Eski ayakkabılarını çıkararak yenilerini giydi.She took off her old shoes and put on the new ones.
Oturdu ve ayak ayak üstüne attı.She sat down and crossed her legs.
O, bana hoş bir çift ayakkabı verdi.She gave me a nice pair of shoes.
O ayakkabılarımı çabucak fırçaladı.She gave my shoes a quick brush.
O iki saat boyunca beni orada ayakta bıraktı.She left me standing there for two hours.
Küçük ayakları var.She has small feet.
O koyu kahverengi ayakkabılar giyiyordu.She was wearing dark brown shoes.
O kendini daha uzun göstermek için yüksek topuklu ayakkabılar giyiyor.She wears high heels to make herself look taller.
O, beyaz ayakkabılar giydi.She had white shoes on.
O, onlara ayakkabılarını çıkarmalarını söyledi.She asked them to take their shoes off.
Odayı temizledi, ve ayak işlerini yaptı.She cleaned the room, and ran errands.
O, trende ayakta durmak zorundaydı.She had to stand in the train.
Ben genellikle sekiz numara ayakkabı alırım.I usually take size eight shoes.
Odaya girmeden önce ayakkabılarınızı çıkarın.Take your shoes off before you come into the room.
Annem dün gece geç saatlere kadar ayaktaydı.My mother was up late last night.
Benim ayakkabılarım seninkilerden daha büyük.My shoes are bigger than yours.
Köpeğime doğrularak oturmayı ve arka ayaklarının üstünde durmayı öğrettim.I have taught my dog to sit up and beg.
İnsanlar krala karşı ayaklandı.People rose in revolt against the King.
İnsanlar yöneticilerine karşı ayaklandı.The people revolted against their rulers.
Yarına kadar bu ayakkabıları tamir ettireceğim.I will get these shoes repaired by tomorrow.
Arkadaşlarına ayak uydurmadığı için, o sonunda geride kaldı.Unable to keep up with his friends, he fell behind at last.
Dansçı ayak parmaklarının üzerinde döndü.The dancer spun on his toes.
Ayaklarımın üzerinde güçlükle durabiliyordum.I could scarcely stand on my feet.
Yapabildiğim bütün şey ayakta durmaya devam etmekti.It was all I could do to keep standing.
Ayakta duranların hepsi erkekti.Those standing were all men.
Tren öylesine kalabalıktı ki Ueno'ya kadar bütün yol boyunca ayakta durmak zorundaydım.The train was so crowded that I had to stand all the way to Ueno.
Yaşlı adam ayaklarını sürüyordu.The old man was plodding along.
Ayakkabımın arkasına yapışmış sakız var.There's gum stuck to the back of my shoe.
Benim ayakkabı bağlarım çözüldü.My shoelaces came undone.
O dans ayakkabıları giyiyordu.She was wearing pumps.
Şu ayakkabılar bu beyaz etekle mükemmel bir uyum sağlar.Those shoes are a perfect match for this white skirt.
Bu ayakkabılar, bu beyaz etekle iyi gider.Those shoes go well with this white skirt.
Şu ayakkabılar bu beyaz etekle iyi gider.Those shoes go well with this white skirt.
Borca girmeden Tokyo gibi büyük bir şehirde ayakta kalmak zor.It's really difficult to survive in a big city like Tokyo without endebting oneself.
Bu ayakkabılar çok küçük.These shoes are too small.
Lütfen ayakkabılarınızı giyin.Please put your shoes on.
Gümüş prangalarla ayaklarını zincirleyelim.Let's shackle your feet with silver fetters.
Bu ayakkabılar onun.These shoes are hers.
Dizlerinin üzerinde yaşamaktansa ayakta ölmek daha iyidir.Better to die standing than to live on your knees.
Bu ayakkabıları tamir edebilir misin?Can you repair these shoes?
Spor ayakkabıları satıyor musun?Do you sell sport shoes?
O, çorap ve ayakkabı giyer.He wears socks and shoes.
Çoraplarım var ama ayakkabılarım yok.I have socks, but I have no shoes.
Siyah ayakkabıları severim.I like the black shoes.
Ayak losyonuna ihtiyacım var.I need foot lotion.
İnsanlar ayakta duruyorken ve oturuyorken tamamen farklı olarak düşünüyor.People think completely differently when they're standing and when they're sitting.
Çok çabuk yürüme. Ben ayak uyduramam.Don't walk so quickly. I can't keep up.
Ben ayakkabılarımla gurur duyuyorum.I am proud of my shoes.
Bu ayakkabılar benim için çok büyük.These shoes are too big for me.
Japonlar bir eve girdiklerinde ayakkabılarını çıkarırlar.The Japanese take off their shoes when entering a house.
Ayakkabılarım kahverengi.My shoes are brown.
Eve girmeden önce ayakkabılarınızı çıkarmanız gerekir.You must remove your shoes before entering a house.
Evlere girmeden önce ayakkabılarınızı çıkarmalısınız.You have to take off your shoes before entering houses.
O, ayakta duruyordu.He was standing.
Ayaklarım acıyor.My feet hurt.
Ayakkabılarını çıkarmana gerek yok.You don't need to take your shoes off.
Benim ayakkabı bağcığım yürüyen merdivene takıldı.My shoelace got caught in the escalator.
Odaya ayaklarının ucuna basarak girdi.He entered the room on tiptoes.
Annem ayaklarımın temiz olmadığını fark etti.My mother noticed that my feet weren't clean.
Ayakkabıların çözülmüş.Your shoes are untied.