Tom gerçekten pahalı, iyi yapılmış bir çift ayakkabı satın aldı.Tom bought a really expensive, well-made pair of shoes.
Bu ayakkabılar Tom'a aittir.These shoes belong to Tom.
Bu ayakkabılar Tom'unki.These shoes are Tom's.
Ayakkabılarını cilaladıktan sonra, Tom dişlerini fırçaladı ve saçını taradı.After polishing his shoes, Tom brushed his teeth and combed his hair.
Tom sık sık Mary'nin ayak işlerini yapar.Tom often runs errands for Mary.
Tom Mary'ye ayakkabılarını cilalattı.Tom got Mary to polish his shoes.
Tom Mary'nin ayakkabı ölçüsünü bilmiyor.Tom doesn't know what Mary's shoe size is.
Tom Mary'ye ayak uyduramıyor.Tom can't keep up with Mary.
İngiltere'deki ayaklanma dehşet verici.The rebellion in England is frightening.
Kendisine karşı bölünmüş bir ev ayakta kalamaz.A house divided against itself cannot stand.
O ona ayak uydurdu.He kept pace with her.
Ayakkabımı tamir edebilir misin?Can you repair my shoes?
Bu ayakkabı bir boy büyüktür.This shoe is a size bigger.
Tom Mary'nin kaç çift ayakkabısı olduğunu merak etti.Tom wondered how many pairs of shoes Mary owned.
Tom ayakkabılarını çıkardı.Tom took off his shoes.
Tom ayakkabılarını kapıda çıkardı.Tom took his shoes off at the door.
Tom ayak bileği burktu.Tom sprained his ankle.
Tom Joneses'lara ayak uydurmaktan bıktığını söylüyor.Tom says he's tired of trying to keep up with the Joneses.
Tom ayaklarını sehpaya koydu.Tom put his feet up on the coffee table.
Tom rıhtımda ayaklarını suya sarkıtarak oturmayı sever.Tom likes to sit on the dock with his feet dangling in the water.
Tom Mary'nin giydiği ayakkabılardan nefret etti.Tom hated the shoes that Mary was wearing.
Tom'un ayakkabısının altında sıkışmış biraz sakız var.Tom got some chewing gum stuck on the bottom of his shoe.
Tom ayakkabılarındaki çamuru farketmedi.Tom didn't notice the mud on his shoes.
Tom ayakkabılarını giymemişti.Tom didn't have on his shoes.
Tom Mary'ye ayak uydurmaya çabalamaktan vazgeçmeye karar verdi.Tom decided to give up trying to keep up with Mary.
Tom ayakkabıları için yeni bağcıklar aldı.Tom bought new laces for his shoes.
Tom ayakkabılarını bağlamayı unuttuğunu fark etti.Tom became aware that he had forgotten to tie his shoes.
Tom Mary'nin evine girmeden önce ayakkabılarını çıkarmasını istedi.Tom asked Mary to take off her shoes before she entered his house.
Polisler Tom'un yatak odası penceresinin dışında herhangi bir ayak izi bulamadılar.The police couldn't find any footprints outside Tom's bedroom window.
Sanırım senin bir çift yeni yürüyüş ayakkabıları alman gerekiyor.I think you need to buy a new pair of hiking boots.
O, ayak sesleri duydu.He heard footsteps.
Ayakkabılarımı, paltomu ve şemsiyemi getirdim.I have brought my shoes, coat and umbrella.
Onlar ayakkabı olmadan yürüyorlar.They're walking without shoes.
Ayak bileğimi burktum.I twisted my ankle.
Onlar ayakkabı giymiyorlar.They aren't putting on shoes.
Onlar ayakkabısız koşuyorlar.They're running without shoes.
Sizce Tom'un ayakkabı ölçüsü nedir?What do you think Tom's shoe size is?
Tom ayak parmağını çarptı.Tom stubbed his toe.
Lütfen bu ayakkabıları cilala.Please shine those shoes.
Bana bir çift ayakkabı aldım.I've bought me a pair of shoes.
Tom ayaklarını yıkadı.Tom scrubbed his feet.
O ayaklarının ucuna basarak yürüdü bu yüzden onu hiç kimse duymadı.He tiptoed so no one heard him.
Onun ayakları uyuşmuştu.His feet were asleep.
Tom ayakkabılarını giydi.Tom put his shoes on.
Ayakkabıların bu kıyafet ile uymuyor.Your shoes don't go with that outfit.
Gömleğim kırmızı ve ayakkabım koyu mavidir.My shirt is red and my shoes are dark blue.
Ayak parmağım kanamaya başladı.My toe began to bleed.
Bu ayakkabılar bana ait.These shoes belong to me.
Suyun derinliğini asla iki ayakla kontrol etmeyin.Never test the depth of water with both feet.
Şu ayakkabılar İtalya'da yapıldı.Those shoes were made in Italy.
Çorap ve ayakkabılar yeni.The socks and sneakers are new.
Sandalyemiz yok. Ayakta dururken yer misin?We're out of chairs. Would you mind eating while standing up?
Ayakkabıcının çocukları yalın ayak gider.The cobbler's children go barefoot.
Çimlerin üzerinde çıplak ayakla dolaşmayı severim.I love walking barefoot on the grass.
Bu ayakkabılar eski modadır.Those shoes are old fashioned.
Ben bu ayakkabıları seçtim.I chose these shoes.
Şunlar şimdiye kadar gördüğün en pahalı ayakkabılar.Those are the most expensive shoes I've ever seen.
Ben ayakkabılarımı çıkardım.I took my shoes off.
Bir ayakkabı tamircisi de bir ayakkabıcı olarak bilinir.A cobbler is also known as a shoemaker.
Herkesin yedi parmak ve üç ayak parmağı vardır.Everyone has seven fingers and three toes.