Tom Mary'yi ayartıyor.Tom is leading Mary astray.
Kendimi buradaki iklime ayarlayamıyorum.I can't adjust myself to the climate here.
Makinenin ayarlaması mühendisler tarafından halledildi.The adjustment of the machinery was taken care of by engineers.
Başkan Yardımcısı ile bir görüşme ayarlayabilir misin?Can you arrange a meeting with the vice president?
O, Tom tarafından ayartıldı.She was seduced by Tom.
Bu ayartıcı bir fikir.It's a seductive idea.
Tom'la toplantını ayarladım.I've arranged your meeting with Tom.
Eve erken gitmek için ayartıldım.I was tempted to go home early.
Ben randevuyu ayarlayacağım.I'll set up the appointment.
Bunu senin için ayarlayacağım.I'll arrange that for you.
Bir görüşme ayarlarım.I'll arrange a meeting.
Tom kronometreyi ayarladı.Tom set the timer.
Tom gitarını ayarladı.Tom tuned his guitar.
Piknik için bir zaman ayarlayalım.Let's set up a time for the picnic.
O, saati ayarladı.She adjusted the clock.
Monitörünüzü ayarladınız mı?Have you calibrated your monitor?
Teleskobunuzu ayarlamalısınız.You need to collimate the telescope.
Bu alet ayarlanmalı.This instrument needs to be calibrated.
Tom'un her gece yatmaya gitmeden önce yaptığı son şey çalar saatini ayarlamaktır.The last thing Tom does every night before going to sleep is set his alarm clock.
Tom eşarbı boynuna ayarladı.Tom adjusted the scarf around his neck.
Tom Mary'yi öpme ayartmasına karşı koyamadı.Tom couldn't resist the temptation to kiss Mary.
Tom ayartmaya karşı koyamadı.Tom couldn't resist the temptation.
Anlaşmanın ayrıntıları gizlice ayarlandı.The details of the agreement were worked out behind the scenes.
Eski günlerde, ayar resmi geceleri TV'de tek şeydi.I'm freezing cold.
Beni ayartamazsın.You can't tempt me.
Bu ayarlanabilir.That could be arranged.
Tom papyon ayarları ile oynuyor.Tom is fiddling with his bow tie.
Ben düzgün şeyler ayarlamak istiyorum.I'd like to set things straight.
Ben sana Tom'u ayarlayacağım.I'm going to fix you up with Tom.
Tom sadece ayarlamayı bitiriyor.Tom is just finishing setting up.
Tom bizim için bir görüşme ayarladı.Tom set up a meeting for us.
Çalar saatini ayarlamayı unutma.Don't forget to set your alarm clock.
Pişirme süresini 1 dakika 45 saniyeye ayarlayın.Set cooking time for 1 minute 45 seconds.
Sadece hızı kendime göre ayarlamam gerekiyor.I just need to pace myself.
Bomba otuz dakika içinde patlamak üzere ayarlanmıştı.The bomb was set to go off in thirty minutes.
Gerçekten beni ayartabileceğini düşündün mü?Did you really think that you could seduce me?
Bill ayartmaya direndi.Bill resisted the temptation.
Densizce imalarına ayar oluyorum.I'm sick of your crass hints.
O bir ayartmaydı, Mary, ve sen karşı koyamadın.It was a temptation, Mary, and you succumbed.
Herkes ayarlamak zorunda.Everybody has to adjust.
Her şeyi ayarladım.I've arranged everything.
Tom onun vizörünü ayarladı.Tom adjusted his visor.
Saati ayarladın mı?Did you set the clock?
Tom bir piyano ayarlayıcı.Tom is a piano tuner.
Bu emniyet kemerleri ayarlanabilir.These seatbelts are adjustable.
Tom ofis koltuğunun yüksekliğini ayarladı.Tom adjusted the height of his office chair.
Tom piyanosunu ayarlattı.Tom had his piano tuned.
Yeni müdürle konuştum, her şeyi ayarladım.I talked to the new manager, I arranged everything.
Açıkçası ayarlamak zordu.Obviously the adjustment was hard.
Henüz tarihi bile ayarlamadık.We haven't even set the date yet.
Bir tutum ayarlamasına ihtiyacın var.You need an attitude adjustment.
Hâlâ onu ayarlamaya çalışıyorum.I'm still trying to arrange it.
Hayatın hepsi ayarlamalarla ilgilidir.Life is all about adjustments.
Her şeyi ayarlamak zorunda kaldık.We had to adjust everything.
Tom her şeyi ayarlayacak.Tom will arrange everything.
Bir randevu ayarlanmadı.A date hasn't been set.
Ayarlamak zorundasın.You have to adjust.
Mary arkadaşı için bir kör randevu ayarlamaya çalıştı.Mary tried to arrange a blind date for her friend.
İyi bir örnek ayarlamaya çalışıyorum.I try to set a good example.
Zamanlayıcıyı ayarladım.I set the timer.