bırakma ile cümle
bırakma kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
7
HARF
3
HECE
8
ORT. KELİME
Anne bu dönemde kısa süreli olarak yavruları yalnız bırakmaya başlar.לקראת תחילת ספטמבר מתחילים הגורים לצאת ממאורתם לתקופות קצרות מדי יום.
Tütün içmek Pasif içicilik Sigarayı bırakmak Vareniklin ^ "Tüttürmek".אכלו לי, שתו לי – לעג לנטייה לתלונות בלתי פוסקות.
Sam ise onu hiç yalnız bırakmadı.אולם כהן לא נותר בודד זמן רב.
Ruşen arkadaşlarına ormana gitmeyi emretti, ancak en ağır yaralanmasına bakmadan silahı bırakmadı.בקרב על מערכי רפיח הוביל את פלוגתו להסתערות, נפצע בידיו, אך לא הסכים שיעבירוהו לטיפול רפואי.
Cinayetler evde peşlerini bırakmaz.מה שלא מספיקים ממשיכים בבית.
8 Mayıs 1682 günü Çar III. Fyodor'un hiçbir varis bırakmadan ölmesi ayaklanmayı tetikleyen olay olmuştur.ב-27 באפריל 1682 נפטר הצאר פיודור השלישי ללא צאצאים.
Ama cehalet cesedini de rahat bırakmaz.חייב מיתה גם ללא התראה גמורה.
Onları bırakmak gibi bir niyetimiz de yok zaten...אינני יכולה להאמין שהם אפילו יצאו מפי ...
Stukalar büyükçe teknelere bomba bırakmaktadırlar.במלחמה הובהר הצורך בסירות גדולות יותר.
Sovyet kuvvetlerinin başkomutanıyla birlikte derhal savaşmayı bırakmanızı emrediyorum.Заедно с главния командир на съветските сили, ви нареждам да прекратите огъня.
Neville 2 Şubat 2011 tarihinde futbolu bırakmaya karar verdiğini açıklamıştır.Невил се отказва от футбола на 2.2.2011.
Ayrıca, yumurtalarını insan yapımı su kaplarına bırakmayı sever.Той предпочита също да снася яйцата си в изкуствени водни контейнери.
Geriye hiçbir vasiyet ve kendisi ile ilgili dilek bırakmadı.След него той не желае нито едно негово произведение да бъде адаптирано.
O, dostunu hiçbir koşulda yalnız bırakmamış.Не се оставят сами в стаята.
35 yaşın üzerindeki kadınlara sigarayı bırakmaları önerilmelidir.Поради този риск, те не се препоръчват при жени над 35 години, които продължават да пушат.
Honorius 423'te hiçbir varis bırakmadan ödemden öldü.Хонорий умира от воднянка през 423 г., без да остави наследник.
Ama her kişi bir parçasını zihninde bırakmaktadır.Всеки от тях е оставил частица от себе си.
Larry artık bu itfaiyecilik işini bırakması gerektiğini; çünkü bunun çok tehlikeli olduğunu düşünür.Баща ѝ отказва да я пусне да тренира, защото вярва, че е твърде опасно.
Yine de, ona birçok spekülasyona yol açan "en iyi ikinci yatağım" kalıtını bırakmasıyla dikkati çekti.Той отбелязва, че ѝ оставя своето „второ най-добро легло“, фраза, която предизвиква много спорове.
David sorduğumuz soruları memnuniyetle karşılasa da bu soruları yanıtsız bırakmaktaydı (...)Гас не престава да задава въпроси на Бен, на които той отказва да отговаря (а дори и да ги чуе).
Patonomik bulgular, belli bir hastalığın varlığı konusunda şüphe bırakmayan işaretlerdir.Патогномостичният признак означава, че определено заболяване е налице извън всякакво съмнение.
Yemeklerinden geriye hiçbir şey bırakmazlar.Металите след него не могат да бъдат разтворени в (неокисляващи киселини).
Arkasında ayak izi bırakmaz.Той не оставя следи по логовете.
Bugünün işini yarına bırakma!Не проявявал никакви грижи за утрешния ден.
Yakaladığı sağ kalanı yere düşürene kadar bırakmaz.Негативността му за този нещастен случай не го напуска до кроя на живота.
Pertharite'nin 1652'de aldığı kötü yorumlar, Corneille'in hevesini kırdı ve tiyatroyu bırakmasına neden oldu.През 1652 г. за пиесата Pertharite има лоши отзиви и обезсърченият Корней решава да се откаже от театъра.
1980 - İzmir'de 55 bin işçi 1 günlük işi bırakma eylemi yaptı.Впоследствие са уволнени 850 души в рамките на 1 работен ден.
