büyüme ile cümle
büyüme kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
6
HARF
3
HECE
8
ORT. KELİME
Bu dönemde GSMH büyüme hızı yılda %1-2'ye kadardı.Die Deflation betrug in dieser Zeit 1–2 % im Jahr.
Büyüme hücrelerini uyarır.Ihre zentralen wasserspeichernde Zellen sind vergrößert.
Büyümekle ilgili bir hikaye."Film übers Erwachsenwerden“.
Peter Pan, büyümeyi reddeden haylaz bir çocuktur.Peter Pan ist auch eine Allegorie für Infantilität, für die Weigerung, erwachsen und reif zu werden.
Düşük bir on yıllık büyüme hızından sonra, 20 Yıllık Kayıp Dönem gerçekleşti.Trotz des leichten Rückgangs stieg die Zahl der Sprecher unter 20 Jahren.
Hermione Ron'a karşı olan hisleri gittikçe büyümektedir.Kriemhilds Gefühle für Eric werden immer größer.
Acımasız dürüstlük, büyüme ve değişimle ilgili.Über Verletzlichkeit, Mut und Veränderung.
Bu büyümenin bir parçası.Diese Unsicherheit ist Teil des Wachsens.
Kıl dönmesi kılın deri içine doğru büyümesi halidir.Auf seinem Heimweg findet er den aus dem Zuchthaus entlassenen Hartig.
Larvalar büyümelerini tamamladıklarında "prepupae" adı verilen bir evreye girerler.Mit zunehmendem Alter wird dieser Bettelruf zu einem „gigigi…“.
County'nin nüfusu giderek büyümeye devam etmektedir.Die Bevölkerung des Distrikts wächst stark.
Prostat büyümesinden korunmak için nasıl beslenmek gerekir?.Er hilft mit, allfällige Fettnäpfchen zu vermeiden.
Kökün (radide) büyüme noktası, hipokotil kök ekseninin alt ucundan çıkar.Unleash The Untamed Faith Within) Aufstieg aus der Asche.
Ova yerleşme kolaylığı açısından şehirlerin büyümesi ile işgal edilmektedir.Die Stadt vergrößerte sich durch die Eingemeindung dieser Orte beträchtlich.
1950 yılından beri Abruzzo düzenli ekonomik büyümeye sahiptir.Seit 1950 erlebt Bergneustadt ein starkes industrielles Wachstum.
Bu demektir ki küp içindeki top sayısı her bir çekişte büyümektedir.Die Anzahl der Kugeln in der Urne wächst dadurch mit jeder Ziehung um eins an.
Minyatür bir kamera en ufak büyümeleri bile görüntüleyecektir.Eine Miniaturkamera machte jedes Wachstum sichtbar.
Büyümeye başlama yaşı 10 ila 15 yaş aralığında değişebilir.Die Art kann zwischen 10 und 15 Jahre alt werden.
Çocukların uygun biçimde büyümelerini ve sağlıklı kalmalarını sağlardı.Wie belastete Kinder stark und gesund aufwachsen.
Buna bağlı olarak gerçekleşen büyüme, yetmişlere kadar yolunda gitti.Wenn das mit uns passiert, dann haben wir es soweit gepuscht, wie es geht.
2008 yılında Fas büyüme oranı yaklaşık %6,5 idi.Im Jahre 2008 konnte noch ein Wachstum von 6,2 % erzielt werden.
Ancak 1995'ten 2005'e kadar Afrika'nın ekonomik büyümesi ortalama %5'tir.1995 bis 2005 lag das jährliche Wirtschaftswachstum bei 3 %.
Chichilerin büyümesi son derece yavaş olup, yüzlerce yıl sürebilir.Die Quindio-Wachspalme hat ein sehr langsames Wachstum und kann mehrere hundert Jahre alt werden.
İşi gittikçe büyümeye başladı.Die Arbeit wuchs ständig.
Saçın, büyüme hızı ortalama günde 0,3 mm ile 0,4 mm'dir.Das menschliche Kopfhaar hat eine Wachstumsgeschwindigkeit von etwa 0,3 mm pro Tag.
Yıllık büyüme önceden olduğu gibi %2'lerde kaldı.Das entspricht einem Wachstum von 2 Prozent gegenüber dem Vorjahr.
Kentin nüfusu buna dayanarak büyümeye başladı.In Folge des Bevölkerungszustroms begann die Stadt stark zu wachsen.
Böylece büyüme engellenir.So verortete sie im Zins einen Wachstumszwang.
Basit üstel büyüme olarak da bilinir.Sie sind nur am Grunde verwachsen.
2000li yıllarda bilgisayar mühendislerinin sorunları katlanarak büyümekteydi.Mitte der 2000er Jahre hielt die Computertechnik Einzug.
Hamileliğin 5 ayından itibaren büyüme hızı da artar.Etwa fünf Tage nach der Einnistung steigt die Konzentration an.
2007 mali krizinden sonra bile 1992'den beri kesintisiz olarak ekonomik bir büyümeye sahipti.Hinzu kam eine seit 1992 überproportional steigende Inflationsrate.
Bu da gösteriyor ki, büyüme oranı bölgedeki diğer ülkelere göre daha hızlıdır.Auch hier fällt das Wachstum höher aus als im Rest der Stadt.
Ailesi iki kız çocuğu ile büyümekteydi.Er wuchs mit zwei Schwestern auf.
Arthrobacter agilis bitki büyümesini destekler.Ottó Herman warb aktiv für den Vogelschutz.
Yıllık büyüme miktarı yaklaşık %10 civarındadır.Das Wirtschaftswachstum liegt durchschnittlich bei rund zehn Prozent pro Jahr.
İlaçlar büyümeyi hızlandırdı.Les médicaments accéléraient la croissance.
Büyümekte olan enerjisi olmayan bir çocuğun belki de ilaçlara ihtiyacı vardır.Un enfant en pleine croissance qui n'a pas beaucoup d'énergie a peut-être besoin de soins médicaux.
Karmaşık ekonomik ve kurumsal faktörler Japonya’nın savaş sonrası büyüme faktörlerini oluşturdu.Des facteurs économiques et institutionnels complexes affectent la croissance d'après-guerre du Japon.
Fakat, 1992'de, Japonya’nın reel GSMH büyümesi %1.7 oranda yavaşlamıştır.En 1992 cependant, la croissance réelle du PNB japonais ralentit à 1,7 %.
1999 büyüme ve yeniden yapılanma yılı olmuştur.1999 a été une année de développement et de réorganisation.
1978'den 2013'e kadar benzeri görülmemiş bir büyüme gerçekleşti; ekonomi yılda% 9.5 arttı.De 1978 à 2014, une croissance sans précédent a lieu, l'économie enregistrant une croissance de 9,5 % par an.
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Molde, hızlı bir büyüme yaşadı.Après la Seconde Guerre mondiale, Molde a eu une croissance très importante.
Ancak büyüme şansı iyi değildi ve böylece yeni havalimanı El Prat 1918'de açılmış oldu.Cependant, par manque d'une prévision de bonne expansion, un nouvel aéroport est inauguré à El Prat en 1918.
Ekinlerin büyüme dönemi; ülkenin batı bölgelerinde 202 gün, doğu bölgelerinde ise 169 gündür.La saison de floraison dure 202 jours dans la moitié ouest du pays et 169 jours dans la moitié est.
Finans Bakanlığı sırasında ülke dengesiz bir ekonomik büyüme devresinden geçiyordu.Sous sa direction, le pays connaît une croissance économique sans précédent.
1950 yılından beri Abruzzo düzenli ekonomik büyümeye sahiptir.Depuis les années 1950, les Abruzzes ont une croissance économique du PIB soutenue.
Yeni bir parlamento çağırması için Kral Charles üstüne baskılar büyümeye başladı.Le roi Charles s’engage à réunir un nouveau Parlement.
Yaklaşık olarak 1300 yılına gelindiğinde, Avrupa'da yüzyıllarca süren refah ve büyüme durdu.Vers 1300, la croissance et la prospérité de l'Europe stagnent.
Büyük torunu Ratu Sir George Cakobau, Fiji'nin ilk doğma büyüme Genel Valisidir (1973 - 1983).Son arrière-petit-fils, Ratu Sir George Cakobau, fut Gouverneur général de Fidji de 1973 à 1983.
Avusturya'da 2002-2006 yılında büyüme sağlam bir biçimde %1 ile 3.3 arasında devam etmiştir.La croissance a été régulière entre les années 2002 et 2006 variant entre 1 et 3,3 %.
Plana göre, 1985 yılına kadar olan yıllık %2'lik büyüme hızı, %25 olacaktı.Selon le plan, l'économie, qui a augmenté de moins de 2 % par an jusqu'en 1985, devait augmenter de 25 %.
Büyümeye yardımcı olmaz.Elle ne laisse rien grandir.
Taş hemen ısınmaya ve büyümeye başlar.Le milieu se réchauffe rapidement, il accélère et se compresse.
Şehrin yüksek ekonomik büyüme oranı çok sayıda yatırımcı çekmiştir.D'après plusieurs recherches, la ville connaît un succès économique en raison de nombreux investissements.
Turizm büyümektedir.Le tourisme se développe.
Tsvaygenbaum büyüme alanı ve onun Yahudi kökenli yaşam kültürü ve dinamik onun resimlerinde yansıtılır.Les tableaux de Tsvaygenbaum reflètent la culture et la dynamique de la vie de la région où il a grandi.
Asya ekonomisi genel olarak büyümeyi koruyacak.Tout d’abord, l’économie nationale dans son ensemble a conservé une croissance stable.
Bir gün halası ona büyüdüğünü söyler, Wendy biraz düşününce büyümek istemediğini anlar.Au moment de se coucher, Wendy annonce à sa mère qu'elle ne souhaite pas grandir.
Gece yarısından önce kalp büyümesi nedeniyle 42 yaşındayken uykusunda öldü.Peu avant minuit, il meurt dans son sommeil des suites d'une cardiomégalie à l'âge de 42 ans.