arz ile cümle

arz kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
3
HARF
1
HECE
9
ORT. KELİME
Organik çikolata, bazı tüketiciler için sosyal olarak arzu edilen bir üründür.تعتبر الشوكولاته العضوية منتج مرغوب اجتماعيا لبعض المستهلكين.
Bizim arzumuz bu kültürün değerinin bilindiği dünyanın diğer bölgelerini de aydınlatması.لدينا الرغبة في إضاءة المناطق الأخرى من العالم التي تقدّر قيمة هذه الثقافة.
1950'lerde, gıda arzı yetersizdi ve yaşam standardı genel olarak düşüktü.في الخمسينيات كانت إمدادات الغذاء غير كافية ومستوى المعيشة منخفضا بشكل عام.
Birkaç aylık bir gözlemden sonra, 1669 yılında Hooke arzu edilen sonucun elde edileceğine inandı.في عام 1669، وبعد عدة أشهر من المراقبة، اعتقد هوك أنه حقق النتيجة المرجوة.
Yalanladılar, nefislerinin arzularına uydular.وإنما أنكر على قوم عَزوا أنفسهم إليه وهو منهم بريء، وأطالوا ألسنتهم في سَب الشيخ أبي الحسن الأشعري.
Dumas farklı maceralar arama arzusundan dolayı ayrılmadan önce Rusya'da iki yıl geçirdi.قضى دوما عامين في روسيا قبل مغادرته بحثاً عن مغامرات مختلفة.
Jean-Baptiste Say: Her arz, kendi talebini yaratır. görüşündedir.قالوا عنه قال يحيى بن معين: ثقة، وقال أيضاً: كيس، كيس.
Bununla birlikte O, Kâbe'ye yönelmeyi arzu ediyordu.ويدلّ على ذلك قول البراء بن عازب: " وكان يحب أن يوجّه إلى الكعبة ".
Arzuyu bulmak zorundaydık.في عنده رغبة بالمعرفة .
Seçici bellek etkisi, arzu edilen karakter tiplerinin manipüle edildiği deneylerde de gösterilmiştir.ظَهَر تأثير الذاكرة الانتقائيّة أيضًا في تجارب تتلاعب بمرغوبيّة أنواع الشخصيّات.
Yeşil rengine yüklenen bu anlam farklı kültürlerde değişiklik arz etmektedir.اللون الأخضر مرتبط بمشاعر الحسد في بعض الثقافات.
Örneğin kâr sağlama arzusu kerşı devrimci bir eylem olarak yorumlanıp ölüm cezası verilebiliyordu.على سبيل المثال، يمكن تفسير الرغبة في تحقيق الربح على أنها ثورة مضادة ضد الإشتراكية يعاقب عليها بالإعدام.
Epilepsi: Bu durum, yaşa, bilişsel düzeye ve dil bozukluğunun türüne göre çeşitlilik arz eder.الصرع: توجد اختلافات حول خطر الإصابة بالصرع بحسب عمر الفرد، والمستوى المعري، ونوع اضطراب اللغة.
Bu evlilikten sonra Altay'ın eski komşusu Arzu Altay'ın eski karısı'nı öldürdüğünü iddia eder.وبعد هذا الزواج، ادعي جار ألطاي القديم، أن ألطاي قتل زوجته السابقة (أرزو ألطاي).
Clary artık serbesttir ve en çok arzuladığı öpücüğün de Jace'inki olduğu ortaya çıkmıştır.وبعد ذلك كلاري أصبحت حرة، مما يثبت أن قبلة جايس هي الأكثر رغبة لكلاري.
Hakka kul, resûle ümmet olanların arzularının yerine geleceği inancındadır.وقد يشير القرآن إلی صفات المؤمنين من أصحاب الرسول بأنهم أَشِدَّاء عَلَى الْكُفَّارِ رُحَمَاء بَيْنَهُمْ.
