bağır ile cümle

bağır kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
7
ORT. KELİME
Bağırarak onlardan yardım ister.Beim Bittgebet wird Gott um Hilfe angerufen.
Yaşasın Fransa!" diye bağırmak oldu.Es lebe Frankreich!"
Diye bağırır.Der Schrei.
Sonra "Ölümün canı cehenneme!" diye bağırır.Dort ruft er laut: „Zum Teufel mit ihnen!
Âyinlerinde cemaatin "Âmîn!" ya da "Halleluya!" diye bağırmaları da yaygındır.So suchen manche den Ursprung des Wortes in den Wortteilen Sal (beten), ell (gebirgig), oder sel (erleuchtet).
Sonra bağırmaya başladılar.Wir ließen dich schreien.
Dışridan bağırışlar duyulur.Schreie aus der Hölle ungehört.
Yıldırım'a 1969 yılında, bağırsak kanseri teşhisi konuldu.1969 wurde bei Yıldırım Darmkrebs diagnostiziert.
Meydana koşun." diye bağırdı.Die Polizei kommt gleich“ brüllten.
Allahverdi Bagirov ya da tam adıyla Allahverdi Teymur oğlu Bagirov, (d.Er ist der (gute oder gehorsame) „Sohn“, weil er Gottes in der Tora geoffenbarten Willen ganz erfüllt hat.
Bazı dinleyiciler tarafından bağırdılar.Viele Zuhörer applaudierten.
Bağırıp dağı seslendirmesen ne çıkar!WENN DER BERG RUFT...
Çoğunlukla sadece kendi ismini bağırabilir.Vielmehr signierte er häufig mit seinem eigenen Namen.
Matt, performans sırasında bağırtılarını sürdürdü.Es kam zu Tumulten während der Darbietungen.
Bu hayvanlarda ince bağırsakta yaşar, hayvana zarar vermez.Die Kameras haben ein besonders leichtes Gewicht, damit sie das Tier nicht stören.
Elli adamın birden çıkarabileceği kadar gür bir sesle bağırabilmektedir.15. Schimpfe so, dass du schnell wieder Freund werden kannst.
Zsupan yardım istemek için bağırmaya başlar.Die schreit um Hilfe.
Bolşevikler bir gün sizi de asacak diye bağırmıştır.Baseload-Blöcke sollen dabei die Grundlast eines Tages abdecken.
Havalan!'' diye bağırmaya başladı.Halt!“ geschrien.
Mesane ve bağırsak kontrolü kaybedilir.Ohnmacht und Kontrollverlust.
Son bağırsak kısadır.Das letzte Glied ist kurz.
Emilimin çoğu yukarı bağırsak bölgesinde olur.Sololá liegt überwiegend im zentralen Hochland.
Günlerden bir gün bir balıkçı telaş içinde bağırmaya başlamış: "Gördüm gördüm!Plötzlich sahen mich ein paar Frauen und schrien: ›Ein Flieger kommt‹.
2 Melek gür bir sesle bağırdı: “Yıkıldı!Zwei zerbrochene Fenster.“ Einige Sekunden später schrie er „Oh God!
Yüksek sesli ve senkoplu şarkı söyleyişi, ona Bağıran Kraliçe lakabını kazandırdı.Rätselhaft und spöttisch lächelnd umgarnt sie den geschlagenen König.
Kaptan bağırınca kapıyı kırmak zorunda kalırlar.Als das Tor bricht, dringen die Angreifer ein.
İletişim sesli bağırışlar ile gerçekleşir.Die Kommunikation erfolgt über bellende Rufe.
Bütün sınıfa yardım için bağırır; lakin kimsenin umurunda değildir.Die Opfer schrien laut um Hilfe, aber im Dorf regte sich niemand.
Durumu idare edemediği için Vincent'a bağırır.Sein Freund Louis verlässt ihn, weil er mit der Situation nicht fertig wird.
Boğuşma sırasında 'Seni tanıdım,' diye bağırdı.Sie stimmten überein, sie würden „sich natürlich durchkämpfen“.
Görüntülerde kalabalığın içinden bir adamın "Öldürün onu!" diye bağırdığı duyulmaktadır.Plötzlich habe er sie auf der Straße „Mord, Mord!“ schreien hören.
