Ana içeriğe geç
Sözlük

ayak ile cümle

ayak kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
4
HARF
2
HECE
5
ORT. KELİME
Japonya'da bir eve girdiğinizde ayakkabılarınızı çıkarmanız gerekiyor.You are supposed to take off your shoes when entering a house in Japan.
Bir Japon evine girerken ayakkabılarını çıkarmalısın.You must remove your shoes when you enter a Japanese house.
Japonlar eve girerken ayakkabılarını çıkarırlar.The Japanese take off their shoes when they enter a house.
Girişte ayakkabılarımızı çıkarmamız gerek.We are supposed to take off our shoes at the entrance.
Girişte ayakkabılarımızı çıkarmamız gerekiyor.We are supposed to take off our shoes at the entrance.
Çıplak ayakla sıcak kumda yürüyemeyiz.We cannot walk on the hot sand with bare feet.
At arka ayaklarının üzerinde yükseldi.The horse rose on its hind legs.
Bir ayaklanma patlak verdi.A revolt broke out.
Suçlu ayak izleri bıraktı.The criminal left footprints.
O, o kadar hızlı yürüdü ki o ona ayak uyduramadı.He walked so fast that she couldn't keep up with him.
O aşağıya inerken ayak seslerini duyduk.We heard him come downstairs.
Onun ayakta durması herkesin odadan çıkmaya başlama işaretiydi.His standing up was the signal for everybody to start leaving the room.
O gece geç saatlere kadar ayakta kalma alışkanlığındadır.He is in the habit of staying up late at night.
Ona ayak uydurmaya çalış.Try to keep up with him.
Onun ayakkabıları kahverengidir.His shoes are brown.
Onun aylığı enflasyona ayak uyduramıyor.His salary can't keep pace with inflation.
Çamur onun ayakkabılarına yapıştı.The mud clung to his shoes.
Onun ayakkabıları o kadar eskiydi ki parmakları onlardan dışarı çıkıyordu.His shoes were so old that his toes were sticking out of them.
Yardımcısı ayakkabılarını parlattı.His assistant polished his shoes.
O ayakkabılarını parlattı.He shined his shoes.
Sınıf arkadaşlarına ayak uydurmaya çalışıyor.He tries to keep abreast of his classmates.
O sınıfın geri kalanına ayak uydurmayı zor buluyor.He finds it difficult to keep up with the rest of the class.
Engin bilgi sahibi bir adam o; diğer bir ifadeyle ayaklı sözlük gibi.He is a man of great knowledge, that is to say, a walking dictionary.
Oraya gitmek için yol boyunca ayakta kalması söylendi.He was told to remain standing all the way to go there.
Halen ayakta duruyor.He is still standing.
O bir çift ayakkabı satın aldı.He bought a pair of shoes.
O, ayakkabılarını giymek için durdu.He stopped to put on his shoes.
O bir ayakkabı dükkânı çalıştırıyor.He runs a shoe shop.
O bir ayakkabı dükkânı işletir.He runs a shoe shop.
Aya ayak basan ilk insandı.He was the first man to land on the moon.
O, eski ayakkabılar giydi.He wore old shoes.
Dün bir çift siyah ayakkabı aldı.He bought a pair of black shoes yesterday.
Bana ayak uydurdu.He came up with me.
O, yeni bir çift ayakkabı aldı.He bought a new pair of shoes.
Yeni ayakkabılarını giymeye çalıştı.He tried putting on his new shoes.
Ayakkabı bağlarımı bağlayacak kadar nazikti.He was kind enough to tie my shoelaces.
Ona ayaklı sözlük derler.He is called a walking dictionary.
Ayaklarını sürükledi.He dragged his feet.
O, ayak bileğini burktu.He sprained his ankle.
O yol boyunca ayakta durmaya devam etti.He kept standing all the way.
Onun ayaklarına çöktü.He collapsed at her feet.
O, babasının ayak izlerini takip etti.He followed in his father's footsteps.
Ayakları ayrık durdu.He stood with his feet wide apart.
Babalarının kasabada büyük bir ayakkabı dükkânı vardı.Their father had a large shoe shop in the town.
Onlar sağlam ayakkabı değiller.They aren't such a bad lot.
Onlar ayakkabısız gidiyorlar.They go without shoes.
O kadar yorgundu ki güçlükle ayakta durabiliyorduHe was so tired that he could hardly stand.
Onun mavi ayakkabıları o elbise ile uyum sağlar.Her blue shoes go well with that dress.
Onun ayakkabılarından biri düştü.One of her shoes dropped off.
Elbiseyle eşleşen ayakkabıları seçti.She picked out the shoes that match the dress.
Başı bir tarafa doğru hafifçe eğik, sessizce ayakta durdu.She stood silently, her head tilted slightly to one side.
O gelişigüzel ayakkabı satın alıyor.She buys shoes indiscriminately.
O rastgele ayakkabı satın alıyor.She buys shoes indiscriminately.
O ayrım gözetmeksizin ayakkabı satın alıyor.She buys shoes indiscriminately.
O, ayakkabılara çok para harcar.She spends a lot of money on shoes.
Ayakkabıya çok para harcar.She spends a lot of money on shoes.
Ayakkabıya çok para harcıyor.She spends a lot of money on shoes.
O ayakkabılarını bağladı.She laced her shoes.
O, ayakkabılarını parlattı.She had her shoes shined.
O bir ayakkabı mağazası yönetir.She manages a shoe store.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod