bırakma ile cümle
bırakma kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
7
HARF
3
HECE
8
ORT. KELİME
Bana, on dört yaşında motorlar ile daha fazla ilgilenebilmek için okulu bırakmak istedi.14 évesen abba akarta hagyni a tanulást, hogy autószerelő lehessen.
1992 yılında grubu bırakması, gruptaki herkesi şoka çevirmişti.2000-ben bekövetkezett halála mindenkit sokkolt.
Devre dışı bırakma bildirimi de şirketin web sitesinde yayınlandı.A meghozott határozatot a Közbeszerzési Hatóság honlapján közzé kell tenni.
Krişna öyle büyür ki Kāliyā onu bırakmak zorunda kalır.Krisztina, Csorba Istvánné, majd Dömény Istvánné.
Hiçbir suçu cezasız bırakmaz.Nem hagyja büntetlenül az engedetlenséget.
Mütareke veya bırakışma, savaşlarda çatışmaları sona erdiren silah bırakma, nihai ateşkes antlaşmasıdır.Béke vagy fegyverszünet idején a lovagok a konventben tartózkodtak.
1940 yılında M1910/30 modeli yerini M-30 122 mm obüse bırakmaya başladı.1960-ban az M–30-ast a 122 mm-es D–30 típusú tarackkal váltották fel.
Köpek basit komutları fazla tekrara gerek bırakmadan kolayca öğrenebilir.A jó disznós kutyának is több dolgot kell tudnia.
"Fırtına liderliği bırakmadı!".A szél nem tiszteli a bolondokat..."
Ne kadar bahşiş bırakmalıyım?Mennyi borravalót kellett volna adnom?
Sovyet kuvvetlerinin başkomutanıyla birlikte derhal savaşmayı bırakmanızı emrediyorum.Yhdessä neuvostoliittolaisten joukkojen ylipäällikön kanssa määrään teidät lopettamaan taistelun heti.
Huzursuzdu, sürekli sigara içiyordu ve iyi bir izlenim bırakmak için fazlasıya gayret gösteriyor gibiydi.Hän oli levoton, tupakoi lakkaamatta ja vaikutti liian innokkaalta tekemään hyvän vaikutelman.
Vasili Çuykov ve Sokolovsky, Weidling'in mücadeleyi bırakma emrini yazılı olarak bildirmesi istedi.Tšuikovin ja Vasili Sokolovskin ohjeiden mukaan Weidling teki antautumiskäskynsä kirjallisena.
Daha sonra Cassidy Sawyer'ın peşini bırakmaz ve Sawyer'ı hapse attırır.Cassidy nostaa syytteen Sawyeria vastaan ja Sawyer joutuu vankilaan.
Canımız pahasına da olsa buraları bırakmayız.”Vältä sitä mihin hintaan hyvänsä."
"Boş bırakmayalım!".Ette tule pettymään!"
Tarım toplumu avcı-toplayıcı toplumundan sonra gelmektedir ve yerini sanayi toplumuna bırakmaktadır.Maatalousyhteiskuntaa edelsi metsästäjä-keräilijäyhteiskunta ja sitä seurasi teollisuusyhteiskunta.
O, dostunu hiçbir koşulda yalnız bırakmamış.Henkilöä ei kuitenkaan saa jättää tilaan yksin.
Ancak rahatsızlığı nedeniyle bu görevleri 1943 yılında bırakmak zorunda kaldı.Hän joutui luopumaan tehtävistään sairauden vuoksi vuonna 1943.
Verlaci'ye bırakmak zorunda kaldı.Hän sai kuitenkin jäädä Versaillesiin.
Noro, ise bu darbe nedeniyle sahada 45 dakika kalabildi ve yerini Fabrice Jau'ya bırakmak zorunda kaldı.Nutivaara sai ottelussa jääaikaa 9.45 minuuttia ja hän sai syöttöpisteen Patrick Davisin tekemään maaliin.
Köpke bu sefer takımını bırakmadı.Tällä kertaa pankki jäi perustamatta.
Kelime Yunanca a- ("olmayan") and mbrotos ("zorunluluk"); bir şeylere muhtaç bırakmayan gıda.Sana on johdettu kreikan kielestä: a- (epä-) ja mbrotos (kuolevainen), siksi siis kuolemattomien ruokaa.
Yakaladığı sağ kalanı yere düşürene kadar bırakmaz.Ne ainur, jotka menivät Maailmaan sen alussa, eivät pääsisi sieltä enää pois, kunnes se tuhoutuu.
2003'te grubu bırakmaya karar veren kurucu ve gitarist Moody'nin yerine Cold grubundan Terry Balsamo geldi.Hänet korvasi loppuvuodesta entinen Cold-yhtyeen kitaristi Terry Balsamo.
Yani fareler herhangi bir yere yumurta bırakmazlar.Sen jälkeen munat jäävät ilman hoivaa.
Babasının ona o kadar çektirmesine rağmen onu ölümüne kadar yalnız bırakmamıştır.Vain isää on ollut ikävä, siitä huolimatta että hän on niin etäinen.
Fakat onunla birlikte, artık şiir yerini yavaş yavaş nesire bırakmaya başladı.Mutta on hitaasti alkanut osoittaa kunnioitusta häntä kohtaan.
Bu oluşan huzursuzluk ortamı yerini eski barışçıl ortama bırakmaya başlamıştır.Jälkimmäisessä näkyy jo iloa lähestyvästä rauhasta.