Bir yandan bağırarak ağlar, bir yandan kusar.Sie sind seitlich etwas zusammengedrückt und mit einer Rinne auf der Oberseite versehen.
Rick oğlunun bağırmasına ve ağlamasına dayanamaz.Sein Vater schmiegt sich an seinen Sohn und weint.
Habil'in kanı yerden bağırır.Das Blut deines Bruders schreit zu mir vom Ackerboden.
Kaspar bağırır; «Samiel yedincisini döküyorum, yardım et!»Samiel, hilf!“ Später ruft er: „Hilf, Samiel!
Mustafa Birden, "Arkadaşlar, hepiniz masanın altına girin!" diye bağırdı.Gemeinsam mit seinem Parteikollege Walter Suppan rief er „Alles Juden!“ in den Plenarsaal.
Böyle bağırma. Seni çok iyi duyuyorum.Ne crie pas comme ça. Je t'entends parfaitement.
Yüksek sesle bağırdı: "İmdat!"À voix haute, il cria : "A l'aide !"
Akıllı bir köpek asla nedensiz bağırmaz.Un chien intelligent n'aboie jamais sans raison.
Tom yardım için bağırdı.Tom cria à l'aide.
Fazla bağırmayın, komşuları uyandıracaksınız!Ne criez pas si fort, vous allez réveiller les voisins !
Bağırarak konuşabilirsin.Tu peux gueuler.
Tekmeleyerek ve bağırarak geldi.Il est venu en se débattant et en hurlant.
Linda bağıracak.Linda va crier.
Göden ya da arka bağırsak (rectum): Çok defa kaslı bir kese şeklinde büyümüştür.Par un tir direct ou par un tir vers le ciel qui revient sur la cible (trajectoires tendue et plongeante).
Bu sırada, “Neden bizi öldürüyorsunuz?” diye bağırarak, pek çok öğrenci vuruldu.Entre-temps, de nombreux étudiants, semble-t-il, hurlent : « Pourquoi nous tuez-vous ? ».
Üç komplocu Romalı halkın intikamının alındığını bağırarak ilan ederler.Les trois conspirateurs crient que le peuple romain a été vengé.
Çoğunlukla sadece kendi ismini bağırabilir.Généralement, il n'arrive qu'à dire son nom.
Bu arada Perry üçüncü dizeyi duyunca, "Bir araba alıyoruz." diye bağırdı.Quand Perry voit la chanson et lit la troisième ligne, elle crie : « Nous t'avons acheté une voiture ! ».
Yaşasın Fransa!" diye bağırmak oldu.Il crient: « Vive la France ! ».
Bırakın bağıralım: Çok yaşasın özgür Gine, Ve özgürlüğümüzü savunalım.Gritemos Viva, Livre Guiné, E defendamos nossa liberdade.
Charlie Hebdo'yu öldürdük!" diye bağırıyorlar.On a tué Charlie Hebdo ».
Bütün sınıfa yardım için bağırır; lakin kimsenin umurunda değildir.Les deux gens crient alors à l'aide mais personne ne les entend.
Kadın hareketinden dolayı mecburen gizli kalmaktan sıkıldım" diye bağırdım.J'en ai assez d'être dans le placard à cause du mouvement des femmes ».
Bağırır, çırpınır, ancak kimse sesini duyamaz.Elle hurle mais personne ne l'entend.
Melek bunun üzerine "Kendini beğenmişliğe karşı" diye bağırır, şeytanlar "Alçak gönüllülük!" diye cevap verir.Et alors nous dîmes aux anges : prosternez-vous devant Adam, ils le firent, excepté Iblis ; il s'y refusa.
Bağırsak florası ile insanlar arasındaki ilişki simbiyotik ve mutualistiktir, her iki tarafa da yarar sağlar.Ainsi la relation qui unit Oiseau et Ornithologie est symétrique et valable dans les deux sens.
Bu sırada Spike acıyla bağırır.Le soir, Jacky est en pleurs.
Cugaşvili bunu reddetti ve "Vur!" diye bağırdı.Djougachvili refusa et cria : « Tirez donc ! ».
Diye bağırır.Elle crie.

İlgili Sayfalar