Artık sağlıklı ve iyi giyimli görünmekte ve yan yana oturarak günümüz Kobe'sine bakmaktadırlar.La composero in un'urna d'oro e cristallo, e rimasero a vegliarla giorno e notte.
Kent merkezinin yaklaşık 10 km güneybatısında yer alır ve körfeze bakmaktadır.Si trova a circa 10 km a sud-ovest del centro, e domina la baia.
Öğlen güneşine filtresiz dürbünle çok kısa bir süre bakmak bile kalıcı körlüğe neden olur.Osservare il Sole a mezzogiorno attraverso binocoli non filtrati può pertanto causare cecità permanente.
Halk, Fransızlara sıcak bakmaktaydı.Coi Francesi stava il sig.
Tek kapısı doğuya bakmaktadır.L'unica apertura è a ovest.
Süperakışkanlığı anlamanın temelinde BCS teorisinin perspektifinden bakmak vardır.BCS indica se la superconduttività del materiale è spiegata dalla teoria BCS.
Olivier vizörden bakmaktaydı.Jonathan ruba lo Specchio mortale.
Babası o küçükken ölmüştür annesi ve küçük kardeşine bakmaktadır.Sua madre morì durante la sua infanzia e lasciò suo padre prendersi cura di lei e di sua sorella.
Klavyeye bakmak.Attenzione alla grammatica.
Hizmetçi, beyaz kadına bakmaktadır.Voce principale: Una donna alla Casa Bianca.
İnsanlara dik dik bakmak kabalıktır.Глазеть на людей невоспитанно.
Yaşlı babasına bakmak üzere birkaç haftalığına Erlangen’e döndü.Нётер вернулась в Эрланген на несколько недель, чтобы ухаживать за своим стареющим отцом.
Kaliforniya şarabının tadına bakmak için doğru bölgedesiniz.Известный центр производства калифорнийского вина.
Fakat onları yaratan çocuklar, genelde 7-8 yaşlarına kadar onlara bakmaktadırlar.Обычно туда принимают детей в возрасте 7-8 лет.
Haiti’deki 40.000 beyaz kolonici arasından sadece Fransa doğumlular yönetim işlerine bakmaktaydı.Господствующее положение в обществе занимали 40 тысяч французских белых колонистов.
Kont izleyiciye değil, sol tarafa bakmaktadır.Её взгляд обращён не на птицу, а на зрителя, за окно.
Klavyeye bakmak.Изучение классики.
İslamiyet, Hristiyanlık ve Yahudilikte fal bakmak günah sayılmaktadır.По иудейским, христианским и мусульманским верованиям является грехом.
Artık geriye bakmak istemiyorum.Видеть тебя больше не хочу!
HAYVANCILIK GELİŞMEMİŞTİR.TARIMA BAKMAK İSTERSEK TARIMCILIK DA GELİŞMEMİŞTİR.Мы ударим там, где зверь не ждёт.
Ciddi şekilde hasta olan kız kardeşine bakmakla yükümlü kalmıştı.Та смотрела, насколько здорова будущая невестка.
Ayrılığın ardından Ann oğluna tek başına bakmak zorunda kaldı.После развода она жила только с сыном Филиппом.
Oysa yapmam gereken şey elimde kalmasını istediklerime bakmaktı.Я понимаю, что ему обязаны были дать.
Özellikle, Galilei Güneş’e bakmak için kendi yeni teleskobunu kullandı.Сам Галилей использовал для своих телескопов термин лат. perspicillum.
390 hektarlık doğal alan, Moskova nehri'nin dik kıyalarına bakmaktadır.Оно занимает площадь 20 гектар в пойме реки Москвы.
Bu sebeple babasına da bakmaktadır.Он также присматривает за своим пожилым отцом.
Halk, Fransızlara sıcak bakmaktaydı.Деятельность англичан настораживала французов.
Sonuç olarak ebeveynler, evde kalıp çocuklarına bakmak amacıyla 126 milyon işgününü kaçırmıştır.نتيجة لذلك، أهدَر الآباء 126 مليون يوم عَمَل للبقاء في المنزل لرعاية أطفالهم.
Yalıtılmış sistemin toplam elektrik yükü sistemin kendi içinde olan değişimlere bakmaksızın sabit kalır.الشحنة الكهربائية الكلية لنظام معزول تظل ثابتة بغض النظر عن التغيرات داخل النظام نفسه.
Eğer kadının ikiz çocuğu olmuşsa çocuklardan birine bakmak kocaya düşer.وإذا كان للزوجة أطفال توأمان، جعل التلمود زوجها مسؤولاً عن رعاية أحدهما.
Din, politik ve etnik durumlara bakmaksızın devlet özel okullara finansal yardımda bulunur.الحكومة لا تساهم بالأموال إلى المدارس الخاصة سواء كانت دينية أو علمانية.
