büyüme ile cümle

büyüme kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
6
HARF
3
HECE
8
ORT. KELİME
Ben New York'ta büyümedim.So, I didn't grow up in New York.
McDonald's modeli büyümeyi esas alır.The McDonald's model scales.
Fakat ormancılar, sadece büyüme esnasında üretilen asıl kütleyi önemsiyor: kuru kütle.But foresters, at least, care only about the mass actually produced during growth: the dry mass.
Üç yaşında, eğer büyümekte olan bir beyniniz varsa, bu bir insan davranışıdır.At age three, if you have a still-growing brain, it's a human behavior.
Biraz geç başlamasına rağmen, Hindistan 1990 yılında olağanüstü büyüme göstermiştir.India, starting a little bit later, but in 1990, begetting tremendous growth.
Yıllık % 6 oranında bir büyüme.Growth of six percent a year.
Sahara Çölü altı Afrika'sı dünyanın büyümeye karşı en dirençli bölgesi olageldi.Sub-Saharan Africa has been the area of the world most resistant to growth.
Büyüme oranı eksilerdeydi.Growth was negative.
Ama, 20. yüzyılın sonunda, 21. yüzyılın başlangıcında, Afrika'da bir büyüme gördük.But at the end of the 20th century, the beginning of the 21st century, we saw growth in Africa.
Bugünkü keskin çizgilerle beraber büyümeyi yönlendiren şey aslında yeni fikirlerdir.On the cutting edge today it's new ideas which are driving growth.
Insaligin baslangicindan 1500 yilina kadar hiçbir ekonomik büyüme yok, sıfır.From about the beginnings of humanity to 1500: zero economic growth, nothing.
Kurzweilian deyişiyle ekonomik büyümenin depresif eşeği gibiyim.In Kurzweilian terms I'm like the Eeyore of economic growth.
Bu yüzden büyüme, Büyük Kriz diye bilinen olayı bile ortadan kaldırabilir.So growth can wash away even what appears to be a great depression.
Büyüme bereketliydi ama bereketli olmasının yanı sıra neredeyse her şeyden yoksundu.Well the fertile crescent, while it is fertile, is lacking the pretty much everything else.
Çocukluğum, büyümem, kanatlarımı açmam ve uçmayı öğrenmemin yolculuğu.My journey from childhood, growing up, spreading my wings and learning to fly.
Problem kendi kendine büyümeye başlar.The problem just becomes self-perpetuating.
Hala kısa vadedeki büyümelerini sürdürüyorlar.They still go up in the short run.
Bugüne kadar sahip oldukları en iyi büyüme oranlarındalar.The best growth rates they've had -- ever.
Ama bundan sonra ekonomileri büyümeye başladı.But then they started to grow their economy.
Bankalar uygulamada daha acımasız ve etik dışı büyümeye devam ediyor.The banks continue to grow more ruthless and unethical in practice.
Ve tabii ki gelişim, büyümemiz için daha çok işimiz var.And that there will still be obviously a lot of room for improvement, a lot of room to grow.
Pekâla, bu şuradaki etmenlerle büyümekte.Well, it builds up with these factors.
Yenilik ekonomik büyümeye yön verir.Innovation drives economic growth.
Ama amaç büyümek olduğunda yorulmak aşırıya kaçmak değildir.Overload means overloading the muscles with heavier weights.
Biz bazı şeyleri büyümesini sağlarız.We make things grow.
Gerçek şu ki salınımlar daha da hızlı büyümekte.But in fact, they're growing faster.
Buna G1 denir ve bu sadece hücrenin büyümesidir.They call it G1, which is really just when the cell is growing.
Bu S aşamasında olur ve hücre daha fazla büyümeye devam edecektir.This occurs in the S phase, and then the cell will just continue to grow more.
Bu çoğu hücrenin hayatı ve büyüme şeklidir.This is most of the cell's life, and it's kind of growing and doing what it wants.
İkinci zaafı karmaşıklığıdır. Bir büyüme kırılganlığı, büyüme hassasiyeti.The second Achilles' heel is complexity -- a growing fragility, a growing brittleness.
