bırakma ile cümle
bırakma kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
7
HARF
3
HECE
9
ORT. KELİME
Âsîler lehinde yabancı müdahaleye de artık yer bırakmamakta idi.此后,宗室后裔不再成为已忌讳。
Hele hele Vedd’i, Süvâ’ı, Yeğus’u, Ye’ûk’u ve Nesr’i hiç bırakmayın.龍泉寺和馬(竜泉寺 和馬(りゅうせんじ かずま),聲優:浪川大輔) 亡靈引路人的首領(已故)。
Bu uygulama onları yoksul bırakmaz, aksine daha etkili bir konuma yükseltirdi.既然中產的處境並沒有受惠,於是他們對政府的不滿愈深。
İsrailoğulları atalarının toprakları olan Kenan illerine gitmek istedi iseler de Firavun onları bırakmadı.他的暱稱為「小法老」(Il Faraone),因他的父親為埃及人。
Sokrates, yazılı bir kaynak bırakmamıştır.毕达哥拉斯没有留下任何书面作品。
Yumurta bırakma Temmuz ayında olur, bir defada çıkan yumurta sayısı 10-30 kadardır.在七月左右雌蛇會開始產卵,其生產量每次約有10至30枚蛇卵。
Başlangıçta isyanın geri tepmesine rağmen IV. Heinrich tahtı bırakmaya zorlandı ve kısa süre sonra öldü.儘管海因里希一派在最初處於下風,不久,海因里希四世被擊敗,隨即遭到監禁,隨後去世。
İngiliz hava filosunu savaş dışı bırakmayı hedef alan Alman uçakları, her hücumdan ağır kayıpla dönüyordu.当德国空军飞机到来时,他们都迅速逃跑。
Zorlu çocukluk geçiren Keny Arkana 12 yaşında okulu bırakmak zorunda kaldı.華萊士出身贫寒而且是私生子,在12歲時輟學。
Ne var ki talihsizlik ve yokluk, burada da peşini bırakmaz.窮其理然後足以致之,不窮則不能致也。
Yani 50 milyar dolar kadar çünkü sigara içenler bırakmak istiyor.厥功三十万,使所聚财尽矣。
Onları yalnız bırakmak için alt kata iner.幹及單于皆降。
4 yıl tahtta kaldıktan sonra varis bırakmadan ölmüştür.四年前葛修失蹤後,就獨自居住。
Vazifesini bırakmasını bilirse şerefli bir iş yapmış olur" dedi.如果肯努力「鑽研」的話,將來她是前途無限的。
Geriye hiçbir vasiyet ve kendisi ile ilgili dilek bırakmadı.”遂与绝,欲其家嫁之,其家不敢。
Selahaddin köle olması gereken her yaşlı erkek ve kadını serbest bırakmayı kabul etti.在古阿拉伯的傳統裡,除非得到父親的承認及解放,自由身男子與女奴所生的子女同樣也是奴隸。
Yükü boşaltma (YB): Bir nesnenin kontrolünü bırakmak.晋朝避司马昭讳,不设置昭仪封号。
Yoksa suyu bırakmaz.它不能溶於水。
18:2 Tapınağı korumasız bırakma Num.18時,黃寺失守。
Altın (gümüş) tarağını da su kenarında unutabilir, ancak onu çalan insanları ise asla rahat bırakmaz.且舟师之顺流而下也,逸矣;无与遏之而戒心弛,一离乎水而衰气不足以生,必败之道也。
Uyandırmadık fitne bırakmadın Sabatay Efendi.菩薩摩訶薩依了義經不依不了義經。
Fakat Resulullah: 'Biz miras bırakmayız.그러나, 우리는 동참하는 것을 막지는 않겠습니다."
Orozkul zalim olduğu için Mümin'i bırakmak istemez.그는 기독교인들에게 그들의 신앙을 버리지 않으면 처형하도록 하였다.
Tek bir taş bırakmak mümkündür.하나의 돌을 숨겨서 둘 수 있다.
Eccleston'ın rolü bırakmasının sebepleri İngiliz gazetelerinde tartışma konusu olmaya devam etmiştir.에클스턴이 배역을 떠난 이유는 계속해서 영국 신문들의 논쟁 대상이 되었다.
Eğer bir söz söylenirse kılıcımı çeker ve kimseyi sağ bırakmam." dedi."만일 그가 저의 침묵에 의해 고양되시지 않는다면, 그는 저의 연설로도 고양되시지 않을 것이오."
İnsan kendini kitleye bırakır bırakmaz, artık kitlenin dokunuşundan korkmaz olur.성질이 난폭하여 인심을 얻지 못하였고, 그로 인하여 세자로 책봉되지 못한다.
Yakaladığı sağ kalanı yere düşürene kadar bırakmaz.공격을 맞은 상대는 재가 될때까지 빠져나올수 없다.
Maalesef yarası onu yarışı bırakmaya zorluyordu.또 다시 생긴 부상 때문에 그는 경주에서 물러나게 되었다.
İyi bir üniversiteyi bırakmak zorunda kalmıştır.좋은 대학을 졸업해도 취직이 안 돼요.
Yanındakiler işi bıraksa bile o bırakmaz.그러나 그의 천거를 두고 반대여론이 나오면서 성사되지 못한다.
Okumayı da bırakmaz.또한 독서를 게을리하지 않았다.