Şirket bu arz sonucunda yatırımcılarla, hisse başına 85 $'dan 19,605,052 hissesini paylaştı.وقدم ما مجموعه 19،605،052 سهم بسعر 85 دولارا للسهم الواحد.
Arzu edilen güven düzeyini yükseltmek, güven aralığının genişlemesine yol açar.فالعلاقات التي تُرضي الرغبة في الحميمة تؤدي إلى تعلق أكثر أمنا.
Bu yüzden ülke, ABD doları cinsinden daralmış para arzından etkilenmedi.هذا هو السبب لم تتأثر البلاد من قبل تقلصت الكتلة النقدية بالدولار.
Arz Esnekliği ^ Sullivan, Arthur (2003).Sullivan، Arthur (2003).
Arzu Kara (Tülin Özen) : Kızlar grubunun demirbaşı.إن الفتيات لديهن أمرًا يكافأهم البعض عليه وهو كونهم ذوات حساسية وعاطفة.
Para arzının büyümesi 1970'lerin yüzde 30'lu oranlarından yüzde 15'lere düşürülmüştür.وتراجعت الأجور الحقيقية للعمال نحو 50 في المئة عما كانت عليه في عام 1913.
Eğer talep, arzı geçerse, tedarikçiler fiyatlarını arttırabilir.تحدث مشكلة إذا قرر المورد رفع الأسعار.
Biz şimdi gider, durumu Hilâfet Makamına arzederiz.نحن الآننستعد لمغادرة مجالكم إلى مجالنا الخاص.
Macrinus hakkında tahtı kendisi için arzuladığını iddia eden söylentiler çıktı.أشيع عن ماكرينوس بمازعم رغبته في اعتلاء العرش بنفسه.
Son arzusu ise buraya gömülmekti.حيث كان قد صرح قبله بأمنيته أن يدفن هناك.
Sen onu arzuluyordun...كنتي على باله...
Ülkedeki yaban hayat ise çok fazla çeşitlilik arz etmektedir.يمكن أن نلاحظ ضمن الكرة الحية على سطح الأرض تنوعات هائلة من أشكال الحياة.
(Bir kaynaktan öğrenilmiş, kesinlik arzediyor.)كان ثقة مجتهدًا، ورعًا مستجاب الدعوة، كان عنده علم كثير.
Fabius şimdi bu malikâneleri, arz edilen fazla tutsak için düşman ordusuna ödemek için sattı.وفي النهاية اضطر فابيوس لبيع ممتلكاته لكي يدفع لجيش الأعداء ليتسلم باقي الأسرى.
Allah'ı Bilen İnsanlar (Ehl ul-Ma`rife Billah) dünyada birer yabancı olup ahireti arzularlar" dedi.« من أراد أن يعرف معرفته بالله، فلينظر إلى ما وعده الله ووعده الناس، بأيهما قلبه أوثق ».
Bunlar pek heybetli bir manzara arzeder.حيث يبدو منظر البحر رائعا.
Bu ise o zamanki ağır durumda çok kişinin arzusu idi.كان ذلك بمثابة الصدمة للكثيرين في ذلك الحين.
Arkadaşlık için çocuklukta duyulan arzular, başarısız sosyal karşılaşmalar sonucu körelebilir.ويمكن أن تتحول الرغبة الطفولية في الرفقة، إلى شيء فاقد الإحساس، عبر مجموعة متعاقبة من اللقائات الاجتماعية.
Filmin sonunda, onun en büyük arzusu gerçekleşir ve kadınlar ona hayran olur.No final do filme, o seu maior desejo é realizado e ele passa a ser adorado pelas mulheres.
NA’nın üçüncü geleneği üyelik için tek koşulun “kullanmayı bırakma arzusu” olduğunu söyler.A terceira tradição de NA diz que o único requisito para ser membro é o "desejo de parar de usar".
Bu ifade çoğu zaman cinsel çekiciliği veya arzu edilebilirliği ima eder.O termo, geralmente, significa atração sexual ou desejabilidade.
