bağır ile cümle
bağır kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
7
ORT. KELİME
Sempronio çok korkmuştur ve yardım isteyerek bağırır.ما يزال يبكي يصرخ يريد ماءً.
E. coli O157:H7 bazı mandıralarda bulunmuştur ve sağlıklı sığırların bağırsaklarında yaşayabilir.كولي أو157:إتش7، وغالباً ما تصل إلى الخس عبر احتكاكه ببراز الحيوانات.
Kemençenin ilk iki teli (rast ve neva) genellikle bağırsak teldir.حصانان ضد فيل: في العادة تعادل.
Örn: Bağırsak solucanı b- Ektoparazitler: Vücut dışında yaşarlar.(توضيح: إنسي = قريب من جسم الإنسان، وحشي= بعيد عن جسم الإنسان.
Sonra "Ölümün canı cehenneme!" diye bağırır.ثم سمع أحد الحاضرين يقول "إلى جهنم".
İnce bağırsak: Kokoreç.حلمي فودة: الخليفة.
Görüntülerde kalabalığın içinden bir adamın "Öldürün onu!" diye bağırdığı duyulmaktadır.ويصرخ رجلٌ بشكلٍ واضح "اقتلوها!".
Bunlar bağırsağın normal florasını oluşturabilirler.والذي يعني تدمير الشرايح العادية.
Sinirlenince yüksek sesle bağırır.يسبب ضجيجا عاليا.
Bağırsak mukozal fonksiyonunda bozulma meydana gelir ve demir transportu bozulur.ونعهد في حياتنا اليومية تأكسد الحديد وينشأ صدأ الحديد.
Barton randevuya gittiğinde Mayhew sarhoştur ve çılgınca bağırmaktadır.Quando Barton chega, Mayhew está bêbado e gritando loucamente.
Fleet "Orda biri var mı?" diye bağırdı.Fleet perguntou "Há alguém aí?"
Koridorda bağırarak koşan Charlie polisleri bir tüfekle vurur.Correndo pelo corredor, gritando, Charlie atira nos policiais com uma espingarda.
Diye bağırır.O Grito.
Rick oğlunun bağırmasına ve ağlamasına dayanamaz.Rick não suporta ouvir seu filho gritando e chorando, então ele consegue derrubar a arma de Joe.
Bırakın bağıralım: Çok yaşasın özgür Gine, Ve özgürlüğümüzü savunalım.Gritemos Viva, Livre Guiné, E defendamos nossa liberdade.
Atlıların içindeki Şilili Huaso Sergio Catalan "yarın" diye bağırarak cevap verdi.Um dos cavaleiros, um chileno Huaso chamado Sergio Catalan, gritou: "Amanhã".
Aralık 1997'de, 30 yaşında, kalın bağırsak kanseri için tedavi edildi.Em dezembro de 1997, aos 30 anos, ela se trata de câncer de cólon.
Ellerini cebimden çek!" diye bağırdı.Tire seus olhos!" ela chorou.
Cugaşvili bunu reddetti ve "Vur!" diye bağırdı.Alguém o reconheceu como o atirador e gritou "É ele!"
Kaptan bağırınca kapıyı kırmak zorunda kalırlar.O capitão então tentou arrombar a porta.
Ön bağırsakta emilme (daha çok hamam böceklerinde yağ emilir) pek azdır.Apenas raramente afastados entre si (como no gênero Arca).
Her zaman sinirlendiği zaman bağırarak Bruce Lee benzer hareketler yapar.Ele geralmente grita como o Bruce Lee quando está com medo ou enfezado.
İnsanlarda ince bağırsak üç kısma ayrılır: duodenum, jejunum, ileum.Divide-se em três porções: Duodeno; Jejuno; Íleo.
Meydana koşun." diye bağırdı.“Aonde vais?”, gritou seu pai.
Çabuk sinirlenir ve bu yüzden sık sık bağırır.É bem forte e frequentemente se gaba por causa disso.
Korkar ve bağırır.Ela ameaça gritar.
Bu sırada Spike acıyla bağırır.Spike agora vive com a culpa de uma alma.
Bağırmayı reddedenler ise süngüleniyordu.Vozes que clamavam contra o erro foram silenciadas.
