büyüme ile cümle

büyüme kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
6
HARF
3
HECE
9
ORT. KELİME
Basit üstel büyüme olarak da bilinir.Fascinerande även för en vuxen.
1995-2007 yılları arasında yüksek büyüme oranları ile ülke Kelt Kaplanı olarak anılmıştır.Perioden mellan 1995 och 2000 med hög ekonomisk tillväxt fick många att kalla landet för den Keltiska tigern.
Kesme dişlerinin kökü yoktur ve ömürleri boyunca büyümeye devam eder.Tänderna saknar tandemalj och de växer hela livet.
Prostat büyümesinden korunmak için nasıl beslenmek gerekir?.Det skyddas för att bevara arten fjällskära.
Bu sırada hayvanlar ilk kez göründü ve ormanlar ilk kez büyümeye başlamıştı.Djuren växte sig allt större under den här tiden och de första stora djuren dök upp.
Turizm büyümektedir.Turismen är något som växer.
1950'lerde büyüme %5'i geçmiştir.Cirka 15% är förvärvade efter 1950.
Firma Almanya'da büyümeye devam etti.Dotterbolag bildades i Tyskland.
Tayvan ve Hong Kong, 1990'lı yıllara kadar hızlı bir büyüme yaşadı.Under detta årtionde upplevde såväl Europa som Sverige en period av snabb ekonomisk tillväxt.
19. yüzyılda edebiyatta bir büyüme olunca macera popüler bir tür hâline geldi.Från mitten av 1800-talet då litteratur massproducerades blev äventyrsromanerna en populär genre.
Finans Bakanlığı sırasında ülke dengesiz bir ekonomik büyüme devresinden geçiyordu.Under hans ämbetstid genomgick Ryssland en exempellös period av ekonomisk tillväxt.
Sanayi işkolunun büyümesi, ekonomik kalkınmanın temel teşvik unsuruydu.Arbetsfördelningen har varit en viktig källa till ekonomisk tillväxt.
1973 Petrol Krizi İspanya ekonomisini derinden etkilemiş, büyümeyi durdurarak önemli bir krize sürüklemiştir.Oljekrisen 1973 gjorde att råmaterialet blev avsevärt dyrare, vilket ledde till att efterfrågan minskade.
Şehrin nüfusunun hızla büyümesi 20. yüzyılın ilk yarısında devam etti.Staden snabba utveckling stannade av under 1900-talets första hälft.
Ancak Çin'in tahmin ettiği bu tür büyümeyi hiç kimse muhafaza etmemişti.Dock nådde ingen av dem samma uppmärksamhet som Oliver.
Yıllık büyüme önceden olduğu gibi %2'lerde kaldı.Detta var en ökning med två procent jämfört med föregående år.
Edo büyümeye başladığı andan itibaren okuryazarlık %60 artmış tüm dünyadaki oranları geçmiştir.Sen han tillträdde som VD har börsvärdet för GE minskat med 60%.
Çin'de ulaşım, son yıllarda büyük bir büyüme ve genişleme yaşamıştır.Under senare år har börsrätten genomgått en omfattande och snabb förändring.
Malnütrisyondan oluşan bodur büyüme, 1990 yılında %33,1'den 2010 yılında %9,9'a azaldı.Den högsta nivån nåddes år 1990, med 39,0 procent.
1970'lerde büyüme hızı yavaşlamaya başladı.Under 1970-talet började motdemonstrationer ta fart.
Bu palmiye formlu süs bitkisinin büyümesi uzun yıllar almaktadır.En granat av denna typ kan bilda rök under lång tid.
İnternet günümüzde genel bir kabul ile her yıl yaklaşık olarak %9 oranında büyüme göstermektedir.De ägnar i genomsnitt 9 procent av dagen åt detta.
Yunanistan ve Trakya 10. yüzyılfa daha refah içindeydi ve kasaba ile şehirler yeniden büyümeye başladılar.У Х столітті Греція і Фракія досягли більшого розквіту, а міста і містечка знову почали зростати.
Ekinlerin büyüme dönemi; ülkenin batı bölgelerinde 202 gün, doğu bölgelerinde ise 169 gündür.Сезон вегетації триває 202 дні в західних частинах та 169 днів в східних частинах країни.
Besin sınırlaması farklı büyüme stratejilerinin evrimleşmesine yol açar (bakınız: r/K seçilim teorisi.Це обмеження призвело до створення бактеріями різних стратегій зростання (див. теорія r/K селекції).
Peter Pan, büyümeyi reddeden haylaz bir çocuktur.Пітер Пен — хлопчик, який не хоче дорослішати.
1970'lerde büyüme hızı yavaşlamaya başladı.У 70-і роки темпи зростання впали.
Büyümekle ilgili bir hikaye."«Казки для дорослих».
Ne var ki, bu büyüme kendine özgü sorunları da beraberinde getirmiştir.Однак сама ця спроба приведе до росту сукупної плутанини.
