bağır ile cümle

bağır kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
8
ORT. KELİME
Willow bağırır: "Buffy, kalk ayağa!Jälleen Riitta kutsuu: "Paavo, heitä jo matkat!
Bir kız bir şey yüzünden bağırırsa, bu diğer kızların bağırmasına sebep verecektir.Kun kuoro valittaa päätöstä, jostain kuuluu lasten huutoa.
Bütün sınıfa yardım için bağırır; lakin kimsenin umurunda değildir.Kaikki hänen luokkatoverinsa tietävät hänen urotyönsä, mutteivät kommentoi asiaa, ellei se koske heitä.
Bu bakteriler genel olarak hayvan ve insanların bağırsaklarında bulunur.Bakteeri on yleinen ihmisen ja eläinten suolistossa.
Bir zombi olarak uyanacak ve ben onu öldürmek zorunda kalacağım!" diye bağırır.Hän suojaa itseään kilvellä, jonka hän ottaa esille, huutamalla "Kilpi!".
Bu araştırmalara bakıldığında fruktozun ince bağırsakta tamamen emilmediği görülmektedir.Hänen omien sanojensa mukaan on kiinnostavaa, ettei teoksia voida lokeroida tarkasti.
Çoğunlukla sadece kendi ismini bağırabilir.Usein vain niiden huudot paljastavat ne.
"Sen!" diye bağırır Willow, "potansiyel avcı sensin!"Tähän Tane huudahtaa; "Hannes, sä olet nero!
Genellikle deride bulunurlar ancak bağırsaklar ve göz gibi vücudun diğer bölgelerinde de bulunabilirler.Niitä esiintyy usein kasvoissa, mutta myös muilla alueilla kehossa.
Prens bu bağırtı seslerinin nereden geldiğini araştırmak ister.Hän pyytää Joonatania menemään katsomaan mistä äänet tulevat.
Bağırır, çırpınır, ancak kimse sesini duyamaz.Sääsket vain sihisevät ja ääntelevät, koska eivät osaa puhua.
Bağırarak ve izinsiz konuşmak çok ayıp sayılırdı.Sävellykset ja sanoitukset Kauko Röyhkä.
Biz herkesi tehlikeyle ilgili uyarmak için bağırdık.Huusimme varoittaaksemme kaikkia vaarasta.
Bırakın bağıralım: Çok yaşasın özgür Gine, Ve özgürlüğümüzü savunalım.Ας φωνάξουμε Ζήτω η ελεύθερη Γουινέα, κι ας υπερασπιζόμαστε για πάντα την ελευθερία μας.
Genelde insan ve hayvanların bağırsaklarında yaşarlar.Απαντώνται συχνά στα κόπρανα των ζώων και των ανθρώπων.
Yaşasın Fransa!" diye bağırmak oldu.Ζήτω η Δημοκρατία, ζήτω η Γαλλία!".
Bağırır, çırpınır, ancak kimse sesini duyamaz.Σπαρτάρησε, ξεψύχησε, δεν τ’ άκουσε κανένας.
Üç komplocu Romalı halkın intikamının alındığını bağırarak ilan ederler.Οι τρεις συνωμότες φωνάζουν ότι έχουν εκδικηθεί για τον λαό.
Müzeyyen hanım bu odadan bağırıp yardım ister, ancak sesini kimse duymaz.Ο κύριος και η κυρία Σμιθ ανοίγουν την πόρτα, αλλά δεν είναι κανείς.
Yan etkileri (öncelikle mide-bağırsak bozukluğu) kullanımını sınırlar.Οι παρενέργειές της (πρωτογενής γαστρεντερική διαταραχή) περιορίζουν τη χρήση της.
Vücudun gıdadan besinlerin çıkarımı ve emiliminden sorumlu kısmı bağırsaktır.Το βάρος του σώματος και η ασκούμενη σ΄ αυτό άνωση.
Onu her gördüğünde peşinden "SOOONIIIIIIIC!!!!!" diye bağırarak koşar.'Ενας τρόπος να γίνουν τα όνειρα πραγματικότητα....Να τα φωνάζεις!!! .
Sonra bağırmaya başladılar.Αργότερα άρχισε να κλαίει.
Ayni kelimeler!" diye bağırır.«Και εσύ!» της φώναξαν.
Ancak bazı bağırsak mikroorganizmaları hastalık da yapabilir.Υπάρχουν όμως ενδείξεις και για άλλους μικροοργανισμούς που προκαλούν τη νόσος.
Cugaşvili bunu reddetti ve "Vur!" diye bağırdı.Εκείνος όμως δε δεχόταν και φώναζε: «Χτυπάτε διά την πίστην».
Sucuk: dövülüp doğranmış et bağırsağa doldurulur, fırında ya da bacalara asılarak kurutulur.Σπάμε τα αυγά, τα ρίχνουμε σε ένα βαθύ σκεύος και τα χτυπάμε καλά με σύρμα ή πιρούνι.
Sempronio çok korkmuştur ve yardım isteyerek bağırır.Το κορίτσι πανικοβλήθηκε και άρχισε να φωνάζει «βοήθεια».
