bırakmak ile cümle
bırakmak kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
8
HARF
3
HECE
9
ORT. KELİME
Buna rağmen 2014 yılında mesleğini bırakmak zorunda kaldı.In 2014 beëindigde hij zijn carrière.
Sonra başarısız olarak kuşatmayı bırakmak zorunda kaldı.Daardoor liet hij noodgedwongen verstek gaan.
Giriş yapan kullanıcılar web sitelerine "user-agent" denilen telefon kimliklerini bırakmaktadır.Hun opdrachten krijgen ze telefonisch van "The Commissioner".
Türklerde bıyık bırakmak yaygın bir alışkanlıktır.In het Turks is de hoofdklemtoon over het algemeen een jambe.
İşini bırakmak zorunda kalınca ayda 7.44 guldenlik maaş bağlandı.W jego następstwie musiał zrezygnować z pracy i zaczął żyć z zasiłku w wysokości 7,44 guldenów tygodniowo.
Bu halüsinasyonları Vicodin bağımlılığına bağlayan House bırakmak için girişimde bulunur.Wilson próbuje wyleczyć House’a z uzależnienia od Vicodinu.
Huzursuzdu, sürekli sigara içiyordu ve iyi bir izlenim bırakmak için fazlasıya gayret gösteriyor gibiydi.Był niespokojny, palił bez ustanku i wydawało się, że na siłę chce zrobić dobre wrażenie.
Bu da toplumlarımızı yönlendirmeli reklamlara karşı savunmasız bırakmaktadır.Obecnie istnieje cały przemysł wysyłania ludziom reklam wbrew ich woli.
Hogwarts Ekspresi yeni yılın başında öğrencileri bırakmak için Hogsmeade'deki istasyonda durur.Ekspres Hogwart zatrzymuje się na stacji w Hogsmeade.
Halkın yarısını ölmeye bırakmak diğer yarısının doymasını sağlamak için iyidir" der.W Łobzie na pomór zmarła połowa mieszkańców miasta.
Eski gecekondular artık yerini planlı yapılaşmaya bırakmaktadır.Drapieżnicy chwilowo rezygnują więc ze swych planów.
Balin onu bırakmak zorunda kaldı.Lot musiał zostać przerwany.
Lisoklin alanlarının küçülmesi kalsitin okyanus içinde çözümü için daha az alan bırakmaktadır.Na szczęście wymagania na wytrzymałość tych lin byłyby tu jeszcze mniejsze niż w przypadku Marsa.
Ailelerin Mısır'da bırakmak zorunda kalmışlardı.Geniuszowie wyjechali do Egiptu.
Ülkelerinden çıkan Yahudiler evlerini, işlerini ve mal varlıklarını arkada bırakmak zorunda kaldılar.Uchodźcy musieli opuścić swoje domy, firmy i większość majątku.
Böylece Osmanlı'yı hem batıda, hem de doğuda savaşmak zorunda bırakmak.Walczyć będziemy tak o granice wschodnie, jak i zachodnie.
Huzursuzdu, sürekli sigara içiyordu ve iyi bir izlenim bırakmak için fazlasıya gayret gösteriyor gibiydi.Han var rastlös, rökte oavbrutet och verkade för angelägen om att göra ett gott intryck.
Bu günün tüketimini yarına bırakmaktır.Nu låter jag tidens pendel stanna.
Bu kadar değer verdiğin bir şeyi bırakmak gerçekten zor.Det är svårt att släppa ansvaret man haft så länge.
Hala Valentin'in sevenleri bu heykelin ziyaretine gelmektedirler ve heykele çiçek bırakmaktadırlar.Rangers-supportrarna lägger fortfarande blommor där som en minnesgest.
Bunlar birkaç gün boyunca onu gözaltında tutarlar ve sonunda onu serbest bırakmak zorunda kalırlar.Hon torteras och förhörs under flera veckors tid, men blir till slut frisläppt.
Tedavisinde sigarayı bırakmak en önemli basamaktır.En viktig del av behandlingen är att sluta röka.
Tek bir taş bırakmak mümkündür.Endast några stenar återstår.
Salmak, serbest bırakmak anlamları vardır.Frälsning betyder räddning och befrielse.
İşini bırakmak zorunda kalınca ayda 7.44 guldenlik maaş bağlandı.Ця травма змусила його кинути роботу і жити на пенсію 7,44 гульдени на тиждень.
Zamanları yetmediği için yirmi bin rubleyi istemeden arkalarında bırakmak zorunda kaldılar.Вони дуже поспішали, тому необачно залишили двадцять тисяч рублів.
Bu günün tüketimini yarına bırakmaktır.Необхідно було думати про завтрашній день.
Bundan zevk almanın tek bir yolu vardı, o da kendimi serbest bırakmaktı."Це був єдиний відпочинок, що вона собі дозволяла» .
Ancak, bazı sakatlıklar dolayısıyla kemeri bırakmak zorunda kalmıştır.Однак через деякі непорозуміння вони були змушені залишити команду.