Yaşlı babasına bakmak üzere birkaç haftalığına Erlangen’e döndü.عادت ايمي إلى إرلنغن لعدة أسابيع، وقضت معظمهم لرعاية والدها المسن.
Önünüze ve yapacaklarınıza bakmak değil...أن تكون خياراتك لك...وتحيزاتك منك...
Bob Tilkiye evde bakmak istedi.أراد بوب أن يحتفظ بالثعلب في المنزل.
Cami kapısındaki adamın gölgesinden anlaşıldığı üzere, vakit ikindi vaktidir ve bu kapı batıya bakmaktadır.كما يفهم من ظل الرجل عند باب المسجد، الوقت بعد الظهر وهذا الباب مواجه للغرب.
Sadece biraz daha yakından bakmak gerekiyor."Ele quer ver mais de perto".
Üvey annesinin ölümünden sonra küçük kardeşlerine bakmak için eve gitmek zorunda kaldı.Após a morte de sua madrasta, ela teve que voltar para casa para cuidar de seus irmãos mais novos.
Bakmak (fal bakmak) kelimesiyle de bağlantılıdır.Assim, qualquer ato de olhar (observar) é tido como uma medição.
390 hektarlık doğal alan, Moskova nehri'nin dik kıyalarına bakmaktadır.Na área de 390 hectares situa-se a nascente do Rio Moskva.
Oysa yapmam gereken şey elimde kalmasını istediklerime bakmaktı.O que eu deveria estar fazendo é encontrar as coisas que quero manter.
İkinci bir yaklaşım referans çerçeveleri çeşitli bakmaktır.Uma segunda abordagem é a olhar para uma variedade de referenciais.
Tek kapısı doğuya bakmaktadır.Era considerada como a porta para o Oriente.
Medyaya Soldan bakmak.Um olhar à esquerda.
Sık sık arkanıza bakmakta fayda var.Convém consultá-la com frequência.
Artık geriye bakmak istemiyorum.Não tornarei a vê-la!
Babam ve büyükbabam, arabadan neler olduğuna bakmak için inmişlerdi.Meu marido, eu e a empregada nos levantamos imediatamente para ver o que se passava.
Goldeen’i bulmak için su içlerine bakmak gerekir.Toda a linhagem é dedicada a encontrar Golconda.
Öğlen güneşine filtresiz dürbünle çok kısa bir süre bakmak bile kalıcı körlüğe neden olur.Mesmo rápidas observações com binóculos sem filtros no meio-dia podem causar cegueira permanente.
Bunu anlamak için ise onun Hukuki emir teorisine bakmak gerekmektedir.E para sua compreensão exige a aplicação da teoria sistêmica.
Üçüncü bir yaklaşım biz referans çerçeveleri vardiya zaman kuvvetler dönüşümü şekilde bakmaktır.Uma terceira abordagem é olhar para o modo como as forças mudam quando muda-se de referencial.
Kardeşi Hugh (Anthony Andrews) kendisiyle aynı evde kalmaktadır ve ona bakmaktadır.Parece que o Tony (Hawk) olha para si mesmo e as pessoas ao seu redor.
Babası o küçükken ölmüştür annesi ve küçük kardeşine bakmaktadır.Desde que o pai morreu, Assis ajuda a mãe a cuidar da casa e dos irmãos mais novos.
Fakat onları yaratan çocuklar, genelde 7-8 yaşlarına kadar onlara bakmaktadırlar.Infelizmente para tais amigos, as crianças livram-se deles em torno de 7-8 anos.
Randy bu süre için "Vikipedi'ye bakmak için bile yeterince uzun değil" der.Randy zegt dat dat niet eens genoeg tijd is om Wikipedia te checken.
Sadece biraz daha yakından bakmak gerekiyor."Ik zat er maar een beetje bij te kijken".
Buna karşılık Prospero ve Miranda Kaliban'a nefret ve küçümseme ile bakmaktaydılar.Prospero en Miranda wantrouwen en verafschuwen op hun beurt Caliban.
Sık sık arkanıza bakmakta fayda var.Is vaak op de achtergrond te zien.
Çünkü Sage müziğe eğlenceden daha çok, sanat olarak bakmaktaydı.Hij zag muziek meer als kunst dan als entertainment.
Babası bir yaşında iken öldü ve yedi çocuk annesi kendisine de bakmak zorunda kaldı.Toen hij een jaar oud was, overleed zijn vader en moest zijn moeder alleen voor de zeven kinderen zorgen.
Fakat müstakbel gelin olan Semele bu gelecek evliliğe pek hoşnut gözle bakmaktadır.Zij ziet verwachtingsvol uit naar haar aanstaande huwelijk.