydı.Hij pakte de Fransen hard aan.
Norma uyuyan çocuklarına bakmaktadır.Norma eist dat Norman bij haar komt slapen.
Başlar batıya bakmaktadır.Zicht op het westen.
Tek bir noktadan bakılamaz, farklı açılardan bakmak gerekir."Ik zei, 'Nee - bekijk het eens van een andere kant.
Bölümler yalnızca bireysel başvurulara bakmaktadır.Verder is de onderscheiding alleen aan individuele personen toegekend.
Tek kapısı doğuya bakmaktadır.Het paleis is op het oosten gericht.
Bir süre bana bakmaktan başka bir şey yapmadı.Enige tijd lang keek ze mij alleen maar aan.
Çitin üzerinden bakmak için yeterince uzun geğildi.Ze was niet lang genoeg om over de schutting te kijken.
Oğlan dönüp bakmaksızın yürüyüp gitti.De jongen liep weg zonder om te kijken.
Aileme bakmak için çok çalıştım.Ik heb hard gewerkt om mijn familie te onderhouden.
Dün internette yanıtlara bakmak istedik, ama bulamadık.We wilden gisteren de antwoorden op internet bekijken, maar we konden ze nog niet vinden.
Sonuç olarak ebeveynler, evde kalıp çocuklarına bakmak amacıyla 126 milyon işgününü kaçırmıştır.W związku z tym rodzice opuszczają 126 milionów dni roboczych, żeby opiekować się dziećmi w domu.
Oysa yapmam gereken şey elimde kalmasını istediklerime bakmaktı.Po prostu chciałam spojrzeć na to co zrobiła.
Sadece biraz daha yakından bakmak gerekiyor."Należy jej się bacznie przyglądać".
Tek kapısı doğuya bakmaktadır.Jest to jedyna brama otwarta ku wschodowi.
Özellikle, Galilei Güneş’e bakmak için kendi yeni teleskobunu kullandı.Jeszcze przed Galileuszem przeprowadził obserwacje plam słonecznych korzystając z teleskopu.
Kadınlar aileye bakmakla yükümlüdür, ayrıca el işiyle uğraşırlar.Dziewczęta muszą same prowadzić firmę i dbać o pracowników.
Kendinden küçük bütün kardeşlerine o bakmaktadır.Troszczy się o swoje młodsze rodzeństwo.
Günlük kullanımda kuram “dikkatlice bakmak, seyretmek” demekti.Tytuł znaczy dosłownie „Spójrz tylko, spójrz!”
Resimde, Venüs Cupid'in tuttuğu aynada kendine bakmaktadır.Dziewczyna spogląda w lustro podtrzymywane przez Kupidyna.
Ancak bir zaman sonra Atina'ya döner ve Prenses Emilia'ya bakmakla görevlendirilir.Postanawia jednak wrócić, aby starać się uwieść Emilię.
Çekilmesi sırasında namlu geriye doğru bakmaktaydı.W czasie bitwy pod Gdowem osłaniał odwrót.
Yetişkinliği, evine bakmak ve çocuklarını büyütmekle geçirdi.Matka prowadziła dom, wychowując dzieci.
Ayrılığın ardından Ann oğluna tek başına bakmak zorunda kaldı.Ali po kilku latach rozłąki musi zaopiekować się synem Samem.
Yapı 55 metre (180 ft) boyundadır ve İspanya'nın Kuzey Atlantik sahillerine bakmaktadır.Byggnaden är 55 meter hög och blickar ut över spanska nordatlantiska kusten.
Ciddi şekilde hasta olan kız kardeşine bakmakla yükümlü kalmıştı.Detta för att kunna bota sin allvarligt sjuka mamma.
Norma uyuyan çocuklarına bakmaktadır.Laura vakar över den sovande Julie.
Kendilerine bakmakta güçlük çeken yaşlılar için özel bakım evleri mevcuttur.För småorten Djupviken, se Djupviken (småort).
Sadece biraz daha yakından bakmak gerekiyor.""Vi vill snurra till det lite".
Sık sık arkanıza bakmakta fayda var.Den är ofta lätt att få syn på.
Dünyaya gerekirciliğin bakış açısıyla bakmak, farklı yorumlarla ortaya çıkmıştır.Hur vi ser på vår omvärld samt vår förståelse för diverse begrepp.
