bırakma ile cümle
bırakma kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
7
HARF
3
HECE
8
ORT. KELİME
Sokrates, yazılı bir kaynak bırakmamıştır.Sokrates nie pozostawił własnych pism.
Futbolu 31 yaşında bırakmasının sebebi dizlerindeki ağır sakatlıktı.W wieku 30 lat zakończył karierę z powodu poważnej kontuzji kolana.
Bu geçici kanunla, iş bırakma yasaklanmıştır.Konstytucja zakazuje przymusowej pracy, praktyk tych nie stosowano.
Ancak müziği bırakmadı ve bazı müzik gruplarını organize etti.Nie wyszła, lecz zostali parą i rozpoczęli wspólną działalność muzyczną.
27 Kasım 1989'da, ülke çapında tüm herkresin katıldığı iki saatlik iş bırakma eylemi yapıldı.W spektakularnej akcji 27 września zatrzymano wszystkich w ciągu kilku godzin w różnych punktach kraju.
Lisoklin alanlarının küçülmesi kalsitin okyanus içinde çözümü için daha az alan bırakmaktadır.Na szczęście wymagania na wytrzymałość tych lin byłyby tu jeszcze mniejsze niż w przypadku Marsa.
Ailelerin Mısır'da bırakmak zorunda kalmışlardı.Geniuszowie wyjechali do Egiptu.
Ayrılma nedenleri ise, Carter'in Hilary'i Lindsay Lohan nedeniyle bırakmasıydı.Doniesiono, że Carter rzucił aktorkę Lindsay Lohan dla Duff.
Okuryazar olduğu bilinmemektedir ve kendisi yazılı bir kayıt bırakmamıştır.Niewiele wiadomo jest na jego temat, gdyż nie zostawił po sobie żadnych pisanych śladów.
Köpek basit komutları fazla tekrara gerek bırakmadan kolayca öğrenebilir.Gąsienicojad reunioński może być trudny do zauważenia i łatwo przeoczony.
Ebu Zer bunun üzerine, "Bu dünyanın sahibi bizi burada bırakmayacaktır" diye cevap vermiş.Mnich powiedział: "Nie powiem, że mistrz jest tutaj."
Tatil-i Eşgaal, işleri güçleri bırakma anlamını taşıyor.Sens święta łączy się więc jednoznacznie z zaprzestaniem pracy.
Uyandırmadık fitne bırakmadın Sabatay Efendi.Nigdy jednak nie udzielił bez zgody papieża sakry biskupiej.
Bitirdiğinde Danielle'in onu bırakmasını ister.Gdy odchodził, Dylan powiedziała by zaczekał.
Ülkelerinden çıkan Yahudiler evlerini, işlerini ve mal varlıklarını arkada bırakmak zorunda kaldılar.Uchodźcy musieli opuścić swoje domy, firmy i większość majątku.
Böylece Osmanlı'yı hem batıda, hem de doğuda savaşmak zorunda bırakmak.Walczyć będziemy tak o granice wschodnie, jak i zachodnie.
Şöyle dediler: ‘Sakın ilâhlarınızı bırakmayın.Rizal svarade: "Gör inte något sådant!
Huzursuzdu, sürekli sigara içiyordu ve iyi bir izlenim bırakmak için fazlasıya gayret gösteriyor gibiydi.Han var rastlös, rökte oavbrutet och verkade för angelägen om att göra ett gott intryck.
NA’nın üçüncü geleneği üyelik için tek koşulun “kullanmayı bırakma arzusu” olduğunu söyler.I den tredje traditionen i NA står det att det enda kravet för medlemskap är "en önskan att sluta använda".
Ancak çok geçmeden babası da hiçbir iz bırakmadan ortadan kaybolur.Även fadern försvinner senare spårlöst.
GRAPO da silah bırakmamıştır.Laxsjö förde inte något vapen.
Bu günün tüketimini yarına bırakmaktır.Nu låter jag tidens pendel stanna.
Portekiz, diğer Avrupa uluslarının aksine 1950 ve 1960’lı yıllarda Afrika’daki sömürgelerini bırakmamıştır.Till skillnad från många andra kolonialmakter, lämnade inte Portugal sina kolonier under 1950- och 60-talen.
Savmi salati birakmazdim.Jag (tema) igår god sushi åt.
Ferdinand, Macaristan'ı bırakma niyatinde değildi.Trots det lyckades inte Ferdinand erövra resten av Ungern.
Ayrıca, yumurtalarını insan yapımı su kaplarına bırakmayı sever.Den lägger också gärna sina ägg i tillverkade vattenbehållare.
Hakimlerini tanımayı bırakmalıyız; onlar da sadece bizim hakimlerimize tabi olmalılar.Poliser och advokater har avskaffats, och endast domarna har makten over samhället.
Direniş, Sovyetler Birliğinin Birinci Sekreterinin çıkartma planını bırakmasına neden oldu.Folkets motstånd gjorde att Sovjetunionen övergav sin ursprungliga plan att ta över ledarskapet.