Kesme dişlerinin kökü yoktur ve ömürleri boyunca büyümeye devam eder.Ці зуби не мали коріння і росли все життя.
İşi gittikçe büyümeye başladı.Його бізнес різко почав зростати.
Bosna-Hersek'te turizm, hızlı büyüme içinde olan bir sektördür.Туризм в Боснії і Герцеговині є швидко зростаючим сектором економіки.
Yıllık ekonomik büyüme kapasitesi ise yüzde 4 düzeyindedir ve 2012 yılında bu oranı tutturmuştur.Кількість електрокарів, зареєстрованих за цей період, є на 400 % вищою, аніж у 2014 році.
Küçük bir kızın büyümesini konu almıştır.Ви хочете, щоб дитина заїкою виросла?
Çocukların uygun biçimde büyümelerini ve sağlıklı kalmalarını sağlardı.Це робилося для того, щоб дитина росла здоровою і щасливою.
Chichilerin büyümesi son derece yavaş olup, yüzlerce yıl sürebilir.Рослина росте дуже повільно і живе кілька сотень років.
Yıllık büyüme miktarı yaklaşık %10 civarındadır.Очікуване зростання споживання становить приблизно 10% на рік.
Şehir çok hızlı kentleşmekte ve büyümektedir.Останнім часом місто швидко росте і розвивається.
Ağaçların boyları kısa ve büyümeleri çok yavaştır.Гарно лазають по деревах, втім вони досить повільні.
2008 yılında Fas büyüme oranı yaklaşık %6,5 idi.Рівень безробіття на 2008 рік становить 6,5%.
Quilliam bir Hristiyan olarak büyümesine rağmen İslam'ı öğrendi ve Müslüman oldu.Виховувався у сім'ї палестинських мігрантів, тому вважає себе набожним мусульманином.
Bu tarihten sonra Şişli hızla büyümeye başladı.З цього часу Сквира почала швидко зростати.
Büyümeye yardımcı olmaz.Ширяти вони не вміють.
Turizm büyümektedir.Розвивається туризм.
Büyüme faktörleri çeşitli hücresel süreçlerin düzenlenmesinde önemlidir.Крім того, фактори росту важливі для регулювання різноманітності клітинних процесів.
Örneğin, insan büyüme hormonunda ve birkaç sitokrom çeşidinde mevcuttur.Утворюється в оксидних умовах у родовищах і гірських породах різних генетичних типів.
Karaçi'nin nüfusu büyümeye devam ediyor.Популярність віа феррата продовжувала зростати.
Büyümek istemiyorum.Я не хочу дорослішати.
Satışlar büyümeye devam edecek.Продажі продовжать зростати.
Bununla birlikte, otomobil endüstrisi yol yapımından daha hızlı bir oranda büyümekte idi.Automobilový průmysl mezitím rostl rychleji než výstavba silnic.
11 yaşında kendisine büyüme hormonu eksikliği teşhisi konuldu.V jedenácti mu byl diagnostikován nedostatek růstových hormonů.
Ancak büyüme şansı iyi değildi ve böylece yeni havalimanı El Prat 1918'de açılmış oldu.Nemělo však dobré vyhlídky na rozšíření v budoucnosti, a tak nové letiště v El Pratu otevřeli v roce 1918.
Tenimin tüyleri büyümemişken, denizde yatarak dilediğimi tutarım ben, sevdiğimi yerim ben.Kdyby tam byla voda, asi bych si šel zaplavat, protože to mám rád.
Araştırmaları makroekonomi, iş ekonomisi, ekonomik büyüme ve ekonomik politika konularında yoğunlaşmaktadır.Zabývá se převážně makroekonomií, a to zejména trhem práce, hospodářským růstem a hospodářskou politikou.
Büyüme faktörleri genellikle hücreler arası sinyal molekülleri olarak hareket ederler.Zpravidla se růstové faktory účastní signalizace mezi buňkami.
Sanayinin büyüme oranı %3,8 kadardır.Průmyslová výroba za toto období se zvýšila 3,8 krát.
Cumhurbaşkanı doğma büyüme Finlandiya vatandaşı olmalıdır.Finská ústava stanoví, že prezidentem se může stát pouze osoba narozená ve Finsku.
Aynı şekilde, tüm organizmalar, benzer büyüme süreçleri geçirirler.Podle nich vývoj všech společností prochází stejnými stádii.
Bu hızlı büyüme özellikleri nedeni ile günlük yedikleri yiyecek toplam vücut ağırlıklarının %40'ı kadardır.Denní spotřeba potravy odpovídá 14 % tělesné hmotnosti.
Büyüme hem toplumsal sınıflar arasındaki eşitsizliği hem de bölgesel dengesizliği artırmaktadır.Kvůli tomu dochází k zanikání sociálních tříd a zvětšují se sociální nerovnosti.

İlgili Sayfalar