Sen onu arzuluyordun...Muistoa minulta pyysit...
Ayrıca arzu eden yıldızlar imza dağıtır.Sen lisäksi tähti symboloi toivoa.
İnsanların gerçek arzularını ne kadar iyi biliyormuş.Lisäksi he aliarvioivat kansan todellisia kykyjä.
Arzuyu bulmak zorundaydık.Kuvittanut Unto Kaipainen.
Camilerinizde ibadet etmek arzusunu duymuyor musunuz?Kuuluuko rukouskutsu Helsingissä, jos moskeija rakennetaan?
Çok büyük bir arzuyla yüzük istiyordu.Hän edusti Toivakan Rivakkaa.
Sürekli Arzu'yla birlikte dolaşır.Liikkuu aina Torunen kanssa.
Bu iki insan birbirlerine duydukları arzuyu zihinsel bir yolculuk olarak yaşarlar.Näiden kahden keskinäinen rakkaus joka seuraa niiden välisestä suhteesta symboloi Pyhää Henkeä.
Barışa uzaklaşacağım diye çalışmıyoruz, Barışı çok arzuluyoruz.He eivät halua minua vapaa-ajan tyylissä, he haluavat prinsessan.
Okul zordu ama bitirmeyi çok arzu ediyordum.Luokat olivat suuria, ja koulunkäynti vaativaa.
Arzu edilirse stop banyosu kullanılır.Sitten sen päätyyn suunnataan vesisuihku.
Son arzusu ise buraya gömülmekti.Vasta tämän jälkeen Lanne haudattiin.
Ne istiyoruz, ne arzuluyoruz?Mitä minä saan toivoa?
Birlik içinde sana hizmet etmek istiyoruz, Bu bizim kalbimizin en ateşli arzusudur.Να σε υπηρετήσουμε ενωμένοι είναι ο πιο διακαής πόθος στις καρδιές μας.
Doğu Karelya ile bağların güçlendirilmesine dair arzular, toprak talebini içermemektedir.Οι φιλοδοξίες για στενότερους δεσμούς με την Ανατολική Καρελία δεν περιλαμβάνουν εδαφικές απαιτήσεις.
Yerli ve yabancı el yazmaları arzusunun büyük bir kısmı 15. yüzyılda geldi.Σε μεγάλο βαθμό αυτή η επιθυμία για τοπικά και ξένα χειρόγραφα προέκυψε το 15ο αιώνα.
Titreşim bazen arzu edilir.Μερικές φορές καλείται ο ευσεβής.
Geç kaynaklar ikisinin arzularının imparatorluğu ikiye böldüğünü söyler.Μετέπειτα πηγές εικάζουν ότι οι αδελφοί επιθυμούσαν να χωρίσουν την αυτοκρατορία στη μέση.
Ancak ailesinin müzik yeteneği karşısındaki arzuları kısa zamanda köreldi.Ωστόσο, ο ενθουσιασμός των γονιών του για το μουσικό ταλέντο του σύντομα υποχώρησε.
Sanki erkekler yabancıları arzulamazmış gibi.Αυτό δυσαρέστησε τους Βουργουνδούς, που δεν ήθελαν έναν ξένο.
Birçoğu dünyamızın nasıl bu duruma geldiğini anlamayı arzular.Φωνάζουμε στον κόσμο πως είμαστε έτοιμοι εδώ.
Çok büyük bir arzuyla yüzük istiyordu.Το Ένα Δαχτυλίδι ήταν τόσο ισχυρό που είχε βούληση από μόνο του.
Ve siz, güçsüz ve silahsız olanın size düşmesini arzu ediyordunuz.Τι ημπορούσαμε να κάμωμεν ένα τοιούτον απάνθρωποιν και αιμοβόρον, θέλοντας και μή θέλοντες τα εδώκαμεν.
Anavatanımızı özgür ve eksiksiz görmek arzusuyla yaşadı.Υπηρέτησε την πατρίδα με άδολη προθυμία.
Tam bugünlerde Dilek’in karşısına Aydın çıkar ve kontrolsüz arzusunu Dilek’e yöneltir.Οι ευσεβείς πόθοι κρύβουν πίσω τους την επίκληση στο συναίσθημα και αποτελεί πλάνη αγνοίας ελέγχου.
Elizabeth aşk için evlenmek arzusundadır.Elizabeth vil kun giftes af kærlighed.
Artık onun için ölüm cezasının geldiğine inanıyorum; fakat cezanın acısız olmasını arzu ediyorum.Jeg håber, at han i hvert fald får dødsstraf; men jeg ønsker, at straffens hårdhed bliver mildnet.
Örneğin kâr sağlama arzusu kerşı devrimci bir eylem olarak yorumlanıp ölüm cezası verilebiliyordu.For eksempel kunne profitmageri fortolkes som en kontrarevolutionær handling, der kunne medføre dødsstraf.
Arkadaşlık için çocuklukta duyulan arzular, başarısız sosyal karşılaşmalar sonucu körelebilir.Barndommens ønske om kammeratskab kan blive bedøvet gennem en historie af mislykkede sociale oplevelser.
Bilhassa fizik kitaplarını büyük bir heves ve arzuyla okuyordu.Naturvidenskabelige skrifter læste han med stor lyst.
