Tutsak zincirle bağlıydı.The prisoner is in chains.
O arabanın port bagajı var.That car has a roof rack.
O çocuk ayakkabılarını güçlükle bağlayabildi.That child could barely manage to tie his shoes.
Sektör, hükümetin finansmanına büyük ölçüde bağımlıdır.The industry is heavily dependent on government funding.
Sanatçı bağırdı.The artist exclaimed.
Erkek kardeşler arasında güçlü bir bağ vardır.There is a strong bond between the brothers.
Atlet yorgunluğa bağışıklı gibi görünüyordu.The athlete seemed immune from fatigue.
Kanal, Pasifik ile Atlantik'i bağlar.The canal connects the Atlantic with the Pacific.
Vatansever, ahlaki ilkelerine bağlı kalır.The patriot sticks to his moral principles.
Tekne kısa bir halatla bağlıydı.The boat was tied with a short line.
O zaman, Meksika henüz İspanya'dan bağımsız değildi.At that time, Mexico was not yet independent of Spain.
Kolej üniversite ile bağlı.The college is affiliated with the university.
İki şehir bu otoyol ile birbirine bağlandı.The two cities are connected by this highway.
İki olay birbirine bağlı.The two incidents are connected with each other.
Sen ona bağırıyordun ve ben bundan hoşlanmıyorum.You were shouting at her and I don't like that.
Mrs. Smith in televizyon bağımlısı olduğunu söyleyebilirsin.You could say that Mrs. Smith is a television addict.
Her şey onun cevabına bağlı.Everything depends on her answer.
Her şey sizin kararınıza bağlı.Everything depends upon your decision.
Her şey, sınavı geçip geçmemene bağlı.Everything depends on whether you pass the examination.
Konuşmanızı bir dakika içerisinde bağlayacağım.I'll put your call through in a minute.
John ailesinden tamamen bağımsız olmak istedi.John wanted to be completely independent of his family.
Junko hâlâ yaşam giderleri için anne ve babasına bağlıdır.Junko still depends on her parents for her living expenses.
Jim başarısını sıkı çalışmaya bağlıyor.Jim attributes his success to hard work.
Kollarını bağlamış olarak Jim tek başına oturuyordu.Jim sat alone with his arms folded.
Lütfen emniyet kemerinizi bağlayın.Please fasten your seat belt.
Emniyet kemerini bağla.Fasten your seat belt.
Lütfen emniyet kemerlerinizi bağlayın ve kalkış için hazırlanın.Please fasten your seat belts and prepare for departure.
Emniyet kemerleriniz bağlı şekilde koltuklarınızda kalın.Remain in your seats with your seat belts fastened.
Emniyet kemerinizin güvenle bağlanmış olduğundan emin olun.Please make sure that your seat belt is securely fastened.
Sizi sabah çok erken aradığım için lütfen beni bağışlayın.Please excuse me for calling you so early in the morning.
Bu iki etken birbirlerinden bağımsızdırlar.These two factors are independent of each other.
Sizden birinin bununla bağlantılı olarak söyleyecek bir şeyi var mı?Do any of you have anything to say in connection with this?
Bu onunla nasıl bağlantılı?How is this connected to that?
Bay Gomez hatam için beni bağışlamadı.Mr Gomez didn't excuse me for my mistake.
Bu yol iki şehri bağlamaktadır.This road connects the two cities.
Bu yol Tokyo'yu Osaka'yla bağlar.This road connects Tokyo with Osaka.
Bu telefon faks makinesine bağlıdır.This telephone is connected to the fax machine.
Bu tren gecikirse, biz Kobe'deki bağlantımızı kaçıracağız.If this train is delayed, we shall miss our connection at Kobe.
Bu örgüt tamamen gönüllü bağışlara dayanmaktadır.This organization relies entirely on voluntary donations.
Bu adam bana bağırıyor ya!This man's shouting at me!
Lütfen bu ağır bagajda bana yardım et.Please help me with this heavy baggage.
Bu otoban Tokyo'yu Nagoya ile bağlar.This expressway connects Tokyo with Nagoya.
Bu anlaşma tüm tarafları bağlıyor.This agreement is binding on all parties.
Bu anlaşma hepimizi bağlıyor.This agreement is binding on all of us.
Öğleden sonra üçe kadar bu bagajı tutabilir misin?Could you keep this luggage until 3 p.m.?
Sadece bağajı taşımama yardımcı olun.Just help me with this baggage.
Bu poşetleri bagaja koyar mısın?Could you put these bags in the trunk?
Bu bagajın derhal odama götürülmesini istiyorum.I want this luggage taken to my room at once.
Bu eve güçlü bir sevgi bağı hissediyorum.I feel a strong attachment to this house.
Bu, birazcık bağımsız olduklarını ispatlamaya çalıştıkları içindir.This is because they are trying to prove they are somewhat independent.
Bu otobüs iki büyük şehri bağlar.This bus connects the two large cities.
Bu, onun, arkadaşlarına olan bağlılığını gösteriyor.This shows his loyalty to his friends.
Bagajımı buraya bırakabilir miyim?Can I check my baggage here?
Ken yardım için bağırdı.Ken cried for help.
Kenya 1963'te bağımsız oldu.Kenya became independent in 1963.
Kenya 1963'te bağımsızlığını kazandı.Kenya became independent in 1963.
Yaralı adam yardım için bağırdı.The injured man cried for help.
Bir televizyon bağımlısı benim olmak istemediğim bir şey.A couch potato is something that I don't want to be.
Sözünüzü kestiğim için bağışlayın.Excuse me for interrupting you.
Bağış kabul edilmez.No gratuity accepted.