Emma'nın sağlığına iyi geleceğini bahane ederek onu at binmeye davet eder.He invites her to go riding with him for the sake of her health.
Dadiani daha sonra Levan'ın ölümünü bahane ederek 1583'te Guria'ya saldırmıştır.The ambitious Dadiani then exploited the incident to attack Guria in 1583.
İphigenia, Akhilleus ile evlendirilme bahanesi ile getirilir.Iphigeneia is fetched as though for marriage with Achilles.
Ağustos 1882'de İngiliz kuvvetleri düzen sağlama bahanesiyle Mısır'ı istila ve işgal etti.In August 1882 British forces invaded and occupied Egypt on the pretext of bringing order.
Ancak, Aleamotuʻa'nın o yılki ölümüne kadar Tongatapu'yu fethetmek için bir bahanesi olmadı.However, it was not until Aleamotuʻa's death that year, that he had an excuse to conquer Tongatapu.
Çocukların dördünün bahaneleri yoktu.Alle vier Jungen hatten kein Alibi.
Tom, tiyatroya gitmek zorunda olmamak için bahane arıyor.Tom sucht nach einer Ausrede, um nicht ins Theater gehen zu müssen.
Biliyorum geciktim ama iyi bir bahanem var.Ich weiß, ich bin zu spät, aber ich habe eine gute Ausrede.
Bahaneler icat etmekte çok kötüdür.Im Erfinden von Ausreden war er sehr schlecht.
Hiç bahane uydurma!Erfinde keine Ausreden!
Annesi ise ona türlü bahaneler üreterek bu isteğini geri çevirmektedir.Seine Mutter hat ihm verboten, sich selbst zu befriedigen.
Balayına çıkmak Shane için bir bahanedir.Für die Teilnahme an der Spielshow verschob Hermann seine Hochzeitsreise.
Bu Üçüncü Haçlı seferi için bir bahane oldu.Angeblich soll es ein drittes Kreuz geben.
Bahane yok.Keine Erklärung.
Hepsi bir bahane bularak geceyi orada geçirmek ister.Dort soll er jedoch nur eine Nacht verbracht haben.
Ağustos ayında tüm hemşerilerimiz tatil için veya fındık toplamak bahanesi ile köyüne gelir.So konnte die ganze Familie sonntags die Kirche besuchen oder einen Ausflug machen.
Benimle kavga etmek için bir bahane buldu.Il a trouvé un prétexte pour se battre avec moi.
Beni görme bahanesiyle geldi.Il est venu sous prétexte de me voir.
Çocukların dördünün bahaneleri yoktu.Aucun des quatre garçons n'avait d'alibi.
Bahane bulamazsam, bunu yaparım.Je le ferais, si je ne trouvais pas de prétexte.
Sancak hiçbir sebep ve bahane ile terk edilemez.Le flot ne doit s’interrompre sous aucun prétexte.
Bir ilaç alma bahanesiyle eczaneye gelir.Retrait du marché pour un médicament.
Bunun için uygun bir bahane de vardır.Il ne manque plus qu'une raison pour la justifier.
Balayına çıkmak Shane için bir bahanedir.La destination de leur lune de miel est les Bahamas.
Ancak son anda bir bahaneyle kendisi uçağa binmez.Au dernier moment, il décide de ne pas prendre l'avion.
Bu saldırıların bahanesi Paris'teki bir suikasttı.Cette armée était censée mener une attaque coordonnée sur Paris.
Burada çeşitli şeyler bahane edilerek haksız bir şekilde zindana atılmıştır.Plusieurs de ceux-ci se disent vite injustement harcelés.
Çocukların dördünün bahaneleri yoktu.Todos los cuatro muchachos no tenían coartadas.
O sadece bir bahane.Eso solo es una excusa.
Duymaktan yorulduğun bir bahane var mı?¿Hay alguna excusa que te hayas cansado de oír?
Bahane değil bu.Eso no es excusa.
Bahane yok.No hay excusas.
Ancak son anda bir bahaneyle kendisi uçağa binmez.No voy a ponerlos en un avión, por supuesto.
Terörün hiçbir bahanesi olamaz."El PP no tiene nada que temer”.»
Her biri de redlerine farklı bahaneler bulur.Cada uno le aconseja cosas diferentes.
Ancak son anda bir bahaneyle kendisi uçağa binmez.Per favore non salire sull'aereo!
Tıbbi deneme bahanesi bazı zorbalıklar için gerekçe olarak kullanılabilir.Il pretesto di sperimentazioni mediche è stato usato per giustificare alcune atrocità.
Bahane yok.Nessuna scusa!
Bu ayaklanma Britanyalılarca Mısır'ı işgal için bir bahane olarak kullanılmıştır.La repressione di queste azioni fu poi usata come scusa dalla Francia per invadere il Vietnam.
Sohbetin Bahanesi Kahve - Deniz Gürsoy, Oğlak Yay.Narrativa edita: Franco Di Mare, Il caffè dei miracoli, Rizzoli.
Bu sadece bir bahane.Это лишь оправдание.
Yaptıklarının hiçbir bahanesi yoktur.Нет оправдания твоим поступкам.
O şu anda bahanesi olamayacak bir şeyi haklı çıkarmaya çalışıyor.Сейчас она пытается оправдать то, чему нет оправдания.
Balayına çıkmak Shane için bir bahanedir.По возвращении из свадебного путешествия к Лине приходит отрезвление.
Seçilmiş Başkan Trump ise bu iddiaları gülünç bularak: "Bu da yeni bir bahane.Ответом послужило насмешливое заявление: «Это будет весёлое развлечение!».
Bunun üzerine Zeyd'i terk etmek için bahane bulmuş oldular.Поэтому он принял решение уехать из Цюриха.
Hepsi bir bahane bularak geceyi orada geçirmek ister.Волею случая им приходится провести там ночь.
Bahane yok.Никаких льгот.
Sisamlılar'ın ihanetini mazur gösterecek bir bahane arama çabası da olabilir.Это дало повод подозревать измену Траквера.
Bu Üçüncü Haçlı seferi için bir bahane oldu.وكان المحرض للحملة الصليبية الثالثة.
Bahane yok.لا أعذار.
Bunun için uygun bir bahane de vardır.وأعتقد أن هناك سبب عملي لذلك.
Terörün hiçbir bahanesi olamaz."الرجل ليس له أي عذر".»
Nedeni ise; toprak paylaşımının adaletsizliği bahane edildi.وسببه؛ عدم استقامة قسمة السهام على الورثة إلا بكسر.
Bu bahane kabul edilmedi ve seçim yapmaya mecbur kaldı.لم تكن اللجنة مسرورة ولكنها اضطرت إلى قبول الأمر الواقع.
Başka bahanen kalmadı.لم يتبقى لديك عذر.
Bahane uydurmada zekidir.إنه ذكي في صنع الأعذار
Bahanelerinden bıktım, Tom.لقد سئمت من أعذارك يا "توم"
Bahaneni duyalım.فلنستمع لحجتك
Bahanelerinden usandım.سئمت من أعذارك