John'un bağırışlarıyla kendine gelen Isobel Kharis'e kendisini yere bırakmasını emreder.Джон започва да крещи и Изобел идва на себе си, заповядвайки на Харис да я пусне.
Ailelerin Mısır'da bırakmak zorunda kalmışlardı.Вероятно е изчезнал в Египет.
Ancak, tutucu kesimler bu ihlalleri, insan hakları kapsamı dışında bırakmak için yoğun çabalar harcadılar.Но той решава да преустанови опитите си да запази властта, струващи толкова много човешки жертви.
Tek bir taş bırakmak mümkündür.Представлява едноетажна каменна постройка.
"Boş bırakmayalım!".Нищо да не издавате!”.
Bırakmadan gelen postanın engel olabilecek bir sorunu giderir.Това би могло да спре цялата нежелана поща по дадена тема.
Buna rağmen 2014 yılında mesleğini bırakmak zorunda kaldı.През 2014 г. слага край на кариерата си.
Amcası olan Rıdvan kendine rakip bırakmamak hedefiyle tüm kardeşlerini öldürtmek emri vermişti.Младият гангстер иска от чичо си заповед за ликвидирането на всички.
Sokrates, yazılı bir kaynak bırakmamıştır.Сократ не се появява в източниците.
Ancak morfin bağımlılığı nedeniyle sanatçının sağlığı bozuldu ve tiyatroyu bırakmak zorunda kaldı.Нейното пристрастяване към морфина влошава здравето ѝ и води до пенсионирането от театъра.
Serbest bırakma Öcalan'ın emriyle gerçekleşti.Впоследствие е екзекутиран по заповед на Октавиан.
Köse ise okulu bırakmamasının nedenini ailesine verdiği söz olduğunu belirtmiştir.Той не иска родителите му да знаят, че е напуснал училище.
Nihai nokta, gördüğün ve duyduğun zaman bile, aklı tek bir yerde bırakmamaktır.Преживяващият реално вижда, чува и усеща всичко докато се намира на място различно от тялото си.
Fakat Resulullah: 'Biz miras bırakmayız.A mi nismo savršeni pa ga ne možemo u cijelosti održavati.”
"Boş bırakmayalım!".Ne gubite vrijeme, zar ne?"
Bugünün işini yarına bırakma!Ne budite dakle zabrinuti za sutra.
Bu sınırların üzerinde devre dışı bırakma işlemi cephane olarak sınıflandırmadan dolayı alıcıyı muaf tutar.Deaktivacija operacije iznad ovih ograničenja oslobađa prijamnik od klasifikacije kao municije.
1951 yılında tekrar kaçtı ve bir iz bırakmadan kayboldu.Izgubljen je 1945. godine i od tada mu se gubi svaki trag.
Michael onların peşini bırakmaz.Michael ju slijedi.
Allessandro meşru bir varış bırakmamıştı.Hoeneß se uopće nije sjećao nesreće.
Ancak aksaklıklar kafilenin yakasını bırakmaz.Proleteri nemaju što izgubiti osim okova.
Ama tahtı ona bırakmak istememişti.Kralj ga nije htio pustiti.
Maalesef yarası onu yarışı bırakmaya zorluyordu.Međutim, zbog ozljede stopala propustio je natjecanje.
Yakaladığı sağ kalanı yere düşürene kadar bırakmaz.Kada si postavi cilj da će nekoga ubiti ne odustaje dok to ne ostvari.
Sakal bırakmak şehzadelere yasaktır.Bošnjačkom stanovništvu je zabranjeno napuštati to mjesto.
Savmi salati birakmazdim.Eryngium scirpinum Cham.
İlk kısım Edward'ın Bella'yı eve bırakması ile sona ermektedir.Nakon oporavka Edward je Bellu odveo na maturalnu.
Pausanias'ın bazı Pers savaş esirlerini serbest bırakması tepki çekti.Amnesty International još uvijek radi na oslobađanju zatočenika savjesti.
Bu Bilbo için çok zor olsa da yüzüğü Frodo ya bırakmak zorunda kaldı.Kada je došlo vrijeme da ostavi prsten za Froda, Bilbo je odbio to učiniti.
Futbolcu bu nedenle takımı bırakmak zorunda kaldı.Međutim, igrač je zbog ozljede morao propustiti utakmicu.
Buna rağmen insâfı elden bırakmamak gerekir.Pritom uopće ne treba napuštati sigurnost vozila.
Fakat Manon güzel elbiselerini ve mücevheratini geride bırakmaktan çekinmektedir.Manon však váha, pretože nie je ochotná vzdať sa šperkov a pekných vecí.
Bu günün tüketimini yarına bırakmaktır.Čo sa môže urobiť dnes, neodkladaj na zajtra.