bağır ile cümle

bağır kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
7
ORT. KELİME
Willow bağırır: "Buffy, kalk ayağa!Tegensputterend riep Vleminck nog: "Heer baljuw, u moet mij geloven!
Sunita bağırarak herkesi uyandırır.Jerom maakt de reus wakker.
Krala söyleyin!) diye bağırmıştır."Nu ben ik koning" riep hij.
Diğer sahnede Rihanna, sevgilisine arabanın içindeyken bağırıyor ve tartışmaya başlıyorlar.In de video zit Rihanna met haar vriendinnen aan het praten met in een auto, en op het strand.
Hatta bununla kalmayıp "Tito'nun köpekleri" diye bağırdılar.Hij wordt ook wel "de hond van Stalin" genoemd.
Kelime anlamı olarak bakıldığında “Bağırsak Solucanı” olarak çevirmek mümkündür.Het wordt ook weleens vertaald als 'op tenen lopen'.
Burası New York" şeklinde polislere bağırdılar.Ze werden bekend als de New Yorkse veldtocht.
Çoğu sıcak kanlı hayvanın bağırsaklarında yaşar.Het waren vrijwel zeker bevederde warmbloedige dieren.
Kararınızı reddediyorum" diye bağırdı ve küçük bir kahverengi şişe içindeki sıvıyı içti."Ik weet niet eens hoe ik een fles champagne moet ontkurken", zei hij na de huldiging in gebroken Engels.
Bağırarak Maricruz'un nerede olduğunu sorar.Hij zegt dat hij Maricruz zal laten kiezen wie ze wil.
Sesler; bağırarak, ıslıklayarak, yere vurarak veya diğer biçimlerde çıkarılabilir.Geluid wordt gemaakt door onder andere te schreeuwen, fluiten en op voorwerpen te slaan.
20 Aralık 1999 saat gece 3:30'da Michael Abram Harrison'un evine girdi ve bağırarak onu çağırdı.Om ongeveer 18:30 kwam de moeder van Milly naar huis en vond haar niet thuis.
"Bağırsak Çürümesi Nedir?".Wat doet Steenbreek eigenlijk?"
Korkar ve bağırır.Hij is gevreesd en gehaat.
Kendisinden nefret ettiğini suratına vura vura, bağırarak ağlaya ağlaya söyler.Als je haar aan het huilen maakt, maak ik jou aan het huilen.
Yaşasın Fransa!" diye bağırmak oldu.Op de muur schrijft hij: "Leve de Fransen!".
Niye bağırıyorsun?Waarom schreeuw je?
Bağırma da, nerede yaşarsan yaşa!Woon waar je wilt, maar hou op!
"Bağırsak Çürümesi Nedir?".Dlaczego ten żar gniewu?»
Burası New York" şeklinde polislere bağırdılar.Nowojorscy policjanci są nazywani New York’s Finest.
Çabuk sinirlenir ve bu yüzden sık sık bağırır.Jest bardzo nerwowy i najczęściej mówi przez krzyk.
Sahibi tutmak için koşmuş, arkasından yalvarmış, bağırmış, boşuna.On jednak nie posłuchał jej głosu, lecz zadał jej gwałt, zbezcześcił i obcował z nią.
Diye bağırır.Dlatego płaczemy.
Yardım için bağırmaya başlar ama etrafından gelen sesler onu susturur.Woła o pomoc, ale jego głos odbija się od desek.
Yürüyüşleri şişe fırlatan ve bağıran kalabalıklarla yüz yüze geldi ve bir isyana neden olmaktan korktular.Moje książki przyjęto wśród zbyt wielu krzyków czy nienawiści, by mogły wywołać jakiś skutek.
Sporokinet'ler zigot'u parçalayarak bağırsak boşluğuna geçerler.Uciekają zygzakowatym śladem, gdy są spłoszone.
Tom kuşu yakalamaya başlar, oda acıyla bağırır "Mama!Siedli chłopu na szyję i krzyczą: ojczyzna.
Onu her gördüğünde peşinden "SOOONIIIIIIIC!!!!!" diye bağırarak koşar.Natomiast gdy go wieszano, wołał "Wio Bury do góry!!!".
Her yerde avaz avaz bağırmaya başladı.Po pierwszych słowach podniosły się krzyki.
Oniki parmak bağırsağıU niemowląt jedynie dwoma palcami.
Köylü kadınların biri "Turiddu öldürüldü." diye bağırır.Po chwili słyszany jest krzyk "Zabili Turiddu!".