Bağırsak teller oldukça kırılgandırlar ve kolayca kopabilirler.Τα κέρατα είναι τόσο λεπτά που μπορούν να σπάσουν εύκολα.
Saldırgan "Kan! neden bu kadar kan! yok olsun kan!" diye bağırıyordu.«Τί αιματοχυσία !» κραύγαζε «τί δολοφονίες !
Sonra "Ölümün canı cehenneme!" diye bağırır.Το ζωντανό "Hell Yeah!
Kendinize gelin!" diye bağırır ve gider.Εκείνος αποκρίνεται «ίσως!» και αποχωρεί.
Şayet mide onikiparmak bağırsağına yeniden eklenemiyorsa Billroth II işlemi uygulanır.Οι όγκοι στο κάτω μέρος του στομάχου μπορεί να απαιτούν μια Billroth I ή II Billroth διαδικασία.
"Defol git buradan!" diye bağırır Eve'ye.Πέφτοντας στο κενό φώναξε "Τρέξτε ανόητοι!".
Bağırsak bakterileri insanlar için yararlı olan çeşitli işlevleri vardır.Τα άμορφα κράματα έχουν ποικίλες χρήσιμες ιδιότητες.
Bağırsak çürümesinin tedavi yöntemi cerrahi girişimdir.Η θεραπεία των περιεδρικών αποστημάτων είναι η χειρουργική παροχέτευση.
Sonra bağırmaya başladılar.Så du endelig skriger.
Sevinçle Turandot'un ismini üç defa bağırarak söyler; İran Prensi'de son bağırışına iştirak eder.Han råber hendes Turandot navn (tre gange) af glæde, og den persiske prins gentager hans sidste råb.
Audrey Hepburn 20 Ocak 1993'te İsviçre'de bağırsak kanserinden öldüğünde 63 yaşındaydı.Audrey Hepburn døde i Schweiz den 20. januar 1993 som 63-årig.
Kölesi olan kız, Liu, ona yardım etmeleri için çığlıklarla bağırmaya başlar.Hans slavepige, Liù, råber om hjælp.
Çoğunlukla sadece kendi ismini bağırabilir.Som musiker benytter han ofte blot sine fornavne.
Haberci ise onları uyarmak amacıyla ara vermeden harar diye bağırır.Fangevogteren bad dem om at vente, til han meldte fra.
İnsanlarda ince bağırsak üç kısma ayrılır: duodenum, jejunum, ileum.Normalt inddeler man tyndtarmen i tre stykker med de latinske navne: duodenum, jejunum og ileum.
Yaşasın Fransa!" diye bağırmak oldu.Hans sidste ord skal have været "Længe leve Tyskland.
Bir sırrı tutamayınca birden bağırarak söyler ve sırrı herkes öğrenir.Når nogen siger det hemmelige ord, skal alle råbe så højt de kan.
Ondan sonra bağırarak yardım istemeye başlamışlardır.Og så begyndte de at hjælpe.
Sempronio çok korkmuştur ve yardım isteyerek bağırır.Luke er tæt på at dø og skriger på hjælp.
Bütün sınıfa yardım için bağırır; lakin kimsenin umurunda değildir.Peder vågner straks af sin trance og råber til de andre, at de skal hjælpe, men ingen griber ind.
Bu zulümde payı olan kim varsa hepsi tek tek hesabını verecek." diyerek bağırmaya başladı.Enhver, der har en rolle i denne undertrykkelse vil dø, én efter én."
Korkar ve bağırır.Mænd løb og skreg.
Her yerde avaz avaz bağırmaya başladı.Udendørs bliver det efterhånden gråt.
Suyunun bağırsaklara iyi geldiği söylenir, ama artık kullanılmamaktadır.Det var på tide at trække en streg i sandet og sige, at nu går den ikke mere.
Şahin başlı tanrı Kebehsenuef ise bağırsakları korurdu.Guds blinde øje og Du blev træl.
Bu sırada Spike acıyla bağırır.Viserys dør skrigende i smerte.
1987 yılında yapılan bir araştırmada, Avusturya'da bol miktarda bağırsak kanserine rastlanması dikkat çekti.En efterundersøgelse i 1987 kunne bekræfte, at mosen var totalundersøgt.
Bağırsak florası ile insanlar arasındaki ilişki simbiyotik ve mutualistiktir, her iki tarafa da yarar sağlar.Her har en svamp og en plante lavet en symbiose, et samliv, som er til fordel for begge parter.
Boğuşma sırasında 'Seni tanıdım,' diye bağırdı."De kæmpede dengang," sagde han, "og de vil kæmpe nu."
Fleet "Orda biri var mı?" diye bağırdı.Fleet spurte «Er det noen der?»
Bizi bırak." diye bağırıyordu.«Jeg dreper deg», skrek han.
Ön bağırsak: Başta bulunan ağız açıklığı ile başlar.I prinsippet er den likt utført som det som er forklart over.

İlgili Sayfalar