Selahaddin köle olması gereken her yaşlı erkek ve kadını serbest bırakmayı kabul etti.Irak kuitenkin lupasi vapauttaa kaikki nais- ja lapsipanttivangit.
18 Sizi öksüz bırakmayacağım, size geri döneceğim.18 Kukaan ei sitä minulta riistä, itse minä sen annan pois.
Archie ve Gus da onu yalnız bırakmazlar ve hep birlikte İngiltere'ye uçarlar.Frank ja Dwayne eivät voi kuitenkaan jäädä kotiin yksin, joten koko perhe lähtee yhdessä kohti Kaliforniaa.
Yaklaşık 30 saniye sonra cisim, aniden, gürültü yapmadan ve koku bırakmadan kayboldu.Ensimmäistä kertaa pitkään aikaan, tunnen olevanin täysin ja kieltämättä hereillä.
Sesimi beğeniyorum ve kimseyi bu sesten mahrum bırakmak istemedim." sözleriyle dile getirmiştir.Me no gusta como el parla. = En pidä tavasta, jolla hän puhuu.
Kadınların rahat bırakmadığı adam.Miehiä ilman naisia.
Bazıları hiçbir iz bırakmadan kaybolur.Molemmat katoavat jälkiä jättämättä.
Sam ise onu hiç yalnız bırakmadı.Täysin yksin Ludvig ei kuitenkaan jäänyt.
2001-02 sezonunda da takımını bırakmadı ve 26 maçta 5 gol attı.Kaudella 2000–2001 hän loukkasi olkapäänsä ja pelasi kaudella vain 26 ottelua.
Ancak Haluk Yıldırım, Ülkerspor'u kendi rızasıyla bırakmamıştı.He halusivat saada Machine Empiren Mondon poissaollessa itselleen.
Buna rağmen 2014 yılında mesleğini bırakmak zorunda kaldı.Hän lopetti uransa vuonna 2014.
Bir karaciğer hastalığı olan bu kondisyon, hastaya karaciğer naklinden başka bir çözüm bırakmamaktadır.Menetelmän ansiosta uusi aorttaläppä voidaan asentaa avaamatta potilaan rintakehää.
John Q.'nin çalışma hayatında şanssızlıklar peşini bırakmaz.Liiketoiminnassaan John Kay ei onnistunut.
Ama Ordu onu bırakma niyetinde değildir.Parlamentti päätti kuitenkin olla erottamatta häntä.
Ona güvenebilirsin. Seni yarı yolda bırakmaz.Voit luottaa häneen. Hän ei tule koskaan pettämään sinua.
Fotoğrafları güneşe maruz bırakmayın.Älkää jättäkö valokuvia auringonvaloon.
Seni istasyona bırakmamı ister misin?Haluatko, että vien sinut asemalle?
Doktor Tom'a içkiyi bırakmasını tavsiye etti.Lääkäri suositteli, että Tom lopettaisi juomisen.
Doktor sigarayı bırakmasını önerdi.Lääkäri kehotti häntä lopettamaan tupakanpolton.
Tom bu işi bırakmamı istedi.Tom halusi, että jättäisin tämän työn.
Yargılamalara rağmen Tanrı, halkını yalnız bırakmayacak.Παρά τις δοκιμασίες, ο Θεός δεν θα εγκαταλείψει τον λαό Του.
Huzursuzdu, sürekli sigara içiyordu ve iyi bir izlenim bırakmak için fazlasıya gayret gösteriyor gibiydi.Ήταν ανήσυχος, κάπνιζε ασταμάτητα και φαινόταν να προσπαθεί να κάνει καλή εντύπωση.
Orada bulunan Keith okula girer ve Jimmy'i silahını bırakması için ikna etmeye çalışır.Ο Κιθ μπαίνει μέσα στο σχολειό να πείσει τον Τζίμη να τα παρατήσει.
Görüşmelerde bu terimi reddetmiş, ancak kavramın kendisini tümüyle bırakmamıştır.Σε συνεντεύξεις της τον έχει αποκηρύξει, παρότι δεν έχει αποποιηθεί την έννοιά του ολοκληρωτικά.
Ailelerin Mısır'da bırakmak zorunda kalmışlardı.Οι γονείς του γνωρίστηκαν στην Αίγυπτο.
Bazıları hiçbir iz bırakmadan kaybolur.Πολλοί τουρίστες έχουν εξαφανιστεί χωρίς ν' αφήσουν ίχνη.
35 yaşın üzerindeki kadınlara sigarayı bırakmaları önerilmelidir.Λόγω αυτού του κινδύνου, δεν συνιστώνται σε γυναίκες άνω των 35 ετών που εξακολουθούν να καπνίζουν.
Tek yöntem ileriye mesaj bırakmaktır.Μια μέθοδος είναι η υλοποίηση ενός μηνύματος.
Sağlık sorunları nedeniyle ömrünün son yıllarında resmi bırakmak zorunda kaldı.Τα τελευταία χρόνια, λόγω προβλημάτων υγείας, είχε αποσυρθεί από το δημόσιο βίο.
Yakaladığı sağ kalanı yere düşürene kadar bırakmaz.Βεληνεκές ονομάζουμε την απόσταση που θα διανύσει πριν πέσει στο έδαφος.
Ama tahtı ona bırakmak istememişti.Όμως, ο διάβολος δεν την άφηνε σε ησυχία.