Arkasında ayak izi bırakmaz.뒷발의 발바닥에 털이 없다.
Yani fareler herhangi bir yere yumurta bırakmazlar.이렇게 해도 계란에 식초 맛이 배지는 않는다.
Rose, Doktor'u bırakmak istemese de kaçış roketini kurup gezegeni terk ederler.그런 뒤 닥터를 놔둘 순 없다는 로즈를 강제로 이끌고 탈출로켓에 올라 행성을 빠져나간다.
Sovyet 3. Ordu'su ve 13. Ordu'su kuşatıldılar fakat onlar da silah bırakmadı.소련군 제3, 제13군은 포위되었지만 또다시 항복하지 않았다.
Ayrıca öncül serbest bırakma işlevselliğine sahip bir Java tabanlı konsol da vardı.또한 프로 생활 중 보내기 번트 사인을 실행한 적이 없다.
Bu durumdan şüphelenen 4 köy korucusu şoförü yalnız bırakmamak için onunla birlikte karakola gittiler.저녁무렵에 길선주 등 태화당에 도착하지 못한 나머지 4인도 경찰에 자진 출두했다.
Yerine halife bırakmamıştır.)단편이 기반이 된 게 아니다.)
İki ay için hastaneye yattı ama resmi bırakmadı.그는 2주를 지냈지만 병원의 1달간 프로그램을 마치지 못했다.
Sahnede silahları bırakma eğlentisi başlar.이듬해에 자신의 총 우승 타이틀을 늘였다.
GRAPO da silah bırakmamıştır.부스는 어떤 무기도 쏘지를 않았다.
Hiçbir şey bırakmadan, kardeşlerini bulmaya karar verir.그러나 이이 형제의 병구완에도 차도가 없이 세상을 떠나고 만다.
İkincisi batini, içinden geçeni ve istekleri bırakmayı içerir.두 번째, 문벌을 폐지하고 능력에 따라 인재를 등용한다.
Salih Eyyub belirlenmiş bir varis bırakmamıştı.그러나 인테르나시오나우에게 밀려 우승을 차지하지는 못하였다.
Babası ona çok güvenmekle birlikte ilerde yerini oğluna bırakmayı düşünmektedir.그는 자신의 아들에게도 천국에서 함께 만날 것을 다짐하였다.
Fakat Page ciddi bir hastalığa (enfeksiyöz mononükleoz) yakalandı ve grubu bırakmak zorunda kaldı.그러나 카를은 만년에 병에 시달렸고, 잦은 격무로 쓰러지기도 했다.
Einstein, İtalya'ya geldiğinde teknik olarak bir lise terk olsa da, eğitimini yarıda bırakma niyeti yoktu.만약, 그러한 생각이 이탈리아 내에만 머물러 있었다면, 교육 발전에 큰 영향을 주지도 못했을 것이다.
Filmin korku filmi olmasının, müzik üzerinde belirgin etki bırakmamasını sağlamaya çalıştım.이 때에 비로소 영화 때문에 음악을 소외시키지 말고 음악에 매진하기로 결심하였다.
Alkolik olunduğu üzerine doğru bir suçlama siyasal rakipleri safdışı bırakmanın etkili bir yoluydu.האשמות נכונות על אלכוהוליזם הייתה דרך אפקטיבית להביך יריבים פוליטיים.
Doktorlara göre e-sigara dumanlı sigarayı bırakmaya yardım edebilir.עדות מוקדמת מראה כי סיגריות אלקטרוניות עשויות לעזור לאנשים להפסיק לעשן על ידי ההדמיה של סיגריות טבק.
4 sarı kart gören Hamzaoğlu takımını hiç yalnız bırakmadı.הוא כמעט אף פעם לא נראה ללא כובע הצמר הצהוב שלו.
Hakimlerini tanımayı bırakmalıyız; onlar da sadece bizim hakimlerimize tabi olmalılar.עלינו לבטל את ההכרה בשופטיהם; צריך שיוכפפו רק לשופטינו שלנו.
Huzursuzdu, sürekli sigara içiyordu ve iyi bir izlenim bırakmak için fazlasıya gayret gösteriyor gibiydi.הוא היה חסר מנוחה, עישן ללא הרף, ונראה יותר מדי מרוכז ברצונו להרשים.
Patonomik bulgular, belli bir hastalığın varlığı konusunda şüphe bırakmayan işaretlerdir.סימנים ייחודיים (פתוגומוניים) – סימנים המצביעים ללא כל ספק על קיומה של מחלה כלשהי.
Buna “Pauli’nin dışarda bırakma prensibi” adı verilir.תנאי זה נקרא מאוחר יותר "עקרון האיסור של פאולי".
Bu düşüncesiyle Epikür Tanrı kavramını dışta bırakmaya çalışır.כל זאת כדי להוכיח שרצון האל היה להפסיק את הבנייה.
Toprak evler zamanla yerini betonlaşmaya bırakmaktadır.האזורים האדמומיים נוטים להתפשט עם הזמן.
Ailelerin Mısır'da bırakmak zorunda kalmışlardı.אלו מבני המשפחות שהיו להם קרובים במצרים הורשו להשאר בה.
Yakaladığı sağ kalanı yere düşürene kadar bırakmaz.החירות אותה הוא משיג בסוף אינה גורמת לו נחת.