Neredeyse ben büyümek için var olduğunu unutmuştu kadar tekrar!I'd nearly forgotten that I've got to grow up again!
'Ben büyüyorum.' Burada büyümeye hakkınız yok 'dedi'I'm growing.' 'You've no right to grow here,' said the
Aileler her zaman büyüme eğrilerine kafayı takarlar.Parents are always fixated on growth curves.
Önemli olanın bebeğin kendi büyüme eğrisine uygun büyümesi.We want to make sure that the baby is growing along his or her growth curve.
O nüfus seviyesinde, gezegenimiz büyümenin limitleri ile başa çıkmaya çalışacak.And at that population level, our planet will be dealing with the limits of growth.
Bunu yapmanın en iyi yolu, ekonomik büyümedir.Economic growth is the best way to help the middle class.
Büyümeyi tetikleyecek en iyi yollardan biri, enerji sektöründe üzerinde çalışmaktır.One of the best ways to encourage growth is through our energy industry.
Bütün bu önlemler, ekonominin büyümesi için elzemdir.All these measures are key to helping grow the economy.
Çünkü bunu dalganın halka halka büyümesini engellemiş oluyoruz. .Because by doing this, we prevent this cascade from happening.
CA: Bunların büyümesine engel olan darboğaz nedir?What's the bottleneck preventing this stuff getting from scale?
Vücutta büyümekte olan hücreler etraftaki etkileri hissederek tepki verirler.Cells growing in the body sense forces and respond to them.
Yönetim Kurulu Hedef ayarla başka bir % 11 satış büyüme istediler.The Board set the targets, they wanted another 11% sales growth.
Bu ekonomistlerin büyüme dedikleri şeydir.That's what economists call growth.
Yarattıkları küçük çözümlerin yayılıp büyümesinden emin olarak çalışıyorlar.They work to ensure the local solutions they create get copied and scaled up.
Pepsi'nin gelirlerindeki büyümenin 3'te 2'si daha iyi yemeklerden kaynaklanıyor.At Pepsi, two-thirds of their revenue growth came from their better foods.
Allometrik kafatası ontogenisi göreceli baş iskeleti büyümesidir.So allometric cranial ontogeny is relative skull growth.
İklimin kötüleşmesi demek ekinlerinin yıllarca büyümeyecek olması demekThe climate getting worse means that many years, their crops won't grow:
Ve iddia ederim ki, ekonominin büyümesinde bu krediler lokomotif oldular.And this is what, I would argue, drove the economy.
Ve bu tüketim, ekonominin büyüme hızının artmasını sağladı.And that drove the economy.
[Büyümeyi teşvik etmektir.][Fueling growth.]
Yüzde 3.3 seviyesinde müthiş bir büyüme vardı.Seven children per family -- tremendous growth at 3.3 percent.
Bu kırk beş dakika boyunca, beynimin sol yarıküresindeki kanama gitgide büyümeye devam etmekteydi.In the meantime, for 45 minutes, the hemorrhage is getting bigger in my left hemisphere.
Neden büyümeye devam etmiyorlar?Why don't they just keep on going?
Büyüme şanslarıyla ilgileniyorsanız -- bu zaten sürekli tavana doğru gidiyor.You're looking for growth opportunity? It's just going up through the roof.
Burada bir tanesi var -- size Dünya'nın daha fazla büyümediğini göstermeye çalışıyor.Here's the one -- tries to show that the world isn't getting any bigger.
Esas konu ekonomik büyüme.What will happen is economic growth.
İnsanlar ürününüzü görüp sevdiğinde göz bebeklerinin büyümesine şahit olmalısınız.You need to watch people's pupils dilate when they actually see and like your product.
Büyümeyi bırakırlar, kendilerini geliştirmeyi bırakırlar.Most people, they raise a family, they earn a living and then they die.
Veya onun güzelliğini güneşe adamak. , Olabilir ama onun acılarını büyümeye nereden bilgiOr dedicate his beauty to the sun. Could we but learn from whence his sorrows grow,
Bir baba olarak onun benden daha iyi bir dünyada büyümesini istiyorum.And as a dad, I want him to grow up in a better world than I did.

İlgili Sayfalar