İnsanların gerek sürülerle seyahat, gerekse onlara bakmak için bu barınaklara ihtiyacı vardır.Bara hjordarna flyttar sig, med de människor som behövs för att se till dem.
Yaşlı babasına bakmak üzere birkaç haftalığına Erlangen’e döndü.Нетер повернулася до Ерлангена на кілька тижнів, щоб доглядати за своїм старіючим батьком.
İslamiyet, Hristiyanlık ve Yahudilikte fal bakmak günah sayılmaktadır.За юдейським, християнським і мусульманським віруваннями є гріхом.
Sadece biraz daha yakından bakmak gerekiyor."«Я прагнув виглядати дещо простішим.
Kaliforniya şarabının tadına bakmak için doğru bölgedesiniz.Відомий центр виробництва каліфорнійського вина.
Tek kapısı doğuya bakmaktadır.Ворота відкривались точно на схід.
Kont izleyiciye değil, sol tarafa bakmaktadır.Її погляд звернений не на птицю, а на глядача, за вікно.
Klavyeye bakmak.Вивчення класики.
Sık sık arkanıza bakmakta fayda var.Часто помітити їх буває складно.
Fakat aşağıya ve uzağa dik dik bakmaktadır.І здалеку видно, і зблизька...
Bazıları batıya, bazıları ise doğuya bakmaktadır.Одне дивилося на схід, інше — на захід.
Goldeen’i bulmak için su içlerine bakmak gerekir.Займався пошуками Ельдорадо.
Ayrıca vakıflarla ilgili davalara bakmak üzere Evkaf Mahkemesi kuruldu.Ліга також створила суд для розгляду спорів.
Ben sadece sana bakmak istedim.Я лише хотів подивитися на тебе.
Ciddi şekilde hasta olan kız kardeşine bakmakla yükümlü kalmıştı.Musela se starat o manžela, který těžce onemocněl.
Öğlen güneşine filtresiz dürbünle çok kısa bir süre bakmak bile kalıcı körlüğe neden olur.I krátký pohled do poledního Slunce přes nefiltrovaný dalekohled může způsobit trvalou slepotu.
Norma uyuyan çocuklarına bakmaktadır.Pozoruje své spící děti.
Babası bir yaşında iken öldü ve yedi çocuk annesi kendisine de bakmak zorunda kaldı.Poté co mu zemře žena, musí se sám postarat o sedm dětí.
Başlar batıya bakmaktadır.Výhledově má být protažena k západu.
Kendinden küçük bütün kardeşlerine o bakmaktadır.Tom se musí starat o všechny děti sám.
Hizmetçi, beyaz kadına bakmaktadır.Tu bílou paní jsem sama viděla.
Oysa yapmam gereken şey elimde kalmasını istediklerime bakmaktı.Cítila jsem, že potřebuju něco, v čem bych vynikla.
Bazı yorumlara göre hizmetçisinin ona sunduğu çiçekleri gönderen müşterisine bakmaktadır.Od služebných dostal radu, aby na ni šel s květinami.
İslamiyet, Hristiyanlık ve Yahudilikte fal bakmak günah sayılmaktadır.Křesťanství, islám a judaismus ho považují za hřích a neřest.
Tek isteği iki çocuğuna bakmaktır.Sama bezdětná se věnovala jejich dvěma dětem.
MacroMakerin bakmak ve bir teyp gibi hareket amaçlayan benzersiz bir kullanıcı arayüzü, vardı.MacroMaker měl unikátní uživatelské rozhraní, které vypadalo a chovalo se jako magnetofon.
Serum ferritin düzeyi bakmak sureti ile gereğinde bu kişilerde tedavi almalıdır.Claudin de Sermisy Tant que Vivray Problémy s přehráváním?
Üvey annesinin ölümünden sonra küçük kardeşlerine bakmak için eve gitmek zorunda kaldı.După moartea mamei vitrege, ea a trebuit să se întoarcă acasă pentru ca să aibă grijă de frații ei mai mici.
Buna karşılık Prospero ve Miranda Kaliban'a nefret ve küçümseme ile bakmaktaydılar.Prospero și Miranda au rămas dezamăgiți de Caliban, privindu-l cu dispreț.