Dışkısını tutmak veya bırakmaktan haz duyarlar.Вони можуть перешкоджати тобі зайти або вийти.
Yani 50 milyar dolar kadar çünkü sigara içenler bırakmak istiyor.Як викуп він вимагає 50 тисяч доларів.
Hasekura Japon gruplarının bir çoğunu döneceği tarihe kadar arkasında Acapulca'da bırakmak zorunda kalmıştır.Хасекура мусив лишити найбільші частини японської групи у Акапулько, чекати на повернення посольства.
Futbolu sakatlanarak bırakmak zorunda kalmıştır.У результаті він був змушений кинути бейсбол.
Krişna öyle büyür ki Kāliyā onu bırakmak zorunda kalır.Ти повинен убити кодло, що росте в ній.
Sigarayı bırakmak isteyen kişiler için özel nikotin içeren çikletler de piyasaya sunulmuştur.Саме тому рекомендовано використання нікотинозамісних продуктів для тих, хто бажає кинути палити.
Toprak evler zamanla yerini betonlaşmaya bırakmaktadır.Вичерпані родовища з часом відновлюються.
Kedisini evde bırakmak zorundaydı.Він мусив залишити свого кота вдома.
Kedisini evde bırakmak zorundaydı.Вона мусила залишити свого кота вдома.
Amaçları T-Bag'i saf dışı bırakmaktır.Vzniká nedůvěra k T'Pol.
Yani 50 milyar dolar kadar çünkü sigara içenler bırakmak istiyor.Každému dá padesát dolarů a řekne jim ať peníze utratí za to co budou chtít.
Halkın yarısını ölmeye bırakmak diğer yarısının doymasını sağlamak için iyidir" der.Venezuela nepotřebuje kata ochotného zabít polovinu obyvatelstva.
Dışkısını tutmak veya bırakmaktan haz duyarlar.Nevíme, zda ji rozdáváme nebo ztrácíme.
Danimarka'yı Svend'e bırakmak istemeyen Harald uzun sürecek bir savaşı başlatmış olur.Harald se nechtěl Dánska vzdát a začal tak dlouhou válku.
Huzursuzdu, sürekli sigara içiyordu ve iyi bir izlenim bırakmak için fazlasıya gayret gösteriyor gibiydi.Nu avea stare, fuma încontinuu și părea mult prea preocupat cu a face o impresie bună.
Tek bir taş bırakmak mümkündür.Tot ceea ce a mai rămas este piatră.
Danimarka'yı Svend'e bırakmak istemeyen Harald uzun sürecek bir savaşı başlatmış olur.Harald, care nu dorea să renunțe la Danemarca, l-a atacat pe Svend și a dus un război lung.
Orozkul zalim olduğu için Mümin'i bırakmak istemez.A nu o urma ar fi însemnat o încălcare a credinței.”
Bu günün tüketimini yarına bırakmaktır.Asa vei putea economisi timp pentru ziua de maine.
Yani 50 milyar dolar kadar çünkü sigara içenler bırakmak istiyor.S-a plătit o amendă de 50.000 de dolari pentru ca ceilalți halterofili să poată concura.
Tek yöntem ileriye mesaj bırakmaktır.Ha sürgős, hagyjon üzenetet.
Napolyon Paris’in teslim olmasından çılgına dönse de 6 Nisan günü tahtı bırakmak zorunda kalır.Napóleon gaztettnek tartotta Párizs feladását, április 6-án lemondott a hatalomról.
Ailelerin Mısır'da bırakmak zorunda kalmışlardı.A szent családnak menekülnie kellett Egyiptomba.
Basketbol kariyeri nedeniyle ekonomi eğitimini yarıda bırakmak zorunda kalmıştır.Sportkarrier reményében közgazdasági tanulmányait félbehagyta.
Üruğ, bir an önce yerini Öztorun’a bırakmak için haziran ayının ilk haftası emekli olmak istediğini bildirdi.Csak az biztos, hogy özvegye július elején kérvényezte a tengerészeti nyugdíjának kifizetését.
Futbolcu bu nedenle takımı bırakmak zorunda kaldı.Emiatt abba kellett hagynia a labdarúgást.
Fakat Siebel onu unutmamıştır ve onu tek başına bırakmak istememetedir.Gloria rajta tartotta a szemét, nem merte egyedül hagyni őt, nehogy kárt tegyen magában.
Genelde her türlü ganimeti askerin elinde bırakmak cömertlik sayılırdı.Általában mindent elkövetett, hogy a katonák bizalmát biztosítsa magának.
Verlaci'ye bırakmak zorunda kaldı.Ezután átigazolt a Veracruzba.
Bu günün tüketimini yarına bırakmaktır.A mai munkát ma, a holnapi munkát holnap kell elintéznem.
Hastalığı yüzünden üniversite takımının kaleciliğini bırakmak zorunda kaldı.Főiskolai tanszékét azonban gyengélkedése miatt ott kellett hagynia.