Yine kolay yoldan zengin olma arzusuyla hareket etmektedir.Ele deseja, então, seduzir Modeste.
Avrupa’daki ülkelerin çoğunluğu ya Avrupa Birliği’ne katılmıştır ya da katılma arzusundadır.A maioria dos estados europeus ou se uniram ou declararam sua intenção de se unir à União Europeia.
Bu albümün "Monotheist"ten daha karanlık, daha ağır ve biraz daha deneysel olmasını arzuluyorum."Meu desejo é que o álbum seja uma evolução mais sombria, pesada e um pouco mais experimental do Monotheist."
Makedonya dönemi, dinî önem arz eden bazı olaylara da sahne oldu.Durante o período macedônico também ocorreram eventos de importante significado religioso.
Senato arzuladığı amaçlarına ulaşmak için pleb makamlarını kullanma gerekliliğini fark etti.O senado percebeu a necessidade de usar os oficiais plebeus para atingir seus objetivos.
Fakat Simeon'un Bizans imparatorluk ailesi ile ilişki kurma arzusu olan hanedan evliliği mümkün olmadı.Porém, o casamento dinástico que Simão desejava estabelecer com a família imperial bizantina não ocorreu.
Cevap olarak Sultan, misafirlerinin arzularının yerine getirileceğinin garatisini verdi.Em resposta, o sultão assegurou a seus convidados que seus pedidos seriam atendidos.
Yenilik ve heyecan arzularından dolayı kendilerini tehlikeli durumlara sokarlar.Por costumarem ansiar por novidades e excitação, podem colocar-se em situações de risco.
Ama Tedder’ın mikrofonun önündeki insan olma arzusu hala dipdiriydi.No entanto, o desejo de obter sucesso de Tedder estava ofuscado atrás do microfone.
Arkadaşlık için çocuklukta duyulan arzular, başarısız sosyal karşılaşmalar sonucu körelebilir.O desejo de se ter companhia na infância pode ser distorcido devido a falhas na interação social.
Ve siz, güçsüz ve silahsız olanın size düşmesini arzu ediyordunuz.Precisamos de pessoas amadas e não armadas.
Hizmetçi arzusuna erişmiş ve evin hanımı olmuştur.A criada vira patroa, e a patroa ocupa o lugar da criada.
Arzuyu bulmak zorundaydık.Manifestou um desejo.
Bu arzu edilen nitelikler şunlardır: geçerlilik, optimallik ve değişmezlik.Estas propriedades desejáveis podem ser descritas como validade, otimização e invariância.
Emek arzının ücret esnekliği negatiftir.Com isso, a elasticidade preço da procura é negativa.
Dumas farklı maceralar arama arzusundan dolayı ayrılmadan önce Rusya'da iki yıl geçirdi.Dumas passou dois anos na Rússia antes de se mudar em busca de aventuras e inspiração para mais histórias.
İnsanların gerçek arzularını ne kadar iyi biliyormuş.Tinha uma auto-confiança dos que realmente sabiam o que queriam.
Genel olarak yalnızca enerjideki farklar fiziksel önem arz eder.Apenas diferenças de potencial elétrico possuem significado físico.
Sevgilisinin ailesi, kızlarının evlenme arzusuna şiddetle karşı koydu.A família da moça se opôs ao namoro.
Bu dönemde Arzava’nın bağımsızlık kazandığı anlaşılmaktadır.Nesse período Gandhi já sabia que a independência era questão de tempo.
Bu Sabahattin Ali'nin arzu ettiği bir durumdur.Este sermão foi a resposta de Ali.
Yine aynı nedenlerle taş piskoposlar için özel bir önem arz etmiştir.Embora ele também, com significado diverso, o atribuí aos bispos igualmente.
Clary artık serbesttir ve en çok arzuladığı öpücüğün de Jace'inki olduğu ortaya çıkmıştır.Simon se oferece para beijá-la, mas percebe que o beijo que ela mais deseja é na verdade o de Jace.

İlgili Sayfalar