Organ bağışçısı olmayı kabul edersen, birinin yaşamını kurtarmasına yardım edebilirsin.If you agree to become an organ donor, you may help save someone's life.
Organ bağışına izin vermeyen hiç din var mı?Are there any religions that don't permit organ donation?
Keşke bağışlayacak bir şeyim olsa.I wish I had something to contribute.
Nişasta bozulması bir Sirkadyen saate bağlıdır.Starch degradation is linked to a Circadian clock.
Bu bağımsız bir makinedir.This is an autonomous machine.
Ben bagajımın yakında gelip gelmeyeceğini bilmek istiyorum.I'd love to know if my luggage is arriving soon.
O, küvetten çıktı ve "Eureka!" diye bağırdı.He got out of the bathtub and shout "Eureka!"
Benim gibi bir uyuşturucu bağımlısısın.You're a drug addict like me!
Sen benim gibi bir uyuşturucu bağımlısısın!You are a drug addict like me!
O bağırmaya başladı ve ben kaçtım.She started screaming, and I ran away.
Anne, baba, ben met bağımlısıyım ve Büyük Jim'e yüz milyon dolar borçluyum.Mom, Dad, I'm addicted to meth and I owe Big Jim a hundred million dollars.
Sürücü eski arabasına derinden bağlandı.The driver is deeply attached to his old car.
Efendim, bağajınızı hızlı bir şekilde kontrol edebilir miyiz lütfen?Sir, can we quickly inspect your luggage please?
Sadece protokole bağlı kal, tamam mı?Just stick to the protocol, would you?
O bir ekmek bağımlısı.He's a bread addict.
Başkalarına çok fazla bağımlı olmamalısın.You shouldn't depend on others too much.
Ben hastalanmaya karşı bağışıklıyım.I'm immune to disease.
İncinmeden önce bağırma.Don't scream before you get injured.
Aachen kenti bağımsız bölge olarak yönetilmiş.The city of Aachen is administered as an independent district.
Mülteci fonuna 10,000 dolar bağışladı.He donated $10,000 to the refugee fund.
Tembelliğimi bağışla.Forgive my laziness.
O büyük oranda içeriğe bağlı.It depends largely on the context.
Belediye Başkanı telefonda bağırıyor.The mayor is yelling on the phone.
Lütfen kalkış ve iniş sırasında emniyet kemerinizi bağlayın.Please fasten your seat belt during takeoff and landing.
Dick ebeveynlerine bağlıydı fakat o şimdi onlardan bağımsız.Dick had been dependent on his parents, but now he's independent of them.
Sigara içmek alışkanlık değildir; bir bağımlılıktır.Smoking is not a habit; it's an addiction.
Amerika Birleşik Devletleri halkı, bağımsızlığı için savaştı.The people of the United States fought for their independence.
Bundan sonra, Mike Hiroshi'ye emniyet kemerini bağlamasını söyler.After that, Mike tells Hiroshi to fasten his seat belt.
O bagajı patlattı.He popped the trunk.
Seni ona bağladım.I put you through to her.
Bu cümleler doğrudan doğruya bağlantılı değildir.These sentences are not directly linked.
Onlar Kızıl Haç'a para bağışladılar.They donated money to the Red Cross.
O sevinçle bağırdı.He cried with joy.
Bu ikisi arasında hiçbir bağlantı yoktur.There is no link between these two.
Tom kola bağımlısıdır ama Pepsi'yi sevmez.Tom is addicted to Coke, but he doesn't like Pepsi.
O ona gönül bağladı.He's got a crush on her.
38 yaşında olması gerçeğine rağmen, o hâlâ ebeveynlerine bağımlı.In spite of the fact that he's 38, he's still dependent on his parents.
O 38 yaşında olsa bile, o hâlâ ailesine bağlı.Even though he's 38, he's still dependent on his parents.
Sana bağlı.It depends on you.
Yardım için bağırdı fakat kimse onu duymadı.She cried for help, but nobody heard her.
Başarısızlığını kötü şansa bağladı.She blamed her failure on bad luck.
Fiyatlar maliyetlere ve talebe bağlıdır.Prices depend on the costs and the demand.
Lütfen beni Bay Brown'a bağlayın.Please put me through to Mr. Brown.
Tom'un arkadaşları ona Money Bags derdi.Tom's friends called him Money Bags.
Hükümette bağlantılarım var.I have connections in the government.
Lütfen beni Bay Smith'e bağlayın.Please put me through to Mr. Smith.
Web sitelerinin popülerliği onların içeriğine bağlıdır.The popularity of websites depends on their content.
Ekonomi, siyasete derinden bağlı.The economy is deeply connected to politics.
Lütfen beni Bay Smith'e bağlar mısınız?Will you please connect me with Mr. Smith?
Onun başarısı çoğunlukla iyi şansa bağlıydı.His success was mostly due to good luck.
Bagajını üst kata taşımasına yardım ettim.I helped him carry his luggage upstairs.
Siteye bağlantı yazabilir misiniz?Would you be able to write down the link to the site?
Tom ayakkabı bağcıklarını nasıl bağlayacağını bilmiyor.Tom doesn't know how to tie his shoelaces.
Tom bağış yapar.Tom gives to charities.
Lütfen Tom'dan bağırmamasını rica et.Please ask Tom not to shout.
AIDS "Edinilmiş Bağışıklık Yetersizliği Sendromu" anlamına gelir.AIDS means "Acquired Immune Deficiency Syndrome".
Demokrasilerde, basının bağımsız olması önemlidir.In a democracy, it is important that the press be independent.
Bu sözcük bu bağlamda doğru mudur?Is this word correct in this context?
Çocuklar Günü'nde 50'den fazla bisiklet bağışlandı.On Children's Day, more than 50 bicycles were donated.
Emniyet kemerlerinizi bağlayın.Buckle your seatbelts.