Bilirubinin bağırsaklara geçişi önlenmiş olur.Consegue prever o tempo através dos seus bigodes.
(Yaşasın kutsal Almanya'mız!) diye bağırmak olmuştur.(Vida Longa para a sagrada Alemanha!)"
Kamçı solucanları kalın bağırsakta yaşar ve yaklaşık dört santimetre uzunluğundadır.Os vermes vivem no intestino grosso e têm cerca de quatro centímetros de comprimento.
Elinizden yeteri kadar gelmiyor!" diye bağırarak, grubu ve Spike'ı kırar.Ele desencadeou a separação por gritando "Split!" (dividir) e podia se remontar gritando "Xam!"
Bunu öğrenince çok sinirlenir ve bağırır.Ao perceber isso, ele grita, desiludido.
Güney Afrikalı yere düştü ve bağırıp ağlamaya başladı.Então o povo da aldeia começou a se pintar e gritar.
Cüce bağırmaya başlamış. - Siz bana iyilik mi ettiniz, kötülük mü?(Que Mal Fiz Eu a Deus?POR ou Que Mal Eu Fiz a Deus?
Alaş! diye bağırdıkları bilinmektedir.Percebi, gritei.
Birini yakaladığında "Aspirin!" diye bağırır.Ao se deparar com a cena a mulher grita "Assassino!
Bizi bırak." diye bağırıyordu.Eu farei isso.", disse Sai.
Giles ise birden bağırır: "Kesin artık!"Varela grita: "Vamos adelante!"
Bir yandan kurtulmaya çalışırken bir yandan da bağırarak yardım istedi.Encontrando-se cercado, gritou por ajuda.
Ondan sonra bağırarak yardım istemeye başlamışlardır.Durante algum tempo puderam ser ouvidos seus gritos pedindo ajuda.
Onu her gördüğünde peşinden "SOOONIIIIIIIC!!!!!" diye bağırarak koşar.“Estamos de volta para Tumultuar ainda mais!!!!”, reafirmou Suave.
Bağırsak teller oldukça kırılgandırlar ve kolayca kopabilirler.Tipicamente, as cascas são frágeis mas fáceis de remover.
Filmdeki Pacino'nun karakteri bağırmasıyla hafızalarda kalmıştır; "sipariş bitti!O filme inclui uma cena bem conhecida em que o personagem de Pacino grita: "Você está fora de ordem!
Bu hayvanlarda ince bağırsakta yaşar, hayvana zarar vermez.A maioria das espécies vive no solo e não é prejudicial para os humanos.
Kokorecin iç kısmı bumbardan, dış kısmı ince bağırsaktan yapılır.Sua parte interna é feita de borracha e a externa é feita de couro.
Şerit solucanları nadiren bağırsak tıkanmasına neden olurlar.Por isso, é conveniente que turista apenas deem gorjetas ocasionalmente.
Bağırmayı kes!Pare de gritar!
Ancak bazı bağırsak mikroorganizmaları hastalık da yapabilir.Sommige micro-organismen kunnen ook ziekten veroorzaken.
Bir bağırdığında neredeyse yer gök inler.Een los stuk stengel zal, als het in de aarde gestoken wordt, makkelijk wortelen.
Sonra "Ölümün canı cehenneme!" diye bağırır.Die luidde: "Loop naar de hel!"
Zsupan yardım istemek için bağırmaya başlar.Hij schreeuwt om hulp.
Prens bu bağırtı seslerinin nereden geldiğini araştırmak ister.Ze zoeken waar dat geluid vandaan komt.
Asılmadan birkaç saniye önce Julius Streicher, "Purim Fest 1946!" diye bağırdı.Toen hij het schavot opliep sneerde hij nog "Purim Fest 1946!".
Sonra bağırmaya başladılar.Daarna kwamen ze me roepen.
(Yaşasın kutsal Almanya'mız!) diye bağırmak olmuştur.(Lang leve ons heilige Duitsland!) zijn geweest.
Sempronio çok korkmuştur ve yardım isteyerek bağırır.Ze is geblinddoekt en schreeuwt om hulp.
Divana çıkıp bağırıp çağırdılar.Het waren zij die de macht maakten en kraakten.
Cugaşvili bunu reddetti ve "Vur!" diye bağırdı.De schutters schreeuwden "opstaan!".