Kendinize gelin!" diye bağırır ve gider.Mówi „Strzeż się!” i odpowiada krzykiem.
Willow bağırır: "Buffy, kalk ayağa!Blücher wołał: „Stalinie!
6 Ağustos 1992 tarihinde komaya girmiş ve bir gün sonra da bağırsak kanserinden dolayı ölmüştür.Kilka dni później zaraziła się grypą i ostatecznie zmarła w wyniku zapalenia opłucnej 22 grudnia.
Kızlar cüceyi tutmaya çabalarken o habire bağırıyormuş: - Ceketimi yırtmayın!Jej matka budzi się z krzykiem: Nie zabijajcie mi dziecka!
Sunita bağırarak herkesi uyandırır.W nocy Dudu budzi się z krzykiem.
Kalın bağırsak midenin altındadır.Badany leży na brzuchu.
İtfaiyenin yangın merdiveni bozuldu ve bina içindekiler bağıra bağıra can verdi.Głupi żart wymyka się spod kontroli i kabina Pana Podpalańca staje w płomieniach.
Asılmadan birkaç saniye önce Julius Streicher, "Purim Fest 1946!" diye bağırdı.Ostatnie słowa Streichera brzmiały: „Pewnego dnia bolszewicy powieszą też was” oraz „Purim 1946”.
Zsupan yardım istemek için bağırmaya başlar.Krzyknąłem o pomoc.
Birini yakaladığında "Aspirin!" diye bağırır.Po chwili do wodza przybiega hotentocki wojownik krzycząc: — Złapałem zabójcę!
Molly bunu görünce bağırmaya başlar.Kleopatra płacze, gdy to widzi.
Bu davullar çalarken yektir Allahdiye bağırırlardı.Jeśli ludzie zamilkną kamienie wołać będą.
Şahin başlı tanrı Kebehsenuef ise bağırsakları korurdu.Albowiem Syn Człowieczy nie przyszedł zatracać dusze ludzkie, ale je zachować.
Odaya girdiğimi uyarmak için Tom ve Mary birbirlerine bağıramayacak kadar çok meşguldü.Tom i Mary byli tak zajęci wrzeszczeniem na siebie, że nie zauważyli jak wszedłem do pokoju.
Tom'un bana her zaman bağırmasına alışkınım.Jestem przyzwyczajony do tego, że Tom ciągle na mnie krzyczy.
"Odaların arkasından sana bağıranların çoğu, düşüncesiz kimselerdir."De flesta som bott på ön sedan dess är deras ättlingar (Långörasläkten).
Fleet "Tam önümüzde buz dağı var!" şeklinde bağırdı.Fleet svarade: "Isberg, rakt föröver!"
Ellerini cebimden çek!" diye bağırdı.En man skrek "Ta bort handen från min ficka!
Kurban "Katil var!" diye bağırarak kendini yere atar.Plötsligt skriker han: "Mördare!"
Asılmadan birkaç saniye önce Julius Streicher, "Purim Fest 1946!" diye bağırdı.Han vände sig till vittnena och skrek: ”Purimfest 1946!”
Bağırsak florası ile insanlar arasındaki ilişki simbiyotik ve mutualistiktir, her iki tarafa da yarar sağlar.Träd och svamp drar alltså båda nytta av denna symbios; det handlar om en mutualism.
Tom'um yardımıyla Kate annesi ile yalnız kalabilir, annesi onu görünce yardım için bağırmaya başlar.När Kate kommer till sjukhuset för att besöka sin mor börjar Diane skrika på hjälp.
Çabuk sinirlenir ve bu yüzden sık sık bağırır.Dess stjälk är upprätt och ofta grenig.
Ondan sonra bağırarak yardım istemeye başlamışlardır.Det var förskräckligt att höra deras rop på hjälp.
Guillian-Barre sendromu, otizm ve inflamatuvar bağırsak hastalığının arttığı görülmemektedir.Risken för Guillian-Barrés syndrom, autism och inflammatorisk tarmsjukdom är inte förhöjda.
Fleet "Orda biri var mı?" diye bağırdı.De ropade "-Är någon vid liv därute?"
Gizlenme işi bittikten sonra haberci yüksek sesle "harar!" diye bağırır.Efter gripandet skrek hon till reportrarna: ”Jag ska fortsätta kämpa!”.
Diye bağırır.Hon gråter.
"Defol git buradan!" diye bağırır Eve'ye.Backa!” sa Ekeroth till kvinnan.

İlgili Sayfalar