Bunun avantajını kullanarak 14 Eylül 1047 tarihinde başkentten Adrianopolis'e kaçtı.Aproveitando-se disso, ele fugiu da capital e foi para Adrianópolis em 14 de setembro de 1047.
Modern yazarlar ayrıca, Siyahın aradaki farkı giderici belli avantajlara sahip olduğunu da savunmaktadır.Escritores modernos também acreditam que as pretas possuem certas vantagens.
Louis'nin başka bir avantajı daha vardı.O Pedro II tinha outra vantagem.
Bütün sezon boyunca saha avantajı için çok çalıştık ve bugün o avantajı kullandık."Trabalhamos arduamente durante toda a temporada e agora recebemos a nossa justa recompensa."
Japon okulları ayrıca disiplini öğütler ki bu da işgücüne avantaj katar.As escolas japonesas também encorajavam a disciplina, outro benefício em formar uma força de trabalho efetiva.
Avantajları; Çok basit.Dificuldade: Muito Fácil.
Bu sınıfların birbirinden farklı oyuna avantaj sağlayan özellikleri var.Alguns deles tem objetivos diferentes de ganhar estrelas.
Bu şehrin çok avantaji vardır."Essas localidades realmente precisam de muita ajuda."
Bir negatif değer gecikmeyi ve pozitif değer avantajı gösterir.Um valor negativo representa um atraso, e um valor positivo representa um adiantamento.
Avantajı ise müşteri ihtiyaçlarına hızlı cevap verebilmesidir.Os servidores dedicados possuem a vantagem de atender a uma requisição de um cliente mais rapidamente.
Bu sayede avantaj kazanacaktır.Levando-o, portanto, à vitória.
Avantajı, ekstraksiyon işlemini daha basit olmasıdır.Vale salientar que a ventilação é mais eficiente do que a exaustão.
Betonarmenin Avantajları Yangına karşı iyi bir koruyucudur.Uma casca assim fornece uma excelente proteção contra fogo.
Futbolda sonuca ve skora gitmede avantaj sağlayacak pozisyonlarda pas almak, önemli bir beceridir.Usar uma pilha para salvar o endereço de retorno possui importantes vantagens.
Bazen de, avantajlar farklı yollar boyunca devam edebilir.No entanto, os significados das palavras, por vezes, evoluiu ao longo de linhas diferentes.
Boyuna göre dış şutlarının etkili olması pozisyonuna göre rakiplerine avantaj sağlamaktadır.Acreditam que a vantagem que você tem sobre seu inimigo é sua agilidade.
Oyun, Wii uzaktan kumandası (Wii Remote) ve Wii Nunchuk aygıtının tüm avantajlarından yararlanmaktadır.O controle do jogo usa tanto o Wii Remote e o Nunchuk.
Japonlar ayrıca sahilin yapısının sağladığı avantajları da kullandılar.Os japoneses também usaram o terreno difícil das praias em seu favor.
Buna karşılık enflasyon borçlular için avantajlıdır.Isto pode contradizer as vantagens da efemerização.
Erkekler ortalama olarak daha ızın boyludurlar ve bunun hem avantajları hem de dezavantajları bulunmaktadır.Mannen zijn ook gemiddeld gezien langer dan vrouwen, hetgeen zowel voor- als nadelen met zich meebrengt.
Oyuncu çevreyi kendi avantajlarına kullanabilir.De speler kan interacteren met de omgeving.
Japonlar ayrıca sahilin yapısının sağladığı avantajları da kullandılar.De Japanners gebruikten ook het strand in hun voordeel.
Betonarmenin Avantajları Yangına karşı iyi bir koruyucudur.Beton genoot de voorkeur vanwege de brandveiligheid.
Ev sahibi avantajını eline almıştır.De winst komt toe aan de eigenaar.
NAT'ın ciddi sonuçları (Sakıncaları, Avantajları) vardır.Desondanks houden Sarahs nachtelijke problemen aan.
Barselona El Prat Uluslararası Havaalanı'na yakınlığı da büyük bir avantajdır.Ook het nieuwe Vueling heeft luchthaven El Prat van Barcelona als thuisbasis.
Hüküm sürdüğü 14 yıl boyunca tek avantajı zekası olmuştur.Vanaf zijn 14de jaar kon iedereen een zeker bedrag sparen.
Bir çok mevkiide oynaması da büyük avantaj."Maar veel nummers doen is natuurlijk wel leuk."
Bu durumun avantajlı ve dezavantajlı yanları vardı.Dit leverde voor- en nadelen op.
1916 yılı savaşları da taraflarına hemen hemen hiçbir avantaj kazandırmamıştır.Het seizoen 2016 verliep op vrijwel alle fronten een stuk beter dan zijn seizoen ervoor.