Ancak ailesinin müzik yeteneği karşısındaki arzuları kısa zamanda köreldi.Snart vandt dog hans lyst til musikken overhånd.
Böyle kavimler, Türkler tarafından her arzularına eriştirildi.Det er hvad alle sovjetiske mænd ønsker.
Yalnızlık arkadaş eksikliğinden veya başkalarıyla birlikte olma arzusundan daha da öteye giden bir duygudur.Ensomhed er en følelse af at være alene og af at savne nærhed med andre.
Çok büyük bir arzuyla yüzük istiyordu.Kongen opfyldte det særprægede ønske.
Arzuya göre birkaç diş sarımsak, 4-5 yaprak yeşil soğan.Frugten er en stenfrugt med 3-5 kerner.
İmparator gün doğumu geldiğinde Prensi kendi damadı olarak görmeyi arzu ettiğini itiraf eder.Kejseren erklærer, at han håber at kunne kalde prinsen sin søn inden solopgang.
2. gerçek, Samudaya: acıların kaynağı arzu ve isteklerdir.Den anden hellige sandhed er sandheden om lidelsens oprindelse, eller årsag.
Yani arzular ve korkular çatışır.Spændinger og konflikter er uundgåelige.
Her bir arayışta yakınlık ve ait olma arzusu vardır.Her vil man opleve en særlig nærhed og kontakt.
Fakat idareci rahibe herhangi bir arzunun olmasının bir hata olduğuna inanmaktadır.Den lokale præst var overbevist om, at det drejede sig om et mirakel.
1990'da Alman yeniden birleşmesi ile Alman Köşesi, Almanya'nın birleşmesi arzusunun sembolü olmaktan çıktı.Siden Tysklands genforening i 1990 har forbundsørnen været det forenede Tysklands kendetegn.
Geriye kalan torunları ise daha sonra Düzce'ye kendi arzularıyla göç etmişlerdir.Hans sønnesøn med samme navn kom alligevel senere til at kræve tronen.
Avrupa’daki ülkelerin çoğunluğu ya Avrupa Birliği’ne katılmıştır ya da katılma arzusundadır.Mange af foreningens medlemmer er EU-kritiske eller EU-modstandere.
Son arzusu ise buraya gömülmekti.Ægteparret blev begravet sammen.
Yalanladılar, nefislerinin arzularına uydular.Den går som følger (på engelsk): Peace is a lie; there is only passion.
Evlenmek arzusu Kehanetin aldatılması!Ønsket om å gifte seg Fusk svik!
Mevcut başkanı Arzu Çerkezoğlu'dur.Nåværende president er Aivar Pohlak.
O da bu kasabaya iş bulmak arzusuyla ve mümkün olduğu kadar çabuk ayrılmak isteğiyle gelmiştir.Han hevdet også at de hadde ønsket å bli ferdig med saken så snart som mulig og komme seg videre.
Arzu edilmeyen işaretlere de kaynaklık yapmaktadır.Disse anslagene består også av forekomster som ikke er oppdaget.
Okul zordu ama bitirmeyi çok arzu ediyordum.Skolen ble ganske snart for liten, og måtte utvides.
Prens Gwindor ise birliğe katılmayı arzuluyordu.Dr Verwoerd lot som om han hadde til hensikt å opprettholde medlemskapet i Samveldet.
Yerli ve yabancı el yazmaları arzusunun büyük bir kısmı 15. yüzyılda geldi.Sebagian besar permintaan manuskrip lokal dan asing muncul pada abad ke-15.
Avrupa’daki ülkelerin çoğunluğu ya Avrupa Birliği’ne katılmıştır ya da katılma arzusundadır.Sebagian besar negara Eropa ada yang sudah bergabung, maupun ingin bergabung, dengan UE.
Bediüzzaman son arzusu olarak namaz kılmak ister.Sebab Wisnulah yang dapat mengabulkan permintaan mereka.
Anna, Vladimir ile evlenmeyi arzu etmedi, düğününe giderken derin strese girdi.Anna tidak ingin menikahi Vladimir dan menunjukkan penderitaannya saat akan menikah.
Üftade'ye talebe olmak arzusuyla yanına gidince şu cevabı aldı: "Yazıklar olsun ey Kâdı Efendi!Saat pasukan Thalut melewati sebuah sungai, ia pun berkata: "Wahai prajuritku!
Geç kaynaklar ikisinin arzularının imparatorluğu ikiye böldüğünü söyler.Kemudian sumber berspekulasi bahwa saudara ingin membagi kekaisaran dalam dua bagian.
Genetik mutasyonda bir otoritedir ve en büyük arzusu insanoğlu ile mutantların barış içinde yaşamasıdır.Xavier adalah otoritas mutasi genetik dan advokat hubungan damai antara manusia dan jenis mutan.
Bu ise o zamanki ağır durumda çok kişinin arzusu idi.Keadaan ini tentu menjadi keprihatinan beberapa tokoh (sesepuh) waktu itu.
Olur ki sevip arzu ettiğiniz bir şey sizin için şerli olur.Engkau muliakan orang yang Engkau kehendaki dan Engkau hinakan orang yang Engkau kehendaki.