Bu kadar değer verdiğin bir şeyi bırakmak gerçekten zor.Det är svårt att släppa ansvaret man haft så länge.
Tamamlanmış reaksiyonlar hiçbir artık bırakmaz.Inga modeller nytillverkas längre.
Bazıları hiçbir iz bırakmadan kaybolur.En del strövar bara omkring utan att komma någon vart.
Eski baskı sistemleri kararlı sözcük aralığı bırakmaya sınırlandırılmıştır.Den tidigare tillståndsbeslutet hade begränsat deras sändningstid.
Futbolu bırakmadan önce bir sezon Altay'a transfer oldu, ancak Beşiktaş'a geri döndü.Han spelade sedan ytterligare en match för Flames innan han skickades tillbaka till Heat.
Hala Valentin'in sevenleri bu heykelin ziyaretine gelmektedirler ve heykele çiçek bırakmaktadırlar.Rangers-supportrarna lägger fortfarande blommor där som en minnesgest.
Bunlar birkaç gün boyunca onu gözaltında tutarlar ve sonunda onu serbest bırakmak zorunda kalırlar.Hon torteras och förhörs under flera veckors tid, men blir till slut frisläppt.
Tedavisinde sigarayı bırakmak en önemli basamaktır.En viktig del av behandlingen är att sluta röka.
Tek bir taş bırakmak mümkündür.Endast några stenar återstår.
Zimbabve'nin uygulamayı bırakmasından sonra 1988'den itibaren geniş çaplı hayvan itlafı yapılmamaktadır.Sedan den 28 april 2015 är det inte tillåtet att tillsätta något socker alls till juice.
Salmak, serbest bırakmak anlamları vardır.Frälsning betyder räddning och befrielse.
Arkasında ayak izi bırakmaz.Det finns inga fotspår åt andra hållet.
Devre dışı bırakma bildirimi de şirketin web sitesinde yayınlandı.De har tillkännagivit gruppens uppbrott på sin officiella webbplats.
Maalesef yarası onu yarışı bırakmaya zorluyordu.Emellertid tvangs han på grund av sjukdom ställa in sitt deltagande i de tävlingarna.
GRAPO da silah bırakmamıştır.Магнус не склав зброї.
İşini bırakmak zorunda kalınca ayda 7.44 guldenlik maaş bağlandı.Ця травма змусила його кинути роботу і жити на пенсію 7,44 гульдени на тиждень.
Ama Tom onu rahat bırakmayacaktır.Тому не хоче забувати про нього.
Zamanları yetmediği için yirmi bin rubleyi istemeden arkalarında bırakmak zorunda kaldılar.Вони дуже поспішали, тому необачно залишили двадцять тисяч рублів.
Patonomik bulgular, belli bir hastalığın varlığı konusunda şüphe bırakmayan işaretlerdir.Патогномонічний симптом — ознака, яка свідчить про наявність лише однієї конкретної хвороби.
Bu günün tüketimini yarına bırakmaktır.Необхідно було думати про завтрашній день.
Bundan zevk almanın tek bir yolu vardı, o da kendimi serbest bırakmaktı."Це був єдиний відпочинок, що вона собі дозволяла» .
Ancak, bazı sakatlıklar dolayısıyla kemeri bırakmak zorunda kalmıştır.Однак через деякі непорозуміння вони були змушені залишити команду.
Kimseye kızoğlankız bırakmamış.Відгукнутися не було кому.
Dışkısını tutmak veya bırakmaktan haz duyarlar.Вони можуть перешкоджати тобі зайти або вийти.
Köpke bu sefer takımını bırakmadı.Цього разу фортеця облоги не витримала.
Serbest bırakma Öcalan'ın emriyle gerçekleşti.Його завершено за наказом Октавіана.
Yani 50 milyar dolar kadar çünkü sigara içenler bırakmak istiyor.Як викуп він вимагає 50 тисяч доларів.
Hasekura Japon gruplarının bir çoğunu döneceği tarihe kadar arkasında Acapulca'da bırakmak zorunda kalmıştır.Хасекура мусив лишити найбільші частини японської групи у Акапулько, чекати на повернення посольства.
Hakimlerini tanımayı bırakmalıyız; onlar da sadece bizim hakimlerimize tabi olmalılar.Нехай судять їх присяжні засідателі, а моя справа показати тільки, які вони є.
Bu çeşit bir lif kötü bir etki bırakmadan 7,5 mm’den daha düşük yarıçaplarda bükülebilir.Цей тип волокна може бути зігнутим з радіусом щонайменше 7.5 мм без будь-якого ефекту.
1951 yılında tekrar kaçtı ve bir iz bırakmadan kayboldu.В 1948 році він виїхав з села і сліди його загубилися.
20 Ekim 2011 - ETA, silah bırakma kararı aldığını açıkladı.20 жовтня 2011 року ЕТА заявила про «остаточне припинення своєї збройної діяльності».