arz ile cümle

arz kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
3
HARF
1
HECE
9
ORT. KELİME
NA’nın üçüncü geleneği üyelik için tek koşulun “kullanmayı bırakma arzusu” olduğunu söyler.La seule condition requise pour devenir membre de NA est le désir d’arrêter de consommer.
Ancak, bazen bunun aksi arzu edilir.Cependant, l'inverse est parfois préférable.
Cevap olarak Sultan, misafirlerinin arzularının yerine getirileceğinin garatisini verdi.En retour, le sultan assure à ses hôtes que leur demande va être agréée.
Üftade'ye talebe olmak arzusuyla yanına gidince şu cevabı aldı: "Yazıklar olsun ey Kâdı Efendi!Lorsque, en descendant, on lui demanda le résultat de son affaire, il répétait : “Il m'a traité de lâche !”
Oysa Fatma, zengin bir adamla evlenmek arzusundadır.Cupide, elle veut épouser un homme riche.
Arzu ise bir yapımcının gelip ona iş teklif etmesini beklemektedir.Le jeune homme semble attendre que quelqu'un vienne le chercher.
Gümüşün ana arzcısıdır.La viande constitue le plat principal.
2006 yılında, yine daha çok grup çerçevesinde çalışma arzusu belirdi.En 2006, la décision est prise de retravailler plus souvent en tant que groupe.
Son arzusu ise buraya gömülmekti.Il y est enterré, suivant sa dernière volonté.
Ticaretin ortaya çıkış nedeni, insanın ihtiyaçlarını karşılama arzusudur.Le commerce a pour moteur la satisfaction des multiples besoins de l'homme.
Bizans kuvveti Arzanene'yi istila etmeye devam etti.L'armée byzantine envahit ensuite l'Arzanène.
Çünkü "Allah'ın arzı geniştir" (Zümer, 39/10).Le Verbe de Dieu » (Ap 19, 13).
Bu ise o zamanki ağır durumda çok kişinin arzusu idi.Le nombre de personnes concernées était à l'époque très modeste.
Bölgede ülke turizmi açısından önem arz eden yerler mevcuttur.L'importance du tourisme sur le territoire n'est plus à démontrer.
Bu dönemde Arzava’nın bağımsızlık kazandığı anlaşılmaktadır.À partir de cette période, la Judée semble avoir gagné en autonomie.
Yin temelli öğeler arzı yaratırken, yang temelli öğeler göğü yaratırlar.La Vierge est le champ de blé qui donne le pain de l'éternité.
Aristoteles, "güzel olan, salt kendisi için arzulanabilir olandır" demektedir.Aristote avait posé que « le bien est ce que toutes choses désirent ».
Barış dolu bir hayata dönmek konusunda daha arzulular.Il dit aspirer à une vie paisible.
Bu akımda ressamlar nesne ile rengi ayırmayı ve önceliği renklerin ifadesine vrmeyi arzulamışlardır.Les peintres désirent séparer la couleur et l'objet, donnant la priorité à l'expression des couleurs.
Allah'ı Bilen İnsanlar (Ehl ul-Ma`rife Billah) dünyada birer yabancı olup ahireti arzularlar" dedi.En vérité, il est mon moyen d'approche à Allah dans ce monde et celui de l'au-delà.
İnsanların gerçek arzularını ne kadar iyi biliyormuş.Il sait discerner la vraie personnalité de chacun.
1997'da büyük önem arzeden bir şekilde çalışma grupları için şimdi her yıl onaylanan bir durum tanıtıldı.La décision est, comme chaque année, basée sur des critères d'accueil prédéfinis.
Emek arzının ücret esnekliği negatiftir.Le solde migratoire est négatif.
Ona göre insan, her şeye sahip olmak ister ve bu arzusunun sınırı yoktur.Elle peut construire tout ce que son esprit désire, il n'y a pas de limite.
"Sow'un ilginç arzusu".31. « La Curiosité de Nicole ».
Kiliseyi ziyarette tanımadığı bir güzel kız görmüştür ve onunla birlikte olmayı arzu etmektedir.Alberto est fiancé à une femme qu'il n'a jamais rencontrée et est en route pour la voir.
Akfen Holding, 2010 yılında halka arz edilmiştir ve BIST'de işlem görmektedir.Damien Saez, J'accuse, 2010, voir en ligne.
Yerköy'de meyvecilik ve bağcılık arzu edilen bir seviyede değildir.Mais notre espoir et notre consolation sont ailleurs.
Bunlar pek heybetli bir manzara arzeder.Il s’agit d’un énorme miroir.
Güç, arzuları bastıran bir unsur değil, her arzu kümesinde yer alan bir unsurdur.La puissance n'est pas ce que la volonté veut mais ce qui veut dans la volonté.
Rahibe Angelica hiçbir özel arzusu olmadığını ifade eder.La princesse Beatrice n’a pas de mission royale particulière.
Böyle bir durum, bugün için çok az bir ihtimaldir, çünkü Türkiye'de gaz arzı talepten fazladır.Il est très improbable qu'elles restent à ce niveau du fait des besoins mondiaux actuels en pétrole.
Petrol arzı sınırsız değildir.El suministro de petróleo no es ilimitado.
Birlik içinde sana hizmet etmek istiyoruz, Bu bizim kalbimizin en ateşli arzusudur.Queremos servirte unidos ese es nuestro más ardiente deseo de corazón.
Bu önem arz etmektedir çünkü EM sürecin P-korunumuna riayet ettiği bilinmekteydi.Esto es importante porque se sabía que el ME respetaba la conservación-P.
Hayatın boyunca arzulardan uzak dur.Mantente separado del deseo a lo largo de toda tu vida.
Apollonius, rüya'da:"Aurelian, yönetmek arzusundaysan masumların kanını dökmekten uzak dur!Apolonio le rogó, diciendo: «Aureliano, si deseas gobernar, ¡abstente de la sangre del inocente!
Bu yüzden toprağın sahipleri olarak kendilerine sahibü'l arz da denilmiştir.Así fue en verdad como se hizo la creación de la tierra: - ¡Tierra!, dijeron, y al instante fue hecha.
Bu albümün "Monotheist"ten daha karanlık, daha ağır ve biraz daha deneysel olmasını arzuluyorum."Deseo que el álbum sea un desarrollo más oscuro, más pesado, y un poco más experimental que Monotheist."
977 yılında Suret el-Arz (صورة الارض; "Yeryüzü'nün yüzü") isminde eserini yazmıştır.En el año 977 escribió la obra por la que es famoso llamada Ṣūrat al-’Arḍ (صورة الارض; "La faz de la Tierra").
Arzu Tramvayı’nı 1947 yılında 632 St. Peter Sokağı’nda otururken yazdı.Escribió Un tranvía llamado deseo (1947) mientras vivía en el número 632 de la calle St. Peter.
Kral Davud'un Kudüs'e olan arzusu popüler dua ve şarkılarda yer bulmuştur.Muchos de los anhelos del Rey David sobre Jerusalén se han adaptado en oraciones y cantos populares.
Olur ki sevip arzu ettiğiniz bir şey sizin için şerli olur.Si lo deseas, lo que se desea es la verdad para el que (representa) la mejor verdad.
Kanada'da ise yerlilere yapılan kürk ticareti önem arz ediyordu.En Canadá, las pieles se obtuvieron por un comercio honesto.
Sonra korkuları ve arzuları olan karmaşık bir birey hâline gelir.Luego se transforma en un individuo con miedos y deseos.
Böyle kavimler, Türkler tarafından her arzularına eriştirildi.Todos desaparecieron bajo el temor de los turcos.
Müziği geliştikçe ve popüleritesi arttıkça vokalistliğide önem arz etmeye başladı.A medida que su música progresaba y que su popularidad crecía, su canto también se convirtió en importante.
Ölümsüzlüğü arzulayan Donovan, Naziler ile işbirliği yaptı.En realidad, Donovan trabaja para los nazis y desea obtener la inmortalidad.
Tapınakçılar’ın itirafçıları, hiç şüphe yok ki yapılan işkencenin boyutlarına göre çeşitlilik arz etmekteydi.Según testigos, detenidos junto a ellos, la pareja era torturada conjuntamente.
Sen onu arzuluyordun...Pero llegué a quererlo...
26 Mayıs - Vladimir Arzumanyan, Ermeni şarkıcı ve söz yazarı.26 de mayo: Vladimir Arzumanyan, cantante armenio.
Arzusunun dışında, vergi yükü ağırlıklı olarak köylüde kaldı.A pesar de sus deseos, la presión fiscal se mantuvo principalmente sobre los campesinos.
Cevap olarak Sultan, misafirlerinin arzularının yerine getirileceğinin garatisini verdi.A su vez, el sultán aseguró a sus invitados que su petición sería concedida.
Ne istiyoruz, ne arzuluyoruz?¿Qué debemos o podemos querer?
Arzuyu bulmak zorundaydık.Estaba cumplido mi anhelo.
Yaklaşık MÖ 1320de Milliwanda şehri Arzawa'lı Uhha-Ziti'nin isyanına destek göstermiştir.1320 a. C., Millawanda apoyó la rebelión de Uhha-Ziti de Arzawa.
Şafak vakti yaklaşınca Faust Marguerite'nin hayalini görür ve onun yanına gitmeyi çok arzuılar.Mientras se acerca el amanecer, Fausto tiene una visión de Marguerite y la llama.
Ama şimdi arzunu kaybettin.Perdió la victoria.
Ancak ailesinin müzik yeteneği karşısındaki arzuları kısa zamanda köreldi.Sin embargo, la pasión de sus padres por su talento musical pronto se enfrió.
Bizim arzumuz bu kültürün değerinin bilindiği dünyanın diğer bölgelerini de aydınlatması.Queremos que esta cultura irradie las partes del mundo que la valoran.

İlgili Sayfalar