Bir klişeyi kendi avantajına dönüştürebiliyor." demiştir.Dan kan ik hem een fax sturen".
Avantaj ve dezavantajlarını ekonomiklik koşulunu da göz önüne alarak belirler.Zowel de aspiraties als de tekortkomingen van het economische model komen aan de orde.
Sonuçta Heras, Pérez'den 30 saniyelik bir avantaja sahipti.Hij was slechts 13 seconden sneller dan Heras.
Avantajı ise müşteri ihtiyaçlarına hızlı cevap verebilmesidir.Het voordeel voor de klant is de makkelijke vindbaarheid van gezochte materialen.
Basketbolda uzun oyuncuların avantajı vardır.Lange spelers hebben een voordeel in basketbal.
Genç olmanın avantajları ve dezavantajları nelerdir?Welke voor- en nadelen heeft het jong zijn?
Kullandığınız sistemin avantajlarını açıklayan bir broşürünüz var mı?Heeft u een brochure die de voordelen van het systeem dat u gebruikt uiteen zet?
Avantajlarının yanı sıra ilk jet avcıları mükemmelden uzaktı.Pomimo niezaprzeczalnych zalet, konstrukcje wczesnych myśliwców odrzutowych były dalekie od doskonałości.
Fakat onun avantajını kullanamadı.Z przywileju jednak nie skorzystano.
Kışın da gelmesiyle birlikte avantajlar Sovyetlerin lehine geçti.Wraz z nadejściem zimy siły amerykańskie osłabły.
Belçika limanlarının çatışmada sağladığı stratejik avantajlar büyük bir önem taşımaktaydı.Z powodu sytuacji politycznej podróż zespołów na Grand Prix Belgradu wiązała się z trudnościami.
Tekrar-kullanılabilirlik teknik ve ekonomik olarak çeşitli avantajlar sunmaktadır.Może przyjmować wiele form fizycznych i finansowych.
Oklu gösterimin avantajı el yazılarında kolaylıkla kullanılabilir olmasıdır.Elektorencefalogram może być użyteczny w trudnych przypadkach.
Mikro çeviriciler bilinen çeviricilere kıyasla birçok avantaj sağlamaktadırlar.Mikrokredyty dają więc wiele korzyści pośrednich.
Bu sözlüklerin en büyük avantajı o okulla ilgili bilginin yoğunluğudur.Jego prestiż przyczynił się do znaczenia tej szkoły.
Qin'in diğer bir avantajı da, verimli, büyük bir orduyla kabiliyetli komutanlara sahip olmasıydı.Karol miał szczęście posiadać bardzo zdolnych dowódców na tyłach swej armii.
James'in en büyük avantajlarından biri de fiziğinin verdiği avantajla iyi bir savunma oyuncusu olmasıdır.Największym zagrożeniem dla Jamesa okazuje się ktoś, komu zaufał.
D sınıfı bir amplifikatör kullanmanın genel avantajı verimli oluşudur.Obecne implementacje języka D generują kod maszynowy, aby zapewnić maksymalną wydajność.
Barselona El Prat Uluslararası Havaalanı'na yakınlığı da büyük bir avantajdır.Ponad ¼ powierzchni miasta zajmuje międzynarodowy port lotniczy Barcelona-El Prat.
Avantajı ise müşteri ihtiyaçlarına hızlı cevap verebilmesidir.Miarą dojrzałości firmy informatycznej jest szybkość odpowiedzi na potrzeby klienta.
Avantajlı Yıllık abonelik tarifesinde ilk 30 dakika ücretsizdir.Pierwszych 30 minut użytkowania były zwolnione z opłat.
Bu çok önemli bir avantajdır.Był to niewątpliwie ważny krok naprzód.
Bir çok mevkiide oynaması da büyük avantaj."Nie częste to zjawisko współdziałania tak wielu zalet...".
Barselona El Prat Uluslararası Havaalanı'na yakınlığı da büyük bir avantajdır.Närheten till Barcelona-El Prats flygplats är också en stor fördel.
Çevik süreçler değişimi müşterinin rekabet avantajı için kullanır.Agila metoder utnyttjar förändring till kundens konkurrensfördel.
Louis'nin başka bir avantajı daha vardı.Adeln hade även andra privilegier.
Bu durum onlara savaşlarda avantaj sağlar.Dessa använder man för att få fördelar i striden.
Japonlar ayrıca sahilin yapısının sağladığı avantajları da kullandılar.De japanska styrkorna utnyttjade också strändernas terräng.
Bu durum onun avantajlı olduğunu kanıtladı.Vi vet att han fick dessa förmåner.
Her ikisinin de avantaj ve dezavantajları vardır.Båda har sina fördelar och nackdelar.