ayrılma ile cümle
ayrılma kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
7
HARF
3
HECE
5
ORT. KELİME
Okuldan ayrılır ayrılmaz okumanın önemini fark ettim.It wasn't until I left school that I realized the importance of study.
Sen içeri girdiğinde ayrılmak üzereydim.I was about to leave when you came in.
Görevimden ayrılmaya hazırım.I am ready to give up my position.
Japonya'dan ayrılmaya karar verdim.I have made up my mind to leave Japan.
Japonya'dan ayrılmayı kafama koydum.I have made up my mind to leave Japan.
Yarın sabah erkenden buradan ayrılmalıyım.I have got to leave here early tomorrow morning.
Yarın erken ayrılmalıyım.I must leave early tomorrow.
Ayrılma zamanıydı.It was time to leave.
Evden ayrılmadan önce kapının kilitli olduğunu görün.See that the door is locked before you leave.
Ayrılmadan önce belirli bir planının olmasını istiyorum.I want you to have a definite plan before you leave.
Mary birdenbire ortaya çıktığında ben ayrılmak üzereydim.I was about to leave when Mary appeared out of the blue.
Ayrılmadan önce sizi tekrar görmek isterim.I would like to see you before I leave.
Öğretmen okuldan erken ayrılmama izin verdi.The teacher allowed me to leave school early.
Öğretmen öğrencilerin konferans salonundan ayrılmasına izin vermedi.The teacher did not permit the students to leave the lecture hall.
Kaptan gemiden ayrılmamızı söyledi.The captain told us to get off the ship.
Kimsenin partiden ayrılmak için acelesi yoktu.No one was in a hurry to leave the party.
İzinsiz kimse ayrılmayacak.No one is to leave without permission.
Telefon çaldığında, hepimiz evden ayrılmak üzereydik.We were all set to leave when the phone rang.
Telefon çalmaya başladığında, Anne evden ayrılmak üzere idi.Anne was just about to leave the house when the phone began ringing.
O, baş ağrısını erken ayrılmanın mazereti olarak kullandı.He used a headache as an excuse for leaving early.
Evden ayrılır ayrılmaz yağmur yağmaya başladı.He had hardly left home when it began to rain.
Ondan ayrılmak zorunda olduğu gün sonunda geldi.The day came at last when he had to part from her.
Öğrencilik günlerimizden beri o ve ben ayrılmaz arkadaşlarız.He and I have been inseparable friends since our student days.
O, evinden ayrılmak zorunda kaldı.He had to part with his house.
Bu şehirden ayrılmadan önce, O bizi görmeye gelecek.He'll come to see us before he leaves this city.
O, evinden ayrılmak istemedi.He didn't want to part with his house.
Ailesinden ayrılmayı sevmiyordu.He didn't like being separated from his family.
Bana şirketten ayrılmak istediğini söyledi.He told me that he wanted to leave the company.
Evinden ayrılmaya karar verdi.He decided to part with his house.
Derhal odadan ayrılmamı emretti.He ordered me to leave the room at once.
O evlendiği için, o sekreterinden ayrılmak zorunda kaldı.He had to part with his secretary because she got married.
O, o evlendiğinde sekreterinden ayrılmak zorunda kaldı.He had to part with his secretary when she got married.
Otelden ayrılmaları yasaklandı.They were prohibited from leaving the hotel.
O sonunda kocasından ayrılmaya karar verdi.She finally decided to separate from her husband.
Partiden ayrılmak için sabırsızlanıyordu.She was impatient to leave the party.
Evden ayrılmak üzereydi.She was about to leave the house.
O, ayrılmak üzereydi.She was on the point of leaving.
O, soğuk algınlığına yakalanma korkusuyla odadan ayrılmaya cesaret edemiyor.She doesn't dare leave the room for fear she should catch cold.
O, şirketten ayrılmaya kararlıdır.She is determined to leave the company.
Baba benim okuldan ayrılmamı kabul etti.Father consented to my leaving school.
Odadan ayrılmadan önce ışığı kapatın lütfen.Please turn out the light before leaving the room.
Yarın sabah ayrılmak istiyorum.I'd like to check out tomorrow morning.
Yarın sbah erken ayrılmalıyız.We must be off early tomorrow morning.
Fırtına beni ayrılmaktan alıkoydu.The storm prevented me from leaving.
Evimden ayrılmak üzereyken ondan bir telefon görüşmesi aldım.When I was about to leave my house, I got a telephone call from her.
Ona odadan ayrılmasını söyledim.I told him to leave the room.
Erkek arkadaşından ayrılmayı planlıyor.She plans to break up with her boyfriend.
Ondan ayrılmayı planlıyorum.I plan to break up with her.
O, ayrılmadan önce akrabalarının kucakladı.He embraced his relatives before he left.
O bize hemen ayrılmamız gerektiğini söyledi.He told us that we should leave right away.
Telefon çaldığında babam ayrılmak üzereydi.My father was about to leave when the phone rang.
O, başka bir soğuk algınlığına yakalanmak istemediğinden dolayı odadan ayrılmayacak.She won't leave the room, because she doesn't want to catch another cold.
İşinden ayrılmaya karar verdi.She decided to quit her job.
Ayrılma zamanı.It's time to separate.
Şimdilik bize ayrılmamamızı tavsiye ettiler.They advised us to stay put for the time being.
Ayrılmayacaklar gibi görünüyor.It sounds like they're not going to leave.
O, şirketten ayrılmaya karar verdi.He's decided to leave the company.
Ben erken ayrılmak istiyorum.I want to leave early.
Tom binadan ayrılmak zorunda kalacak.Tom will have to leave the building.
Patronum işten erken ayrılmama izin vermedi.My boss would not let me leave work early.